YAKARIŞ ( Medyomun Duası)
Ruhum aç ve susuz; bu açlık ve susuzluk benim için bir halet… Dünyayı kucaklasam, güneşi kucaklasam, kozmosu kucaklasam özlemim bitmiyor. Evrene uzansam susuzluğum yine dinmiyor. Ruhum bütün alevleri ve buzları sarsa da, bize sunduğu tüm imkanlara rağmen Tanrı’ya bir adım bile yaklaşamıyorum. Bu ne kötürümlüktür Yarabbi!
Bugüne dek ne gördükse, ne yaşadıksa, bu gördüğümüz ve yaşadığımız şeyler bize, “ şükür” hissinden başka hiç bir şey öğretmiyor. Bu sonsuz varlıklar diyarında, bu hınca hınç dolu evrenler içinde, boş bir yer göremiyorum kendime!
Alemler, evrenler dönüyor, zikrediyor; en incesinden en kabasına, en uzağından en yakınına kadar hepsi birden çılgıncasına dönüyor. Ve kendi işini, kendi yolunu biliyor. Ya ben? Ben yolumu bulamıyorum. Neden acaba? Çünkü, O’ na doğru, O’ndan O’na bir çekilim, O’nun için bir aşk duyuyorum.
Başlangıcın sonsuzluğu, sonun sonsuzluğu içinde kaybolmuşum. Nerede olduğumu bile merak etmiyorum, ben buradayım ve oradayım. Dün, bugün ve yarın sonsuzluğun bir parçası. Biz hepimiz sonu gelmeyen sonsuzun yolu üstündeyiz.
Dinle, ağlayan dünyayı dinle! Bağırışını, çağırışını, ibadet edişini, homurdanışını, dinlenişini, pervane gibi dönüşünü, dönüşünden gelen saadeti ve ıstırabı dinle! O döndükçe dönüyor, ben onun içinde dönüyorum. Benim içimde de atomlar dönüyor. Benim içimdekiler de bir evrendir. Bilsen ki, onlar da delicesine dönüyor. Yalnız onlar mı? Dışımdakiler de dönüyor. Kimisi biliyor da dönüyor, kimisi de bilmeden dönüyor!
Tanrı desem, ama nasıl desem, hangi ağızla söylesem? Tanrı diyebilecek yetkim var mı? Kudretli varlıkların, benim önümden seyirttiklerini gördükçe, onlardaki enerji ve kudretin bende olmadığını fark edip üzülüyorum. Yarabbim beni affet!
Gücüm kalmayınca bırakıyorum kendimi; rüzgarı dinliyorum. Rüzgar benim musikim oluyor. Fırtına alıp götürüyor. Kar ve yağmur üstüme mi yağıyor? Nereden yağıyor, onu da bilmiyorum. Hayır, onlar nurdan şeyler. Her atomunda, her damlasında milyarların yaşadığı evrenler var. Tanrı onları bana gösterdikçe, kendi küçüklüğümden korkuyorum. Bu küçüklüğe, bu kadar büyük şeyler göstermek, ne cömertliktir Ulu Tanrım!
Seven sevenlerin içinde, seven sevenlerin üstünde, seven sevenlerin sağında solunda; sevenlerin küresel olarak etrafından bu sevginin haleleri katmer katmer; parlaklaşıyor, odaklaşıyor.
Sevgiden sonra Birlik başlıyor. Orada bir Birleşim var. Fertler birdenbire bütün bir varlığa dönüşüyor. Zaten şu anda ben tek değilim ki! Olamam ki! Olmak da istemem. İstesem de olamam, çünkü hepimiz sonsuzluğun şahadetiyiz; inanan da inanmayan da!
Tanrım! Aklım, sadece Senin olduğunu ve Senin Varlığına ibadet edeceğimizi söylüyor. Bu aciz, perişan ve zavallı kullarına sen acı Yarabbim!
Nasıl olur da benim gibi bir zavallı, bir hiç, nefsine yenilip de, sana, sıradan kelimelere bağlı şeyler söylemeye cesaret edebilir! Benim sadece hayretten açılmış ağzımı kapayarak susup, senin deryana dalarak süküt içinde kalmam, ibadet sayılabilir.
Tanrım kıblemi de kaybettim! Nerededir bu sana yöneliş yeri? Senin kıblen her yönde! Bulunduğum yerden itibaren her yön senin kıblen. İnsan, sana ibadet ederken yön ararsa, o zaman, ibadet edebilme yeteneği de, bilgisi de, yönü de yok demektir. Ben artık şaşırdım, neyi bilip bilmediğimi bile anlamıyorum.
Senin yasalarının sırları içinde bulunuyorum ve senin o cömertçe vaaz etmiş olduğun yasaların karşısında ne yapacağımı bilemiyorum! Her biri evrenler kadar sırlarla dolu!
Atoma baksam, sonuna gidemiyorum; güneşe baksam, sonuna gidemiyorum! Her biri pervaneler gibi! Sağımla, solumla, önümle, arkamla, her yönümü görmeye çalışıyorum!
Mikrokozmos ve Makrokozmos sonsuzluklarının içinde, herhangi bir noktada olduğumu biliyorum. O kesitte bana Tanrı tarafından verilmiş olan idrake, bana yansıttığı bu görüşe ne kadar şükretsem, ne kadar ağlasam, ne kadar yaş yerine gözlerimden kan akıtsam azdır. Senin bize lütfettiğin bu idraklere şükürler olsun Ulu Tanrım!
Beni yoktan var eden, bütün evrenleri yaratan, varlıkları yaratan, yoklukları da yaratan Yüce Yaradanım! Seni idrak edenler bir hiç oluyorlar, hiç…
Varlık ve yokluk senin yarattığın alemlerin sadece iki tanesidir. On sekiz bin alemin değil, sonsuz kere milyarlarca alemlerin haliki ve sahibi sensin; İlahi Kudret Zatın’da doğmuştur!
O kudretlerin, yasaların sahibi Yaradanım! Senin kudret ve yasalarının karşısındayken, cehennem ateşi bahar serinliği gibidir ya da kutup buzları içinde insan ter döker.
Senin ismin anıldığı zaman kendimden geçiyorum. Ulu Tanrım, beni affet! Zeka körlüğümden, renk körlüğümden, arzu ve istek körlüğümden, idrak körlüğümden dolayı affet! Varlıkla, körlük engelini sadece sana gelmek için, sana sığınarak aşmak istiyorum.
Ulu Yaradanım, biliyorum ki, bütün sonsuz hayatlarım boyunca sana olan uzaklığım kesin şekilde kısalmayacaktır. Çünkü senin yolunda ilerleyenler, senin yoluna tevekkülle boyun eğerek girmiş olanlar biliyorlar ki, uzaklık gittikçe açılmaktadır, sonsuzlaşmaktadır.
Yarabbim! Seni yerde ve gökte aramak aptallığına düşmekten insanları ve varlıkları kurtar. Çünkü bizim anladığımız şeylerle kıyas edilemeyecek Yüce Kudret, Sen’den sadır olur, Sen’den doğar!
Seni anlayabilmek hiç bir insanoğluna, hiç bir evren varlığına asla ve asla nasip olmayacaktır. Çünkü sonsuzluklar içinde uzanıp giden yaşam, sadece o yasaların ve o yolların, sana gelen tarafında bulunmaktır. Ama şu da var ki, mutlak surette, öyle de böyle de, bütün varlıklar sana yönelmişlerdir. Her yönde sana giderler. İsterlerse boyunlarını büküp rıza göstersinler, isterlerse asi olsunlar; yine de bütün varlıklar senin yolundadır.
Ve onun için, bütün varlığımla, insan kardeşlerimin, fedakar, müşfik, merhametli, iyi, dürüst, çalışkan, doğru sözlü, içinin aynasını olduğu gibi aksettirebilecek yetenekte olmaları için dua ediyor ve bu bilgilerin, onlara, Yüce Tanrı tarafından ışık olarak verilmesini diliyorum!
