KÜRESEL ( GLOBAL) ANLAYIŞ
Küresel Anlayış, evrenin her varlığında, anlayışın, gelişmenin esasıdır. Bize gelen her şey, bizden çıkan her şey küreseldir ( globaldir). İnsan bunu idrak ettiği zaman çok büyük bir bilgi ortaya çıkar ve iyice anlaşılır ki, insanın büyüklüğü, küçüklüğünden belli olur.
Küresel Anlayış, bizim yaşamış olduğumuz alemde pek anlaşılamaz. Olaylara çok değişik yönlerden bakış bile küreselliği tam anlamıyla ifade etmeye yetmez. Bizler için daha derin ve daha kapsamlı bir bakış açısı küresellik için adım sayılabilir, ama Yüksek Varlıklar, bilgi ve kudret olarak tüm faaliyetlerinde bu Birliği, bu Vahdet’i yaşamaktadırlar.
Küresel Anlayış’ı bütünüyle ifade edebilme kudreti insanda yoktur. Kelime ve kavramlar yetişmez. Anlatılması çok zordur, ama örnekler vererek açıklamaya çalışacağım.
Bir bitki vardır, ona karahindiba derler, bir çok aktarda bulunur. Bu bitki, Tanrı’nın ecza maddesi bir ottur. Karahindibanın, uzun saplı, sapsarı, altın renginde bir çiçeği vardır. Baharda çiçeğinin zamanı geçip de, yaprakları dökülünce, çiçeğinin olduğu yerde, yuvarlak, küresel bir toz gibi binlerce tüyü olan ve havada uçuşmaya başlayan bir kısmı kalır. Ve o yuvarlak kısım birdenbire çiçekten uzaklaşır, havada rüzgarın vurduğu yönde uçmaya başlar.
İşte o yuvarlak uçuşan şey küresel bir şekilde sanki kendi varlığından haber getirmektedir. Onun ortasında cevheri, kimyası vardır. O artık konduğu yerde, enkarne olmaya başlar.
Bütün Yaratılmış Varlıklar Küresel
Alışveriş İçindedirler
Bu fizik alemde yaşayan insanların düşünceleri, kendinden yayın yapan bütün fikirler, bütün düşünceler, işte böyle küresel olarak, varlıklardan çıkar. İnsanlarda ve varlıkların hepsinde devamlı olarak küresel alışveriş vardır.
Yaratılışta, yani en başlangıç ile en son arasında, varlıkların hepsinde küresellik anlayışı aynıdır. Sadece tekamül seviyelerine göre şimdiki anlayış seviyeleri birbirinden farklıdır. Tekamül anlayışının başlangıcında tek bir yön vardır ve her tekamül yolunda ilerleyen varlık da, bu küresellik yönünde anlayışını arttırır ve artık kendi dalında uçmaya başlar. İnsan küresel anlayışa ulaşıp, bu anlayış içinde tekamül bakımından tamam oluncaya kadar çok çeşitli, çok değişik düzenlerde hazırlanmış olaylarla karşılaşmak mukadderindedir. Ve o küresel şekilde, her yöne uçuşabilen çiçek tohumu gibi oluncaya kadar belli bir yere bağlı kalmak zorundadır.
Şimdi düşünelim; diyelim ki bize, bir yere gitmek için her türlü imkan verilmiş olsun; ne yaparız? Güzel bir yere gitmek isteriz; daha doğrusu anlayabildiğimiz, bilebildiğimiz yere kadar gitmek isteriz. Ama hiç bir zaman Orion’daki bir planete gitmeye çalışmayız, çünkü orada bildiğimiz hiç bir şey yoktur.
Kapsamlı, boyutlu düşünme ve anlama konusunda da durum aynıdır. İnsan derin bir şekilde anlayamadığı, çok boyutlu düşünemediği konuları kolay kolay kavrayamaz ve böylesine kapsamlı bir kavrayışa ulaşmak için de anlayışını ve görüşünü geliştirmek zorundadır. Bu da ancak küresel anlayışa ulaşmak için büyük bir çaba göstermekle gerçekleşir.
İnsan küresel anlayışa ulaşınca, fizik alemden kendisini kurtarmaya başlar çünkü basit bir anlayıştan, tek düze bir düşünce sisteminden, birleşik anlayışa doğru bir gelişme göstermeye başlamıştır.
Burada açıklanması gereken çok önemli bir konu vardır ki o da spatyom konuşmasıdır.
Küresel Konuşma
İnsanlar, bu dünyadan ayrılıp, spatyoma geçtikleri zaman orada, birbirleriyle spatyom konuşması adı verilen anlam alışverişi ile ilişki kurarlar. Yani onlar birbirlerine anlatacakları şeyleri düşünürler. Bu düşünceler küreseldir. Varlıklar, kendi tekamülleri nispetinde, aktarmak istedikleri anlamı girift ve küresel bir şekilde düşünerek, karşındakine iletebilirler. O da kendi gelişimi oranında bu anlamı kavrar. Doğal olarak, anlam alışverişleri, varlıkların gelişimi ile çok yakından ilgilidir. Ne kadar gelişmişsek, o kadar kolay anlam iletir ve alırız.
Spatyomda konuşmaya gerek yoktur. Dil kullanılmaz. Konuşmalar anlam alışverişi şeklinde, telepatik olarak, son derece hızlı bir şekilde birbirine iletilir.
Spatyomdaki varlıkların bir saniyede iletebildikleri anlam, dünyadakinden çok daha hızlıdır. Bu konuşma şekline küresel konuşma denir. Öte alemde, küresel konuşma diye bir anlaşma şekli vardır ve orada anlatılmak istenen her şeyde Küresel Anlayış kullanılır.
Küresel konuşmalar kadar Küresel Anlayışlar da, bizim alışmamız gereken bir eğitim-öğretim işidir. Biz bu eğitimi aldığımız zaman iyice anlarız ki, bir insanın basit anlayış, düşünüş ve konuşuşundan kurtulup, Küresel Anlayış sistemine alışabilmesi için, konuşmadan önce çok düşünmesi gerekir.
Konuşmalarda pozitif ve negatif eşitlemeyi gözönüne almak şarttır. Çünkü bu iki taraflı eşitlemeyi beceremezsek, o zaman tek yönlü bir hüküm vererek yanılgıya düşeriz ve bize yazık olur. Bu gibi yanılgılar, bizim tekamülümüze inen keskin bir baltadır. Onun için çok dikkatli davranmamız lazım. Yani dinlerde korkutma yolu ile anlatılmak istenen bazı bilgiler, tekamülümüze ket vuran davranışlarımızı belirtmek içindir. Çünkü insan kendi gelişimini yanlış davranışlarla yavaşlatabilir, zorlaştırabilir, yönünü saptırabilir.
İnsan tekamül kudretini kaybetmemek için daima kendini geri çekerek, karşıdakinin davranışına göre anlayışını ayarlamalıdır. Bu yasayı uygulayanlar başarılı olurlar. Ve karşıdaki insanı olduğu gibi kabul edip, olgun davranmak insana daha yakışır.
Küresel Anlayış, Sonsuzluk Anlayışıdır
Maddi evrenler başlangıcı ve sonu olmayan sonsuzluklar içinde yayılmaktadır. Madde evreni mikrokozmosdan sonsuza, makrokozmosdan sonsuza küresellikle tekamül eder.
Sonsuzluk içinde bir son, yani bir devrenin sonuna gelmek demek, yeni bir devrenin başlangıcına gelmek demektir.
Her son bir başlangıçla, her başlangıç bir sonla sona erecektir. Ve daima sonun yeni bir başlangıcı müjdelediğini bilerek sonsuzluklara doğru uzanıp gideceğiz.
Küresel anlayış bir anlam anlayışıdır. Örneğin, bir insana bir ekmeğin nasıl yapıldığını tam anlamıyla anlatmak istiyorsak, buğdayın nasıl ekildiğinden başlayarak, un haline gelinceye ve ekmek olup pişinceye kadar geçen bütün olup biteni anlatmak için neredeyse bir kitap yazmak gerekebilir.
Fakat anlatmak istediğimiz şeyi, anlam halinde, üstün bir telepati yeteneği ve ruhi bir anlayışla, karşı tarafa bir anda aktarabilirsek, bütün gereksiz detaylardan kurtulabiliriz.
Küresel Anlayış’a sahip bir insan, bir saniyede karşısındakine, onun ne olduğunu söyleyebilir. Çünkü üstün bir telepatisi ve ruhi anlayışı vardır ve karşısındaki insanın bütün düşüncelerini, anlam olarak küresel ( global) şekilde anında algılamaktadır.
Anlam anlayışı ile iki ruhun birbiriyle anlaşması, düşünce hızı ile orantılı olarak anında gerçekleşir.
Spatyomda da varlıklar anlam alışverişi ile anlaşırlar. Küresel Anlayış’a ulaşan biri için dilin hiç önemi yoktur. Çünkü o anlatılmak istenen şeyleri anlam olarak kavramaktadır.
Küresel bir şekilde anlam alışverişi yapmayı öğrenebilmemiz için nefsimizi terbiye ve disipline edebilmeli, özellikle hiç bir yetkiyi negatif planda kullanmayacak kadar da güçlü bir kişiliğe sahip olabilmeliyiz.
Zaten dünya yaşamımızda da Küresel Anlayış’ı ( çok özel bazı görevliler hariç) tam olarak kavrayacak ve uygulayacak değiliz. Dünya yaşamı Küresel Anlayış’a doğru ulaşmanın bir hazırlığından ibarettir.
Küresel Anlayış sonsuzluğa açılan bir kapıdır. Bu kapıdan geçmek de oldukça zordur. Bu nedenle de dünya üzerindeki bütün varlıkların vazifeleri ilahidir ve kutsidir. Pozitifi ile de negatifi ile de o varlıklara daima bir ilerleme ve tekamül sağlamaktadır.
Yaratılmış her varlık daima tekamül etmektedir, ama tekamül, seviyelere göre değişir. Yani varlıkların küresel olarak bulundukları seviyenin hikmetine ve gelişme düzeyine göre tekamül hızı ve derecesi fark eder.
Gelişimin belli düzeyine kadar salınım halinde yatay gelişen tekamül eğrisi, belli bir aşamadan sonra dikey tekamüle geçerek katlanarak büyür.
Dünyamızda tekamül etmeyen hiç bir varlık yoktur. Herkes bulunduğu noktada becerebildiği kadar vazifesini gerçekleştirmektedir. Ve bu vazife anlayış seviyesine göre onu, ceza veya ödül tarzında değerlendirilebilecek bazı mukadder sonuçlara götürmektedir.
İnsan Kendi Kendini Cezalandırır
Dünyada ceza yoktur. Ceza evrensel prensipleri anlamayan insanların anlayışındadır. Yani insan anlayışındaki darlık nedeni ile kendi kendini cezalandırır. Cehennem de, cennet de insanın kendi içindedir. Cehennem ve cenneti kendi dışında aramaya gerek yoktur.
Temel prensiplere aykırı davranışlarımız nedeni ile biz kendi kendimizi cezalandırırız. Hiç kimse bize ödül veya ceza dağıtmamaktadır.
İnsan düşünce ve anlayış sistemindeki genişlik veya darlığa göre kendinin cezalandırıldığını düşünüp, azap çekebilir, ama aslında onu cezalandıran da ödüllendiren de yoktur. Yani biz, kendi kendimize evrensel ilkeleri kavrayıp bu ilkeleri tatbik ediyor olmaktan ötürü bir mutluluk, ruhsal sağlık ve ferahlık hissedemiyorsak, bu eksiklik, anlayamadığımız ilkelerden kaynaklanmaktadır. Ve hiç kimse bizim için bir şey yapamaz. İnsan kendi ıstırabını ve mutluluğunu yine kendisi hazırlar.
Aslında her varlık kendini geliştirmek, tekamül edebilmek için uğraşmaktadır. Dolayısıyla da vazifesini yapmaktadır. Kozmosta düzen vardır ve her şey yerli yerinde, olması gerektiği gibi olmaktadır. Oluşları anlamayan kavramayan bizleriz. Oluşmakta olanda herhangi bir ahenksizlik yoktur.
Küresel Anlayış Nasıl Oluşur?
Anlayışta küreselleşme, bizim nefes almak gibi ihtiyacımızdır. Herhangi bir konuyu küresel olarak anlayabilirsek, çok şey kazanırız; ama henüz bizim için gerçek bir küresel anlayış, uzak bir ihtimal gibi görünüyor.
Biz bir konuyu, küresel olarak, her yönü ile bütün gerekleri ile neden kavrayamıyoruz? Çünkü, bu kavrayış tekamüle bağlı bir şeydir. Tekamül seviyesine göre anlayış gelişir. Zaten biz bir konuyu tam manası ile küresel olarak anlamaya başlarsak, artık bu dünyada kalmamıza da gerek yoktur, hatta Güneş Sistemi’nde bile kalmamıza gerek kalmayabilir. Olayları küresel olarak kavramış olan varlıkların bu dünyada eğitim görmesine gerek yoktur. Fakat kendisi isterse, eğitmen olarak vazifeli doğabilir.
Bize mutlaka yetkin bir anlayış gerekiyor. Bu kısır anlayışlarımızla karşımızdaki insanlar hakkında bir kanaate ulaşamayız. Dünya yaşamı bir tiyatroya benzer, kimin hangi rolü, niçin oynadığını bilemeyiz. Yanlış yargılarımız da, bu dünya tiyatrosunda, bilir bilmez, insanları mihenk taşına vurmaya benzer.
Tiyatro insanların yaşayışını çok güzel temsil eder. İnsan yaşayışı da, dünya tiyatrosunun seyrine doyulmayacak güzellikte bir gösterisidir. Ailenize bakınız; iş yerinize, köyünüze, şehrinize, dünyanıza bakınız; bu Dünya Tiyatrosu’nda (Okulu’nda) her şahıs, rolünü yorulmadan, bıkmadan, usanmadan, büyük bir ustalıkla son nefesine kadar oynamaktadır. Dünya Okulu’nun öğrencisi rolünü dramıyla, komedisiyle, melodramıyla uygulamakta ve böylece hayat yolunda daha mütekamil bir seviyeye ulaşmaktadır.
Eğer insanlığı incelemek istiyorsanız, etrafınıza bakınız, dikkatle bakınız. O insanları iyi anlayabilirseniz, bu durum sizi Küresel Anlayış’a götürebilir.
Düşününüz; düşünmek ibadettir. Seviniz; sevmek de ibadettir ve sonsuzdur.
İşte bu nedenle insan kendini bir şey zannetmeye başlarsa, başına gelecek var demektir. İsterse dünyanın en önemli bilgini, en zengin adamı, en kudretli insanı olsun, sonuç hiç fark etmez. Egosunun bu kaba yönünü törpüleyene kadar acı çekmek ve çeşitli güçlüklere katlanmak zorundadır. Küresel düşüncede eşitleme vardır. Bazı temel bilgiler konusunda, zihnimizde bir eşitlemeye ulaşamamışsak, daha çok uğraşmamız gerekiyor demektir.
Küresel Anlayış’ı oluşturabilmek için öncelikle herkesin kendisine göre bir Küresel Anlayış’ı olduğunu bilmek gerekir. Yani Küresel Anlayış’ın oluşması, insanın tekamül düzeyine göre çeşitli farklılıklar meydana getirir.
Örneğin, evinde radyo dinleyen çeşitli insanları düşünelim. Biri, “Ben radyoyu açıp sadece dinlerim” der. Bir diğeri, “Ben radyoyu açtığım zaman bir radyo evinden yayın yapıldığını anlarım” der. Bu insanın anlayışında yalnız radyo değil, bir istasyon kavramı da vardır. Onun Küresel Anlayış’ı biraz daha gelişmiştir. Bir üçüncüsü der ki, “Ben radyodan bu haberi dinliyorum, ama onu okuyan bir spiker var ve onun sesi radyo evi ile bizim aramızdaki irtibatı sağlıyor. Bununla beraber, ben aslında spikerin değil, o haber metnini hazırlayanın mesajını almaktayım.” İşte bu bakış açısı iki taraflıdır. Konuşan spiker yeryüzünü; haber metnini hazırlayan spiker de spatyomdaki Hami Sistemi anlatır. Ve Küresel Anlayış iki taraflı, içli dışlıdır. Yayın içinde fedakarca ve bencilce söylenen sözler spatyoma yansır. Küresel Anlayış’ı bir taraftan dünyadaki verilerden alırsınız, diğer taraftan da o aksiyonun spatyomdaki yansımalarını alırsınız.
Küresel Anlayış’a ulaşmanın ilk şartı, daha doğrusu Tanrı Yolu’nun ilk şartı Tanrısal Yasalar’a rıza göstermek ve teslimiyet içinde olmaktır. Nefsimizi terbiye edip, gerçek bir rıza ve teslimiyet içinde olabilirsek, anlayışlarımızın küreselleşmesi için ilk adımı atmış sayılırız.
Gerçek bir teslimiyet ve rıza halini yaşadıktan sonra ikinci aşama olarak, insanlara saygı duymayı öğrenmeliyiz. Karşımıza çıkan insanların düşüncelerine ve davranışlarına gereken önem ve kıymeti verip, o anda içinde bulundukları hale saygı duyarak, onları iyice anlamaya çalışmanın gayreti içinde olmak çok önemlidir.
Bazı zamanlarda karşımızdaki insanın problemlerini anlayamadığımızı fark etmek ve bu nedenle de yardım edemediğimizi kavrayarak bir iç üzüntüsü duymak, erdemli bir davranıştır. İnsan daha sonra, bu anlayamadığı konuyu iyice derinleşerek düşünüp, bir sonuca ulaşmalı ve böylece o kimseye yardım edebilmek yeteneğini kazanmalıdır. İnsanlara hizmet etmeyi ve vermeyi öğrenmekle, sonuçta kendimizi geliştirmiş oluruz. İnsan asıl başkalarına maddi, manevi kendinden bir şeyler verirken olgunlaşır ve gelişir.
Başka insanların varlığını üstün kabul etmek bizim hakikatimiz olmalıdır. Eğer başka insanların varlığını üstün kabul edip, onlara gerçek bir sevgi, saygı duyabiliyorsak, mutlak surette doğru yoldayız demektir. Aksi taktirde, ne kadar başarılı, güçlü muktedir bir insan olursak olalım, yolumuzun doğruluğu ve selameti tartışılır.
Tekamül Bakımından Yükseldikçe
Her şey Zorlaşır
İnsan tekamül bakımından yükseldikçe, yani tekamül bakımından belli bir liyakate ulaştıkça problemler daha da artar ve derinleşir, anlayışla elde edilen çok değerli mantık, çok seçenekli yollar sunar. Ve kendini olgunlaştırdıkça, insan sorunlarının derinliğini daha iyi kavrar. Artık eskisi gibi, bir iki kesin kararla olayı kapatamaz, çünkü bir olay karşısında iki yol değil, üç yol değil, on yol görmeye başlar. Alternatifler arttıkça insan şaşırmaya başlar. Eğer tekamül bakımından kuvvetli ve kudretli bir varlık değilse, çok zorlanır ve zaten de Küresel Anlayış’ı kolay kolay kavrayamaz.
İşte bu aşamada insanın küresel hayatı başlar ve artık her adım zorlaşmaya başlayacaktır, neden? Çünkü küresel düşünüşe ulaşmanın yasası böyle. Bizler olgunlaştıkça, giderek daha girift, daha zorlu, daha karmaşık olaylarla karşılaşmak mukadderindeyiz.
Bu gelişme süreci içinde dosdoğru ileri gidilmez, insan bazen, ulaştığı noktayı bırakıp geri de döner; iki adım ileri, iki adım geri gider veya ulaşmış olduğu noktanın bir adım gerisine döner.
Bu süreçte, kendi kendimize oluşturduğumuz değerleri değil de, kendimizden çok önce gelişmiş olan Hamilerimiz’in bize bahşetmiş oldukları değerleri düşünüp, şükür hali yaşamalıyız.
Şükür hali olmadan, atılan adımlarla, yükselmek mümkün değildir, olduğumuz yerde kalakalır da farkında olmayabiliriz.
Şunu çok iyi anlamak gerekir ki, bu dünyaya doğuşumuzdan, öte aleme doğuşumuza kadar olan süre içinde yaşadığımız her olayda, gerçekleştirdiğimiz her başarıda Hamilerimiz’in kudretli yardımları söz konusudur. Ama biz de girişimi elden bırakmayıp, hayatımızı geliştirebilmek için her türlü önlemi almalıyız.
İnsan, tekamül edebilmek için, varlığının tüm gücünü kullanarak, büyük bir hızla, kimseye rahatsızlık vermeden, tıpkı havada uçuşan o toz gibi, istediği yönde uçarak, Tanrı’ya doğru yönelmelidir. Aslında her türlü uçuşumuz, mutlak surette Tanrı’ya doğrudur, ama ne varki, zaman kaybetmemek gerekir. Hemen aktarma yapılması gereken noktalarda aktarma yapılmalıdır. Değiştirilmesi icap eden yol zaman kaybetmeden değiştirilmeli, geçilmesi icap eden ortam geçilmelidir ki, zaman kaybı olmasın. İnsanın, aklının sonradan başına gelmesi onun zararına olur. Onu temizlemek eskisinden daha zor olabilir.
Çeşitli zorluklarla karşılaştığımız dönemler mutlaka olacaktır. Durduğumuzu veya iki adım gerilediğimizi fark ettiğimiz anlarda isyan etmemeliyiz. “Bir adım ileri, iki adım geri giderek gelişilmez ki, bu iş olmuyor. Böyle yürünmez “ gibi İdareci Varlıklar’a karşı isyan dolu söz ve düşüncelerde nefsaniyet, saldırganlık, hırs ve eğitim yolunu küçük görmek vardır ki, esas bu düşüncelerle ilerlenmez.
Bir insanın küresel hayatının her adımında zorluklarla karşılaşması, tekamülünde ileri hamleler almasını sağlamak içindir. Evrende daima küresel yaşamın derinliklerine inilir ve zorluklar yenile yenile, yaşam sonsuza doğru küresel olarak genişler. Alternatiflerin ve seçeneklerin artması, varlığın gelişimine paraleldir ve o insanın tekamül ihtiyacından kaynaklanmaktadır.
İnsan küresel hayata kendisini tekamülü oranında alıştırır ve Sebep-Sonuç Yasası’na göre de bazı sorumlulukları üstlenir. Böylece tekamül seviyesinin doğal sonucu olarak da bağlandığı yasalara göre kendi küresel hayatını düzenler. Eğer küresel hayatın derinliklerine girebilecek yeteneği varsa, zaten içinde bulunmuş olduğu yasaların gereklerini kavrar. Ama yasaları kavrayamayacak durumda ise, doğal olarak yasaların zorluklarıyla karşılaşır.
Küresel yaşamı uygulayabilmek için, varlık, önünde olan bütün yasaları nötr olarak inceleyip, ona göre kendi yaşamını düzenlemelidir. Bunların hangi yasalar olduğunu söylemek zordur, çünkü dünyada ne kadar insan varsa, her birinin kendi tekamülüne göre yasalar seçimi vardır. Örneğin bir bankanın kapıcısının yasalar gereği olarak bir yaşamı vardır. Bankanın genel müdürünün de yasalar gereği bir yaşamı vardır. Bu iki kişi bazı yerlerde ayrılırlar, bazı yerlerde birleşirler. İkisi de çalışacaktır, ikisi de uyuyacaktır, ikisi de ölecektir vb.; bu yasalara müştereken uyulur. Ama onların müştereken tabi olmadıkları yasalarda mevcuttur. Birincisi şu şekilde, diğeri öbür şekilde çalışacaktır.
Bu iki kişi için de, diğer insanlar için de, yasalar aynı biçimde çalışır, ama tekamül farklılıkları nedeniyle her birinin bu yasaları anlama, algılama uygulama biçimleri değişiktir.
Biz hepimiz küresel anlayışı yaşamaktayız. Dolayısıyla küresel olarak bulunduğumuz nokta yükseldikçe, ayrı bir etaba doğru ilerleriz ve karşılaştığımız zorluklar artar. Bir memurla bir şef arasındaki sorumluluk farkını düşününüz. Biraz önceki örnekte, banka kapıcısı belki traşsız, kravatsız dolaşabilirdi, ama genel müdür dolaşamaz. İşte çok basit bir yasa uygulaması.
İnsan hem dünya, hem de ahret yönünde yükselir. Yükseliş tek taraflı olmaz. Yükselen insanın da, yeni problemlerle, yeni zorluklarla karşılaşması doğaldır. Zorlukları yenip alışkanlığa dönüştürdükçe, giderek ilerler ve küresel yaşama derinlemesine uzanır. İnsan için her başlangıç biraz zordur.
İlerlemek, yürüyenle yürümek ve doğru olanı gerçekleştirmek istiyorsak, nefsimizi mutlak surette yenmek zorundayız. Bu yolda, ismimizi cismimizi silerek yaşamalı ve sadece görevimizi yapmalıyız. Ego yenilmeden, gurur, kibir, kendine tapınma aşılmadan, Işık Deryası’na dalınmaz.
Küresel Anlayış’ta Her Yön Sonsuza Uzanır
Vahdet, Küresel Anlayışla Gerçekleşir
Birlik, Vahdet Işık deryasındadır, bu aşamada insan deryanın deryasına, deryanın eczasına doğru kayar ve yavaş yavaş küresel anlayışların kudretleri onu sarmaya başlar. İşte sen o zaman Birliğe ulaşmışındır. Rengin, anlayışın, dinleyişin, yönelişin, varlığın, her şeyin o denizde erimiştir. Sen o denizin, o yaşayışın, o yüce dorukların içinde birdenbire kaybolursun, ama yine de varsındır.
Sen kürenin neresindesin? Yanında mı, ortasında mı, üstünde mi, altında mı, arkasında mı? Yerin yoktur artık, yönlerin kalmamıştır! Senin yönün, o kürenin, o tekamül balonunun içinde her noktadadır.
Küresel anlayışta, insanın anlayış ve tekamül kudreti, birinci kademeden sonsuzluğa doğru sürekli bir gelişme kaydeder. Bu anlayışta tekamül kudreti giderek büyür ve derinleşir; bu gelişme ve derinliğin sonu geldi diyemezsiniz. Bir balonun şişmesi gibi dışarıya doğru gelişirken, içe doğru de gelişir, çünkü her yön sonsuza doğru gitmektedir.
Beden İçerisinde Küresel Anlayış Kısmidir
İnsan bedenine bağlı ruhta küresel anlayış kısmidir. Beden, bağlı şuur tesirleri altındadır. Serbest şuur, ruha aittir. Ayrıca serbest şuur da kendi vazifesini devamlı olarak yapmaktadır. Bağlı şuur, insanın bedeni ile meşgul olan tarafıdır.
İnsan, bedenine, insani problemlerine ve yaşamına ait sorunlarını bağlı şuuru ile çözümler fakat geceleri uyku sırasında serbest şuuru, bağlı şuurla alakalı problemleri halletmek için sürekli faaliyet halindedir. Bir insan bağlı şuuru ile buradaki görevlerini yerine getirmeye çalışırken, serbest şuuru ile de birçok eprövlerin icaplarına da aynı zamanda cevap vermektedir.
Bu oldukça kapsamlı bir konudur ama bizim şu anda ilgilenmemiz gereken en önemli konu, dünya bedeni ile yaşarken, dünya hayatımızdaki sınavlarımız ve bu sınavları kazanıp kazanamayacağımızdır. Bizi en çok ilgilendiren şey, imtihanlarımıza olumlu cevaplar verebilmektir.
Bir konuyu, Doğallık İlkesi’ni unutmadan, bu ilkenin gerektirdiği şekilde, bilgilerimizi ve anlayışımızı kontrol altında tutarak, incelememiz ve vazifemizi en iyi şekilde icra etmemiz gerekiyor. İnsan sistematik olarak yükselir ve bilgilenirse o insanın yıkılmasına imkan yoktur. Ama yükseliş sistemsizse sakıncalıdır. İnsan, sistemsiz olarak alınan bir bilgi ile bir imtihan karşısında ne yapacağını bilemez ve emekleri heba olur.
Aldığımız bilgileri sistematik hale getirmeye önem vermeliyiz, sistematik bilgilerle gelişim daha hızlı olur. Dağınık ve düzensiz bir bilgi birikimi, bazen yük bile olabilir.
Fakat unutulmamalıdır ki, küresel anlayışı, en iyi şekilde iki paradoks arasında anlayabilme kudretine erişiriz. Yani Küresel Anlayış’a giden yol paradokslardan geçer. İlahi İrade Yasaları’nın bütün çeşitlemeleri ve örneklemeleri paradoksaldır. Örneğin, mikrokozmosla makrokozmos arasındaki paradoksal ilişki, bu yasayı gayet iyi açıklar.
Bizim tekamülümüz paradokslarla oluşmaktadır. Paradoks Yasaları olmazsa biz tekamül edemeyiz. Örneğin; dışarıdan bakılınca tembel, son derece sakin bir şekilde bir köşede oturup, hiç bir şeye karışmayan bir kişiyi ele alalım. Miskin, işe yaramaz ve zavallı dediğimiz bu insan büyük bir cevher olabilir. Muazzam bir iç çalışma halinde olması mümkündür. Böylesine bir paradoks her zaman kolaylıkla çözülmez. Olaylara gerçek yüzüyle bakabilmesini öğrenmek gerekir. Bir bilgiyi alırken, verirken ya da düşünürken içinde bulunan fiziksel pasiflik içinde büyük bir çalışma vardır. Ama bir iç çalışma ile tembellikten kaynaklanan pasifliği birbirinden ayırt etmek şarttır.
Biz küresel anlayışımızla, atomun içine veya gaz dünyasının içine girebilsek, orada kendi kişiliğimize, kendi tekamül kudretimize kendimizi bırakabilsek, işte asıl o zaman ne yapılması gerekiyorsa onu yapmış oluruz. Ve rölativiteyi, paradoks eğitim sistemini, bu kendini serbest bırakış içinde çok daha iyi kavrayabiliriz. Bazı değer yargılarına sıkı sıkıya bağlandıkça kurtuluşa ulaşmak çok zordur, değer yargılarımızın pek çoğunu değiştirmeye hazır olmak, ağırlık, hacim, zaman-mekan gibi konuları da temelden, küresel olarak anlamaya çalışmak gerekir.
