EVRENİN OLUŞUMU
Evrenin oluşumu ile ilgili olarak çeşitli teoriler ileri sürülmekle beraber henüz hiç biri tam manası ile açıklığa kavuşmuş değildir. Önümüzdeki yıllarda başka ipuçları elde etmek mümkün olabilir.
Bilimsel çevrelerin ve astrofizikçilerin yanı sıra felsefe de bu konuyla çok yakından ilgilenmiştir. Yeni bir inceleme dalı olan Varlık Bilim, insanın yeryüzünde nasıl var olduğunu bilmeye uğraşırken Ontoloji Felsefesi de, filozofik açıdan varoluşu incelemiştir.
Klasik Görüş ( Büyük Patlama)
Evrenin oluşumu hakkında çeşitli bilim adamları ve astrofizikçilerin belirttikleri klasik görüş şöyle; İlk evren maddesi aşağı yukarı 10³² Kelvin derece sıcaklıkta bütün madde, enerjisinin toplamı olan bir ilkel atom veya kozmik çorba halinde bulunuyordu ve her an patlamaya hazırdı. Bu ilk evren maddesinin içinde bulunan atom elementleri, ışığın itme etkisiyle birbirlerinden uzaklaştılar ve böylece ilk evren maddesi açılıp büyümeye ve dağılmaya başladı.
Daha sonra George Gamov tarafından bu teoriye Büyük Patlama ( Big-Bang) adı verilecekti.
1929 yılında E.P. Hubble, Mount Wilson gözlemevinden teleskopla uzak galaksilerin spektrum ( tayf) çizgilerini incelerken galaksilerin çoğunun helezon biçiminde kolları olduğunu görmüştü. Ve bu kollardaki yıldızlardan gelen ışınları incelemeye başlayınca da çok önemli bir şey keşfetti.
Milyonlarca yıldızdan oluşan bu galaksiler sürekli bir genişleme ile hızla birbirlerinden uzaklaşıyorlardı. Teori ile deneyi birleştirerek kendi adıyla anılan yasayı açıkladı: Galaksiler, uzaklıkları oranında artan hızlarla bizden uzaklaşmakta idiler. Matematik olarak ifade edilirse galaksilerin uzaklaşma hızı, Hubble sabiti adı verilen bir sayı ile hesaplanmaktadır. Hubble sabitine göre bizden bir milyon ışık yılı uzaklardaki bir yıldızın uzaklaşma hızı 15 km/sn iken, bu değer bir milyar ışık yılı uzaktaki yıldız için tam 15.000 km/sn değerine ulaşır. Bu uzaklıkta Büyük Ayı takımyıldızları yer alır. Büyük Ayı her saniyede bizden 15.000 kilometrelik bir hızla uzaklaşıyor demektir. Corona Borealis takımyıldızlarının hızları ise 22.000 km/sn’dir. Bootes’in 39.000 km/sn, Hydra’nın ise 60.000 km/sn’lik hızlara eriştiği anlaşılmıştır.
Ama bu hızlar şu anda tespit edilebilen hızlardır. Yoksa galaksilerin şu andaki gerçek hızları değildir. Işık hızına göre biz 10 milyon ışık yılı uzaklıktaki bir galaksiyi bugünkü haliyle değil, 10 milyon yıl önceki haliyle görürüz. Bunun gibi, 10 milyar ışık yılı uzaklıktaki bir kuasarın belirleyebildiğimiz hızı bundan 10 milyar yıl öncesine aittir.
Genişleyen evren teorisi Hubble’ın gözlemlerinden önce de teorik olarak ortaya atılmıştı. Albert Einstein’ın Genel Rölativite Teorisini geliştirmesinden iki yıl sonra yani 1917 yılında Einstein ve Hollandalı fizikçi Willem de Sitter ayrı ayrı yaptıkları çalışmalarla genişleyen evren teorisini bütün evren için geçerli kabul ettiler.
George Gamov ve sonraları Sovyet bilim adamlarından A. Friedmann genişleyen evren teorisini Einstein’ın ünlü Genel Rölativite Teorisi ile karşılaştırdılar. Sonuçlar hep aynıydı. Bazı hesaplardan sonra astronomi ile uğraşan bilginler bu teoriyi gözlem yolu ile denemeye karar verdiler. Ve “Doppler olayı” adını verdiğimiz fiziki bir olayı astronomiye uyguladılar. Yakın ve uzak çok sayıda galaksinin hızları ölçüldüğünde spektrum (tayf) çizgilerinin spektrumun kırmızı ucuna doğru yer değiştirdiği görüldü. Bu olay, yıldızlardan gelen ışığın kırmızıya kaydığını gösteriyordu. 1842 yılında Avusturyalı fizikçi Christian Johann Doppler tarafından keşfedilmiş olan bu ilkeye göre, gelen yıldızın ışığı kırmızıya kayıyorsa yıldız bizden hızla uzaklaşıyor, mora doğru kayıyorsa yaklaşıyor demekti.
Normal olarak durağanmış gibi görünen gök cisimlerinin, gerçekte büyük bir hızla bizden uzaklaştıkları, yaydıkları ışığın spektrumlarının incelenmesiyle anlaşılır. “Doppler olayı” adı verilen bu metodla yapılan bütün araştırmalar, galaksilerin spektrumunda kırmızıya kayış olduğunu ortaya çıkarmıştır.
Genişleyen evren teorisine göre, bütün gök cisimleri hızla birbirlerinden uzaklaşmaktadırlar, tıpkı şişirilen benekli bir balonun gösterdiği manzara gibi. Şişme eylemi balonun merkezinden itibaren genişlemektedir.
1927 yılında Belçikalı din adamı ve astronom Georges Lemaitre, evrende tek ve bir defaya ait bir yaradılış prosesi olduğunu, çok yoğun ve sıcak bir ilk evren maddesinin, milyarlarca yıl önce bir arada bulunduğunu ve bunun “ilkel atom” olduğunu iddia etti.
Daha sonra Sovyet asıllı Amerikalı fizikçi George Gamov ile arkadaşları bu model üzerine Büyük Patlama (Big-Bang) teorisini geliştirdiler. Ve Büyük Patlama’nın tarihini de 15-20 milyar yıl öncesi olarak saptadılar.
İç İçe Anaforlar Teorisi
1943 yılı sonbaharında ise, atom ve çekirdek fiziğindeki araştırmaları ile ünlü, Alman fizikçisi Carl von Weiszacker, “İç İçe Anaforlar” teorisi ile ortaya çıkıyordu. Carl von Weiszacker ve Alman bilgini Kuiper’in birlikte sundukları teoriye göre; bugünkü evrenimizi meydana getiren ilkel evren maddesi ya da ilkel atom çekirdeğinin dağılmaya başlaması ile birlikte bir anafor meydana gelmiş ve bu anafor cereyanı içinde nebulalar, galaksiler yıldız ve gezegenler döne döne oluşmuştur. Bu anafor hareketi büyük anafordan küçük anafora doğru geçerek, büyük ölçüde kinetik enerji meydana getirir ve bu enerji de ısıya dönüşür.
Evren Isı Ölümüne mi Gidiyor ?
Bu hesaplara göre; hareket büyük anafordan, küçük anafora doğru geçerek ısıya dönüştüğüne göre Termodinamik Prensipleri gereğince, evren maddesinin sonu ısı ölümüne yani entropiye gidiyor demektir.
Bu görüş bilim adamları arasında temelde iki ayrı görüşün meydana gelmesine sebep oldu. Bazıları evrenin ısı ölümüne gittiğini iddia ediyor, bazıları da sürekli yeni galaksilerin oluştuğunu iddia ediyordu. İç içe anaforlar teorisi, matematikçiler tarafından da doğrulanmıştır. Ünlü İngiliz Astrofizikçisi Sir James Jeans de evrenin ısı ölümüne savunan bilginlerdendi.
Bilimsel Teoriler İki Ana Gruba Ayrılır
1- Büyük Patlama hipotezi, genişleyen evren teorisi ( Bu görüşü paylaşan bilginler: Einstein, Kuiper, James Jeans, Kolmogorof, Carl von Weiszacker, George Gamov)
2- Sonsuz gelişen evren veya kararlı durum evreni teorisi ( Bu görüşü paylaşan bilginler: Fred Hoyle, H. Bondi T. Gold Lyttleton, Vorontzof Velyaminov, Yavarıt Vishnu Narlikar)
Birinci Teori
Birinci teoriye göre, evren maddesinin bir başlangıcı ve ilk patlama vardır. Bu başlangıç tarihinden itibaren anafor hareketi ile madde yoğunlaşıp galaksi, yıldız ve gezegenleri meydana getirmiştir. Ancak enerji durmaksızın ısı haline dönüşmektedir. Enerjinin ise tek yönü vardır. O da bir entropi olayıdır ve bu bir ısı ölümüdür. Gitgide yıldızlardaki enerji yana yana tükenecek ve bütün yıldızlar beklenen sonuca ısı ölümüne varacaklardır.
İkinci Teori
İkinci teoriye göre, eğer evrendeki hareket yalnızca büyüme durumundan ibaret olsaydı bu evren maddesinde yoğunlaşma olamaz ve planetler, yıldızlar, galaksiler oluşup meydana gelemezdi. Sonuç olarak evrenin tümünün ısı ölümüne gitmesi diye bir şey söz konusu olamaz. Evrenin büyümesi ile eski galaksiler açılıp dağılırken, çevreye dağılmış olan maddelerden yeni galaksiler meydana gelmektedir. Bu olay böylesine ucu bucağı olmayan bir biçimde sürüp gitmektedir.
Yaradılış Devamlı ve Sonsuzdur
Evrenin başlangıcı ve sonu yoktur. Yaradılış devamlı ve sonsuzdur. Madde yerel olarak yaratılır ve genişleyerek kaybolduğu an oluşmaya devam eder. Yeni yeni galaksiler devamlı olarak doğar ama bu yeni galaksilerin yanı sıra 5-10-20 hatta daha fazla milyar yıllık galaksiler de vardır.
Evren maddesinin yoğunluğu sabit kalır ama genişleme sırasında yeni madde ( taze hidrojen) uzayda devamlı olarak yaratılmaktadır.
Fred Hoyle’un Büyük Patlama Teorisi’ni Eleştirisi
Fred Hoyle’a göre evrendeki maddelerin ortalama yaşı Hubble sabitesindeki kadar kesin bir biçimde belli değildir. Hubble sabitesi ancak % 30 oranında doğrudur. % 4’ü sabitedeki kadar yaşlıdır. % 25’i Hubble’ın bulduğundan iki kez daha yaşlıdır. % 1’i ise Hubble’ın bulduğundan üç kez daha yaşlıdır. Madde’ nin oranındaki bu küçülme ile yaş durumu, evrenin genişlemesinden meydana gelmektedir. Genişleme ile madde gittikçe yayılarak ufalmakta ve yaşı da küçülmektedir.
Fred Hoyle’a göre Büyük Patlama teorisini çürüten çok önemli bir nokta daha vardır, onu da şöyle açıklıyor:
“Bu genişleme ve yoğunlaşma düşüncesi açıkça birbirine karşıt bulunmaktadır. Çünkü eğer genişleme zorunlu olarak ele alınıyorsa, görünen bütün galaksilerin yoğunlaşıp meydana çıkmaması gerekirdi. Çünkü bilinen çekim yasasına göre, iki partikül arasındaki uzaklık çok büyük değil ise, bu partiküller birbirlerini çekerler. Aynı yasaya göre aralarındaki uzaklık çok büyük ise, iki partikülün birbirini itmesi gerekir.
Bu esaslardan bakılınca, eğer geride kalan maddelerin yoğunluğu, son derece küçük ise ancak bir genişleme olayı olabilir. Ve yeni bir güçlük ortaya çıkmaktadır. Geride kalan, bu kadar ufacık maddelerin yoğunlaşarak, kocaman dev galaksileri meydana getirmesi olayını bağdaştırmak imkanı olamayacaktır; yani yaşlı galaksiler birbirlerinden uzaklaşırken aralarında kalan maddelerden yoğunlaşma nedeni ile genç galaksiler meydana gelmektedir.”
Evrenin bir başlangıcı olmadığı gibi, onun ısı ölümüne gitmesi diye de bir olay söz konusu olamaz.
Yıldızlar veya galaksilerin bir başlangıçları, bir evrimleri ve bir sonları olduğu düşünülebilir ama evren bütünüyle daimi bir değişme içerisindedir.
Sonuç
Bugüne kadar öğrenmiş olduğumuz klasik evren teorileri yerlerini yenilerine bırakmak üzeredir.
Bizim evrenimizin oluşumunun gerçek tarihi, bilim tarafından henüz kesin olarak saptanmış değildir. İlk yaradılışa ait olan tüm veriler henüz bir hipotez durumundadır ve yeni bazı bilgilerin elde edilmesiyle de değişmeye mahkumdur. Ruhçuluğa göre, büyük Patlama’nın gerçek tarihi yoktur. Çünkü Büyük Patlamalar her an olmaktadır ve sonsuzdur.
Evrenlerin sonsuzluğu içinde yaşlı galaksiler, yıldızlar, nova veya süpernova patlamaları ile beyaz cüceye kara deliğe dönüşürken, aralarda kalan maddelerden yeni galaksiler oluşmaktadır.
Tek bir evren yoktur. Sürekli olarak kendi kendini meydana getiren ve birbirleriyle etkileşim halinde olan çeşitli evrenler vardır. Ve her evren öteki evrenleri sonsuza dek görünmez kılan bir “kara delikle” çevreler.li olarak kendi kendini meydana getiren ve birbirleriyle etkileşim halinde olan çeşitli evrenler vardır. Ve her evren öteki evrenleri sonsuza dek görünmez kılan bir “kara delikle” çevreler.
