YARADAN
Mutlak Yaradan, her şeyden ve bütün yarattıklarından münezzehtir. Hiç bir yaradılmış varlık Yaradan’ı ile ilişki içine giremez. O’nun yaratıcılığını, kudretini ve yaratmış olduğu her şeyi sarıp sarmalamasını ifade edebilecek hiç bir süslü kelime, sıfat veya eşdeğerde kavram yoktur.
Yaradan isimlendirilemez ve sıfatlandırılamaz! Halk ettikleri ile ilişki içine giremez; aksi taktirde münezzehlik kavramına halel gelir. İyi- kötü, güzel-çirkin gibi ikilemli sıfatlandırmalar sadece dünya insanının eksik bilgisinden kaynaklanmaktadır.
Hakikat Bilgisi ile karşılaşan bir varlık, evreni yaratan ile kendisi arasındaki sınırsız ve sonsuz uzaklığı daha iyi kavrar.
Maalesef insanoğlu, Tanrı kavramı ile pek haşır neşirdir. Hatta günlük konuşmalarında sık sık bu ifadeyi kullanır. Fakat insanların, kendi eksik ve yanlış anlayışlarının bir ürünü olarak ortaya çıkmış olan bu anma ve konuşma şekilleri ile bir sonuca ulaşılamayacağı kesindir.
Bugüne kadar gelip geçmiş olan bütün ilahi öğretiler insanı Tanrı yoluna ulaştırabilmek için verilmiştir. Asla Yaradan’a kavuşmak, O’nunla birleşmek söz konusu değildir. Büyük velilerin hepsi, bu yolda çalışma yaparken, özellikle kendi kendilerine hissettiklerini anlatmaya çalışmışlar ve pek de başarılı olamamışlardır. Öğretilerini doğru olarak açıklamışlarsa da bu konu ile ilgili hissettiklerini, yaşadıklarını, başlarından geçen halleri aktaramamışlar ve paradoks kavramlar kullanarak bilgilerin büyük bir kısmının putlaşmasına yol açmışlardır.
Yaradan evreni kendisine mesken olsun diye yaratmamıştır. Böyle bir düşünce insanların zayıflığından ileri gelmektedir. Biz ufacık ve kısır aklımızla yasa ve gerekçe çıkarıp İlahi İrade Yasaları’na karşı hükümler verirsek, bunun zararını kendimiz çekeriz. Bu şekilde düşünüp davranmakla O’nu ve Tanrı’yı ne küçültür, ne de yüceltebiliriz.
Yaratılan bütün varlıklar Yaradan’ın İlahi Kudret’i ile ayakta durmaktadır. Ve Yaradan hiç bir zaman evrenin içinde değildir. O bilebildiğimiz, bileceğimiz ve bilmediğimiz tüm sistemlerin ötesindedir.
Yaradan, yarattığı varlıklarına İlahi Kudret’i bağışlamıştır. Demek ki, İlahi Kudret, insan ruhunda mevcuttur. Ayrıca bedeni oluşturmakta olan bütün ruhlarda da mevcuttur. İnsan denen varlık, bu kudreti duyabildiği, anlayabildiği oranda Yaratıcısı’na yaklaşmış sayılır. Ve aynı zamanda da O’ndan uzaklaştığını anlar. Daha doğrusu arada aşılacak uzaklık olmadığını anlar.
Ruhsal Organizasyonlar, İlahi İrade Yasaları gereği tekamülümüze hizmet ederek, yükselmemizi sağlarlar. İçimizdeki İlahi Kudret’i onların yardımlarıyla görebiliriz. Ruhundaki İlahi Kudret’in yüksek tecellilerini görenler, şimşek gibi yerlerinden fırlayıp, vazifelerini yapmak üzere harekete geçerler. O duruma gelmiş olanların duaları ile henüz uyanmayanlara da yardım edilir.
İnsanlar İlahi İrade Yasaları’nı bilerek veya bilmeden uygulayarak vazifelerini yerine getirirler. Bunu bize Dünya Okulu öğretir. Bu okuldayken hemcinslerimize karşı sevgi, şefkat, merhamet göstererek Kozmik Yasalar’ın işleyişini öğreniriz. Dünya şartlarında bu şekilde başlayan içli-dışlı vazifeler, evrenin sonsuzluklarında sürer gider. Ve insan geleceğini bu şekilde örer.
Tanrı Yolu’na kendilerini korkusuzca ve endişe duymadan teslim edenler, gelecek endişesi taşımazlar. Ama kendini büyük gören, yaptıklarını kendinden zanneden gururlu ve kibirli insanlar, bilmeden iflasa sürüklenmektedirler.
Bir varlık daima Yüceleri’nin, Hamileri’nin yardımlarıyla kendini gerçekleştirmektedir. Bu da Yaradan’ın izni ile olmaktadır.
Dünyada ne kadar dil ve ne kadar insan varsa, bir o kadar da şekillendirilmiş ve düşünülmüş Yaradan ve Tanrı anlayışı vardır.
Yaradan, her yerde ve her şeydedir. Bu oluş O’nun Varlığı ile değil, İlahi Kudret’i iledir. Yaradan insanlarla İlahi Kudret vasıtasıyla ilişki içinde olur.
Evrenlerde Değişmeyen Yenilenmeyen
Hiç Bir Şey Yoktur
Kozmosta değişmeyen, yenilenmeyen, başkalaşmayan hiç bir şey yoktur. Bu değişim karşısında her türlü put yok olmaya mahkumdur. Evrende yerinde durmak, durağanlaşmak, çeşitli putlara bağlanıp kalmak mümkün değildir.
Sonsuzluk içinde bütün evrenler, bütün yaradılmış olanlar, bütün varlıklar, Sebep-Sonuç Yasası uyarınca değişmek zorundadır.
Yaradan’ın yaratmış olduğu evrenler ve evrenlerin içinde tüm varlıkların sürekli bir değişime tabi olması, O’nun temel ilkelerinden bir tanesidir. Değişim, açık seçik bir ilke ve temel yasadır.
Evrensel değişme ve sürekli gelişme yasası, Ruhçuluğun temel ilkelerinden en önemlisidir ki, Tekamül Yasası olarak açıklanır. Doğa ve yaşam sürekli bir yenilenme ve gelişim ( Tekamül) içerisindedir.
Evrende var olan mikro ve makro kozmos her an yaratılış ve dinamizm içinde hiç durmadan gelişir. Atom evreni ile galaktik sistemler arasında sürekli bir dönme hareketi vardır. Ve tüm sistemler tıpkı canlılar gibi doğup yaşayıp ölürler.
Yıldızların enerji deposundaki hidrojenin tükenmesi, o yıldız için hayatın sona ermesidir. Ve yıldız kavrulup büzülerek çekirdek haline gelir; beyaz cüce ve siyah cüce aşamalarından sonra ölür. Ama bu ölüm bir yok oluş değil, tam tersine daha parlak yıldızların doğumunun başlangıcı demektir.
Nova veya yıldız çok büyükse “süpernova” adı verilen bir patlamayla çevreye dağılan yıldızdan uzaya saçılan maddeler, yeni yıldızların tohumlarıdır. Novalarla yıldızlar için bu tohumlar hem başlangıç hem sondur.
Novalar, galaksilerin içinde ani patlamalar şeklinde gözükür. Bu patlama sırasında meydana gelen parlaklık, yıldızın kendi parlaklığının 100.000 misline çıkabilir. Samanyolunda yılda 40-50 nova patlaması olmaktadır. Ayrıca, içinde bulunduğu galaksinin ışık gücüne denk bir ışık vererek patlayan novalar da bulunur ki, bunlara “süpernova” adı verilir.
Evrenlerde değişmeyen, yenilenmeyen ve yeni bir doğuşa neden olmayan hiç bir şey yoktur.
Dünyamızda 1 dakikada 14 defa, bir saatte 800 defa, bir günde 20.000 bir ayda 7.000.000 defa zelzele olmaktadır. Bu zelzelelerin farkına varıp varmamak ya da bizim beş duyumuza çarpıp çarpmaması önemli değildir. Her gün ciğerlerimizde, kalbimizde, beynimizde, sinir sistemimizde öyle büyük zelzeleler olur ki, hiç birinin farkında bile olmayız.
Üzüntü verecek bir haber aldığımızda bedenimizde enkarnasyonlar ve reenkarnasyonlar dizisi ile pek çok hücre ölür ve doğar. Bedenimiz de bir dünyadır. Süpernova patlamaları yalnız galaksilerin içinde oluşmaz. Benlik evrenimizde de her gün süpernova patlamaları içli ve dışlı olmak üzere hem ruhumuzla hem bedenimizdeki hücrelerin doğum ve ölümleriyle yaşamaktayız. Her son bir başlangıcı, her başlangıç bir sonu hazırlar.
Bizim kendi bedenimizle dünyamız arasında esas olarak hiç bir fark yoktur. Bir tanesi ruhların konsantrasyonundan oluşmuş beden, öbürü de yine ruhların konsantrasyonundan oluşmuş bir dünya, bir güneş veya bir gezegendir. Biz bedenimizi kendimiz idare ederiz. Dünyamızı da İlahi İrade Organizasyonu’nun Organizatörleri idare eder.
Milyarlarca galaksiyi kapsayan uzayda aynı nebülöz hamurundan her biri ayrı özelliklere sahip değişik yıldızlar, güneşler, gezegenler, kuyruklu yıldızlar, cüceler, devler, pulsarlar, kuasarlar vardır. Ve bütün bu patlamalar, değişimler, hareketler, yenilenmeler, dönüşler; hiç bir yerde hiç bir karışıklık meydana gelmeden olup durmaktadır.
Evrenlerdeki dengenin bozulmasına neden olabilecek o kadar çok etken varken bu kozmik ahenk ancak İlahi İrade Yasaları’nın şaşmaz ilkeleri ile dengesini ve sürekliliğini koruyabilir.
