DOĞALLIK İLKESİ
Küresel Anlayış’a ulaşabilmek için Doğallık İlkesi, yani daima kendinden doğru açılmak ilkesi çok önemlidir.
Küresel bir aura düşününüz, siz onun ortasındasınız. Kendinizden doğru yavaş yavaş açılmaya başlıyorsunuz. Eğer bir yöne doğru açılırsanız, bu küresel bir açılış olmuyor. İki yöne de açılsanız, yine küresel olmuyor. Bir hat halinde açılıyorsunuz, yani öne ve arkaya doğru 180 derecelik bir açılma yeterli değildir. 360 derecelik, tam daire şeklinde bir açı, bir görüş kazanmak gerekir, çünkü ancak o zaman anlayışlarınız küreselleşir.
Böylece bir olayı tek yönlü, iki yönlü, üç yönlü düşünmekten kurtulur, her yönü ile düşünebilir ve anlayabilirsiniz. Doğallık İlkesi’nin uygulama şekline göre, kendimizden doğru açılmak birinci kuraldır. Örneğin, biz şimdi oturduğumuz yerden kalkıp başka bir yere gitmek istiyorsak, doğal olarak önce merdivenleri inip sokağa çıkmalıyız, sonra gideceğimiz istikamete doğru yolumuzu ve aracımızı tayin etmeliyiz. Yani başka bir şehire gideceksek, düşünce yoluyla orada olmalıyız. Doğallık İlkesi’ne uygun olarak, başka bir şehire gitmenin bütün gereklerini atlamadan düşünmeli ve gerçekleştirmeliyiz ki, istediğimiz sonuç ortaya çıksın.
Her İşte Doğallık İlkesi’nin Uygulanması Şarttır
Her ne olursa olsun, yapacağımız her işte Doğallık İlkesi’ni uygulamalıyız. Yazacağımız yazıda, yapacağımız işte, göreceğimiz vazifede doğallık çok önemlidir. Bazı insanlar doğallığı önemsememekle daha önemli işler yaptıklarını zannedebilirler, ama büyük yanılgı içindedirler. Duygulu ve Tanrı yolundaki bir yaşayışta doğallık gereklidir. Yaşamın doğal gerçeklerini küçümseyen bir insan, doğal davranışlarda bulunan diğerinden asla daha üstün değildir.
Azar azar, adım adım başlayıp, giderek hızlanarak her hareketimizde, her düşüncemizde, her yaptığımız işte; bir hakikatle, kendimizden doğru açılmaya başlarsak, küresel olarak, Doğallık İlkesi’ni tatbik etmeye başlıyoruz demektir.
Küresel görüşle insan, dünyadaki bütün gerçekliklerin üstüne çıkar ve olaylara hakim olmaya başlar, ama bu aşamada kendine çok güvenip de, herkese yukarıdan bakmaya başlarsa, başladığı noktaya da geri dönüverir.
Bu yol dinlerin çok üstünde olan bir yoldur. Bu nedenle de, bu yolda Doğallık İlkeleri’ni aşmamız, öğrenmemiz şart. Gücümüz ne kadarsa, o kadar ilerlemeliyiz. Örneğin, kuru soğan soyarken yapıldığı gibi, önce en dıştaki birinci kabuğu küresel olarak etrafımızda çevirmemiz lazım. Ama eğer ortadan soymaya başlar, kabuğu atlarsak; aradakiler kokar, bozulur ve atılır. Öyleyse önce birinci kabuk soyulmalıdır.
Bilgi olarak, sevgi olarak, içtenlik ve samimiyet olarak, Tanrı’ya doğru ilerleyen büyük veliler gibi yürümeye çalışmalıyız. Ancak bu şekilde, kendi tekamülümüzü küresel olarak genişletebiliriz ve o zaman insanlar arasında seviye farkı diye bir şey görmeyiz. Ayrıca, bütün şuuraltı korkularımızdan da, beklentilerimizden de kurtuluruz. Çünkü artık bizim için ahret ya da dünya davası kalmamıştır.
Bu verilen bilgilerden yararlanarak, kişiliğimizi yavaş yavaş geliştirmek çabasını, azmini hiç bırakmamak gerekir. İçimizde ve dışımızda, ipek böceği gibi kozamızı dokuyarak, işleye işleye küresel olarak genişlememiz gerekir. Böylece tekamül seviyemiz çok yükselebilir. Ve yavaş yavaş insanları sevmeye başladıkça, dünya bizim küresel anlayışımızın içinde olmaya başlar. Birliğe ulaşırız, kendimizi insandan ve oluşmakta olanlardan ayıramaz hale geliriz. Sen-ben kavgası kalkar, sadece insanlık olarak “biz” kavramı kalır. Acısı ve sevinci ile sevabı ve günahı ile bütün olarak, tüm benliğimizde insan olmayı hisseder ve yaşarız. Bu aşamaya geldikten sonra kime kızacaksın, kime gururlanacaksın, kime acıyacaksın; geriye sadece sevgi, anlayış ve hoşgörü kalır…
Doğallık İlkesi’ni anlamak için birinci ilke olarak, kimseyi kötülemememiz, hor görmememiz gerektiğini kabul etmeliyiz. Hepimiz tekamül yolunda olan varlıklarız; birbirimiz hakkında karar veremeyiz.
Bazen kralın çingeneden daha geri kaldığını, öğrencinin öğretmenini geçtiğini duyarız veya görürüz. Yaşama doğallık ve küresellik ışığında bakarsak, asıl yerimizin “hiç”likte olduğunu daha iyi anlarız.
Değer Yargılarımızın Pek Çoğu Rölatiftir
Doğallık İlkesi’ni göz önüne alarak, o ilkelerin ışığı altında yine kendimizden başlayalım. Kendimizden doğru düşünelim. Şimdi biz buradan kalkıp, Eskimolar’a gitsek veya Kenya’daki Masai kabilelerinin arasında yaşasak yahutta Güney Amerika’da herhangi bir kabilenin içinde yaşasak, görürüz ki, bu insanların bütün adetleri, her şeyleri bambaşkadır. Her şey kendilerine göredir. Onların giyinişleri, konuşmaları, duyuşları, ahlak anlayışları, zihniyetleri bizimkilere hiç benzemez. Örneğin, bir eskimonun ahlaki değer yargıları ile bizimkiler birbirine taban tabana zıttır. Onun çok normal kabul ettiği bir olay bize çok ters gelebilir.
Kutuptaki veya Güney Amerika’daki insanların ahlak anlayışları, terbiyeleri, görgüleri, gelenekleri, alışkanlıkları bizden çok farklıdır. Tamamen birbirine zıt gibi görünen iki eğitim sistemi ve ahlaki zihniyet içinde olabiliriz. Şimdi bu duruma göre kim haklı, kim haksız; nasıl ayıracağız?
Haklılık, haksızlık, değersizlik, ahlaklılık ya da ahlaksızlık diye bir şey yoktur. Bütün bunlar bize göre rölatif kavramlardır, değişkendir, çünkü Ruhsal İdareciler’in insanlara gelişim için nasip ettiği okullardan bir tanesi de dünyadır. Dünyada herkes kendine göre bir şeyler öğrenir ve devam edip daha yüksek bir okula kaydını yaptırır.
Bu dünya Okulu’nda, dünyayı, bütün olarak, her şeyi ile anlayıp, öğrenip, olgunlaşıp, mezun olabilmenin yolunu mutlaka bulmalıyız. Ve şunu iyice anlamalıyız ki, biz, bu Dünya Okulu’nu bitirebilmek için, nefsaniyetten kurtulmak zorundayız. Yani içimizde ne kadar kötülük, çirkinlik, adilik, hırs ve bencillik varsa hepsini tamamıyla bırakmalıyız ki, okulu bitirmeye aday olabilelim.
Sevecen, yardım sever, herkese hizmet eden, kimseyi küçük görmeyen, bırakın insanları, hayvanlara ve çiçeklere bile sevgi dolu insanlar olmalıyız. İnsanları küçük göreceğimize, onları sevecenlikle göğsümüze bastırmamız gerekir. İster insan olsun, ister hayvan olsun, ister nebat olsun, bizim için hiç fark etmez. Sevgide, saygıda hiç birini diğerinden ayıramayız. Hepsinin canlı olduğunu bilmek, bu anlayışa ulaşmak için yeterli bir sebeptir.
İşte, bu duruma gelen bir insan için, Dünya Okulu’nu bitirebilmenin son birkaç imtihanı daha vardır. Çünkü mezuniyet sınavları, bu sayılan özellikleri kendinde yaşatmakla verilecektir.
Kendini beğenmişlik, gurur, kibir, bu yoldaki en büyük engellerdir. Üzerimize düşen vazifeyi büyük bir sadelikle yapabilmek için, Ruhsal İdarecilerimiz’den bize yol gösterip, bağışlamalarını dilemek gerekir.
Ve onların izni oranında, gösterdikleri yola uygun şekilde, kendi adımlarımızı atarsak, davranış biçimlerimizi bu düstura göre ayarlarsak, daima Yüce Yol’da kalırız.
Biz, makrometrik alemin bir nüvesiyiz. Ama şimdilik mikrometrik alemle, makrometrik alemin sınırında, kesitinde bulunuyoruz. Bulunduğumuz bu noktanın kıymetini bilirsek, küresel olarak bu kesitin tam ortasında bulunmamız lazım geldiğini anlarız.
Kendimizden Doğru Açılmak
Bizler kendimizden doğru açılmalıyız. Kendimizden doğru açılacağımıza göre, öncelikle sizlerden, herhangi birinizin dünya hayatındaki vazife değişimini göz önüne alalım.
Bir insan, bir bankada veya bir vazifede çalışıyor ise, oradan çıktığı zaman o yer boş mu kalır? Tabii ki kalmaz. Sizin yerinize, bir başkası gelir, çünkü siz yeni bir iş bulmuşsunuzdur. Kısacası iş durmaz, daima yürür ve yükselir.
Dünya yaşamında insanlık olarak gördüğümüz bütün bu organizasyonlar, işleyişler ve oluşları, milyon kere büyütün o zaman İlahi İrade Yasaları ile karşılaşırız. Ama tabii ki, bizim bu halimizle İlahi İrade Yasaları’nın işleyişini anlamamız nispidir. İlahi İrade Yasaları’nın anlaşılması ve uygulanması da sonsuzluk ifade eder.
Olaylara Çok Yönlü Bakabilmek Gerekir
Şimdilik bizim tekamülümüze ve küresel görüşü anlayabilmemize en faydalı olacak konu, insanlar arasındaki olayları büyük bir dikkatle takip etmektir. Çevremizde olup bitenleri ve karşılaştığımız olayları en fazla iki-üç yönde gören insan varsa çok kudretli sayılır. Çünkü bizler olaylara hep tek yönlü ve tek düze bakmaya alışmışızdır. Bir olayın iki-üç yönünü görebilmek bile bizim için olağanüstülüktür. Halbuki insanın her hareketi küreseldir. Yani iki-üç-dört yönlü bakış bile, küresellik yanında çok yetersiz kalır. Çünkü İlahi İrade Yasaları ve O’nun evreni küresel ve sonsuzdur.
Güneş Sistemi’ni düşününüz, dünyamızı düşününüz ve nihayet fizik hayatın yapı elementi olan, yapı taşı olan atomu düşününüz; o da küresel ve sonsuzdur.
Biz daima işi, tek bir yönde görmekteyiz, o yönün tersine bakabilir; önü, arkası, sağı solu diye yavaş yavaş küreselliğe adım atmaya çalışırsak, bizler için çok faydalı sonuçlar meydana gelir.
Evrenin gelişimini göremediğimizden, küresel olarak da bir anlayışa ulaşamadığımızdan, çözümlenmesi gereken konuların aslını anlayamamaktayız ve ancak küresel düşünebilirsek doğru sonuçlara varabiliriz. Bu da bir evren ilkesidir.
Bizler, bu dar anlayışımızla, insanlar hakkında hüküm verecek durumda değiliz. Etrafımızdaki insanlara bakıp ta kendi kendimize, “Şu adam şöyledir, bu adam böyledir, bir işe yaramıyor, şu dürüst biri değildir.” diye hükümler veremeyiz. Ve hele en tehlikelisi, insanları, “iyiler, kötüler, doğrular, çirkinler” diye sınıflandırıp, kendimizi de o insanlardan üstün görüp, gururlanamayız. Eğer gururlanmaya ve kendimizi üstün görmeye başlarsak, çok iyi bilmeliyiz ki, kıymetimiz, kendi tekamülümüzün başladığı noktaya kadar düşer.
Doğal olarak, varoluş noktasından bahsetmiyorum, fakat bugün bulunduğumuz noktaya nereden başladıysak, oraya kadar geri gideriz. Çünkü etrafımızdaki insanlara kulp takıyoruz, onları beğenmiyoruz ya da oldukları gibi kabullenmiyoruz. Bir insan hakkında hüküm vermek, çok samimiyetle belirtiyorum ki, bizim haddimizi aşan bir konudur. O hükmü verebilecek tek bir makam vardır. O da İlahi Adalet makamıdır.
Demek ki, bir insan kendi etrafında olanları, “kendinden doğru” başlayarak değerlendiremiyorsa, görüşü çok sınırlıdır.
Kendimizden sonra bize en yakın gelenler sırası ile aile, akrabalar, komşular, mahalle, şehir halkı, toplum; daha geniş bir çemberde tüm ülke, sonunda da dünyadır.
Anlayışımızı ne kadar genişletirsek, olaylara o kadar geniş bir açıdan bakabiliriz. Ama dünyanın öbür ucundaki olaylar bizi pek de ilgilendirmez. Önce kendimizden başlayarak, yavaş yavaş görüş açımızı genişletmeli; insanları ve olayları anlamaya, öğrenmeye çalışmalıyız.
İnsanları İyi ve Kötü Diye Ayıramayız
İnsanları mahkum etmeye ve onları seçmeye hiç hakkımız yoktur. Her şey ve her varlık kendi merkezindedir. Her insanın fert fert, hakkı olan ve kendisine en gerekli hayatı yaşadığını kabul edebilir, bu büyük gerçeği hazmedebilirsek, o zaman bütün insanları eşit görmeye başlarız, yani kendi görüş açımıza göre onlara bakarken taktığımız gözlükleri çıkarır atar, o anın ve o insanın gerçeğini tamamen objektif bir biçimde algılayabiliriz.
İnsanları eşitlikle kabul etmemiz gerekir. Bu yaşamdır, insanın başına her türlü olay gelebilir, kimseyi yargılayamayız. Zaten biz bu görüşü kabul edip, uygulamaya başladığımız andan itibaren de küresel anlayışa adım atmış oluruz.
Bu bakış açısı çok önemli bir konudur. “Şu insan falan dine veya şöyle bir görüşe sahiptir.” dediniz mi yandınız! Bu yargılar sizi bağlar ve önünüzde sürekli oluşmakta olan hayata ait gerçekleri göremez olursunuz. Çünkü Sebep-Sonuç Yasası’na göre her şey olması gerektiği gibi meydana gelmektedir.
İnsan bu rölatif yargılara takılıp çevresindekilere kulp takmaya başladı mı, giderek rahatsızlanır ve her önüne gelene bir kulp takmaya başlar, herkeste mutlaka bir kusur bulur, hiç kimseyi olduğu gibi kabul edemez. Ve özgürlüğünü yitirir, birtakım yanlış ve eksik yargılara takılır kalır.
İnsan önce kendi kusurlarını gözden geçirmeli, “Acaba bende ne kusur var?” diye önce kendinden başlamalı, kendi nefsini temizlemeli, yıkamalıdır.
“Ben yalancılık yapıyor muyum? İnsanları kandırıyor muyum? Başkalarını beğenmiyorum ama kendim nasıl davranıyorum?” diye kendine soru sormayan insanın ilerlemesi çok zor olur.
Sonuç olarak, insan önce kendini temizlemeye çalışmalı ve kendini arındırma yolunda olan bir insan olarak, hiç kimseyi yaptığı işlere göre değerlendirmemeyi öğrenmelidir. Ancak bu hale geldikten sonra ellerini açıp Ruhsal Hamileri’ne dua etmeye başlarsa, içi dışı bir ve dürüst bir insan olarak, başka türlü bir değerlendirmeye tabi tutulabilir ve İlahi Cezbe’ye layık olabilir. Çünkü artık iyice bilir ki, her insan yaptığı işler konusunda İlahi İrade Yasaları’na göre belli bir yetki sahibidir.
Küresel Anlayış’a Ulaşmak İçin İnsanlarla
Uğraşmaktan Vazgeçmek Şarttır
Bizim Küresel Anlayış’ı daha iyi kavrayabilmemiz için, şöyle düşünmemiz gerekir: İnsanlar pozitif veya negatif, vazifelerini yerine getirirken belli bir yetkiye sahiptirler. Hamileri tarafından o pozitif veya negatif işin, yerine getirilmesi için kendilerine tam yetki verilmiştir.
Çevremizdeki bazı insanların bize göre doğru olmayan faaliyetlerde bulunmalarından ötürü, onların şeytani varlıklar olduğunu düşünemeyiz. Çünkü onlar, her ne olursa olsun, meydana getirdikleri birtakım faaliyetlerle, çevrelerindeki insanları, bir yöne doğru çeviriyorlarsa, bir vazife yapıyorlar demektir. Ama vazifelerinin farkında mıdırlar, orası madalyonun arka yüzüdür, bizi ilgilendirmez.
Herkes bir ideal yolunda yürümektedir ve haklıdır da; ama bunlardan hangisi en üstünüdür, bu ileride anlaşılacaktır.
Tekamül etmek, küresel anlayışa ulaşmak istiyorsak, insanlarla uğraşmaktan vazgeçmek zorundayız. Birtakım rölatif değer yargılarından tamamen soyunup, bir adam boyu yukarı çıkmamız gerekiyor.
Bu dünyada herkes haklıdır ve onlar tekamüllerine göre kendi yollarındadır. Hepsine hürmetimiz var. Biz, bazı yanlış yargılardan kurtulmuş olabiliriz, ama bu yükseliş, bu arınma, insanlardan kendimizi üstün görmemiz için bir neden değildir.
Eğer gerçek bir kudret sahibi olmak istiyorsak, alçak gönüllü olmayı, kimseye tepeden bakmamayı öğrenmeliyiz. Hakiki kudret; diğer insanlara karşı üstünlük taslamaktan vazgeçip, tam aksine onların karsısında alçalabilmeyi, kendimizi hiçlemeyi göze aldığımızda ortaya çıkar ve gerçek kişilik, sahte benlerden soyunduğumuzda doğar.
