M.FAHRİ ÖĞRETİCİ - SONSUZ YÜCE YOL- BÖLÜM11

Share

http://www.dunyaana.com/images/man132.jpgSEVGİ VE İSTEK YASASI

Sevgi ve istek, insan varoluşunun temel yasalarıdır. Ve küresel seviyede en büyük yasa da budur. Tekamül eğrisi rölatiftir. Yani insan tekamülü düz bir çizgi gibi devamlı yukarı çıkış olarak düşünülmemelidir.

Yukarılara doğru çıkmak da bizim için rölatiftir. 360 derecelik küresel bir anlayış içinde yukarı mı çıkıyoruz, aşağı mı iniyoruz, sola ya da sağa mı gidiyoruz; pek belli değildir. Yani kimin hangi noktada en faydalı davranışta bulunduğu bizim için rölatiftir.

İşte küresel anlayış, ancak bu nedenle, kendini yalnız sevgi ve istekle gerçekleştirebilir.

Sevgi isteği zorlar. İstek de sevgi ile küresel olarak karşılaşarak bize hamle yaptırır.

İnsan gelişebilmek için, küresel anlayışın süspansiyon paylarını iyice anlamalıdır. Doğallık İlkesi’nin süspansiyon anlayışa yardımı çok fazladır. Doğal davranışlar insanı esnek kılar ve her yöne uzanabilmesini sağlar.

Unutmamalı ki, küresel sevgi ve istekle yürüyüş yapıyorsanız, adım adım gitmek zorundasınız. Sevgi ve istek ruhun en kudretli iki elemanıdır. Ve yaptırım gücü, ruhun diğer melekelerinden çok daha fazladır.

Sevgi ve istek insanı Küresel Anlayış’a doğru götürür. Bu anlayışı bir de Doğallık İlkesi ile birleştirirsek, işte o zaman bizim gideceğimiz yol apaçık belirir.

Dua etmek, sevgi ve isteğin en büyük kilididir. Duada küresel olarak, hem sevgi, hem istek, hem de şükür hali vardır. O an Sırat kazanılmıştır.

İstek bir kanundur. Gelip geçici arzularla karıştırılmamalıdır. İstek, insanın kendi ruh kudretinin şekle bürünmüş halidir. Bir şeyi sevgi ile istemek demek, bütün ruh kudreti ile o noktaya konsantre olmak demektir.

Öyleyse ne diye insanlar bulundukları noktadan memnun değiller? O noktaya istemeyerek mi geldiler! Bu mümkün değildir. Sadece kendi yaşamlarından kendilerinin sorumlu olduklarının bilincinde değiller.

Demek ki, biz bulunduğumuz noktayı istek ve sevgiyle kabullenmişiz, ama şimdi beğenmiyor olabiliriz. Tekamül yasaları gereğince, insan, sürekli gelişmek, yenilenmek ihtiyacındadır ve bulunduğu noktayı bu nedenle beğenmeyebilir. Eğer bazı konular bizim için aşılmışsa ve tekamülümüze hizmet edemiyorsa, içinde bulunduğumuz skalayı beğenmememiz normaldir, ama hayatımızı beğenmemek ve istememek yetmez. Bazı şeyleri değiştirebilmemiz için de çok büyük bir çaba ve cehit sarf etmemiz gerekir.

Bazen bir insanın aynen okulda olduğu gibi aynı yol içinde iki sınıf atlaması mümkün olabilir, ama Sevgi ve İstek Yasası gereğince bu istek ve becerisinin de kuvvetli ve kudretli olması, hatta kendi kendinin iradesini zorlaması şarttır. Yoksa insan oturduğu yerden, sadece şikayet ederek ve bulunduğu noktayı beğenmeyerek, mukadderatını değiştiremez. Bilinmelidir ki, bir varlık hangi noktada bulunursa bulunsun, bulunduğu yeri istek ve sevgi ile seçmiştir. Dünyada hiç bir varlık İstek ve Sevgi Yasası’nın dışına çıkamaz. Dolayısıyla şu anda bulunduğumuz hali, isteyerek ve severek biz seçtik. Tekamülümüze en iyi katkıda bulunacak durum, bu durum, bu hal ve bu andır.

Bu hayatı yetersiz mi buluyorsunuz? Didinin, uğraşın, daha iyisini, daha güzelini ellerinizle yaratın!... Böylesine bir çabaya doğal olarak, yardım edilir.

Sevgi ve isteği kuvvetli, kudretli insan kendi iradesini zorlar ve ikinci sınıfa atlayıverir. Hatta öyle insanlar vardır ki, bir senede birkaç sınıfı birden geçerler. Yani istek ve sevgi birbirinden ayrılmayan ikiz kardeşlere benzerler.

İstek Büyük Bir Yasadır

İstek büyük bir evren yasasıdır. Hiç unutulmamalıdır ki, insan büyük bir kudret ve sevgi ile istediği her şeyle karşılaşır. Bu nedenle istekleri iyi saptamak gerekir. Rölatif değerlere fazla kıymet verilirse, Sebep-Sonuç Yasası gereği, o çok istediğimiz şeyle karşılaştığımızda, bizim için hiç bir şey ifade etmediğini görüp üzülebiliriz. Hatta rahatsız olabiliriz.

İnsan herhangi bir şeyi çok istiyor ise, o istemenin içinde büyük bir sevgi vardır. İsteğini ve sevgisini bir noktaya konsantre ederek, bütün gücü ile bir seferberlik halinde o amaca yönelir ve sonunda isteğini elde eder. Fakat o noktaya geldiğinde, tekamül yasası icabı, o bulunduğu nokta da bir zaman sonra yeterli olmayabilir.
Yeni bir amaca doğru bütün gücünü tekrar seferber ederek, giderek hazırlanan bir tekamül spiraline doğru uzanır.

Spiraller aşama aşamadır. Ulaşılacak noktalar ise hiç bitmez. Birini elde ettiğimizde, diğerinin ihtiyacı başlayacaktır. Tekamül sonsuzdur, varılacak noktalar da sonsuzdur.

Sonuç olarak, bütün varlıklar bulundukları noktayı kendileri seçmişlerdir. Hiç kimseyi suçlamaya gerek yoktur. Varlık kendi kaderini, kendisi tayin eder.

İnsan Kendi Kendisinin Hem Sebebi
Hem Sonucudur

İnsan, kader planında, küresel olarak, kendisinin daha önce yapmış olduğu fiillerin hem sebebini hem sonucunu yaşar. Yani insan kendi kendinin hem sebebi, hem sonucudur. Dolayısıyla çevresindeki diğer varlıklar da ondan gelen sebep-sonuçlardan etkilenecektir. Bu oldukça komplike bir konudur.

Küresel Sevgi ve İstek Yasası gereği, kader, o varlığın kendi seviyesine ve layık olduğu plana göre ayarlanmıştır. Yani bir varlık tekamülü nispetinde Sevgi ve İstek Yasası’na hakim olabilir. Belli bir seviyeye kadar da, ona gerekli olan yaşam planı hamileri tarafından hazırlanır.

Sevgi ve İstek İradeyi Geliştirir

Sevgi ve İstek Yasası’na göre, bizler herhangi bir işi yapmaya karar verdiğimiz anda, bütün isteğimiz ve gücümüzle irademizi ortaya koyuyoruz demektir.

İrade, insanın bütün gücü ve isteği ile herhangi bir olaya konsantre olup, o konuda yoğunlaşarak, isteğini eylem haline getirmesi demektir. İrade gücü demek, aynı zamanda yapabilme gücü demektir. İradesi sağlam insan, ruhi ve fiziki potansiyelini, fiil halinde eyleyen insandır.

İrade insana özgürlüğün kapılarını açar, fiillerinde, iradesinin bütün kapasitesini ortaya koyan insan, kendisini, duyular kanalı ile maddeye ve eşyaya bağlayan her türlü bağı da istediği an kesebilme gücüne sahiptir. Bu da özgürlüktür. Özgürlük maddi ve manevi, her türlü bağın üstüne çıkabilmektir. Özgür insan, istediği an, iradesi ile bütün bu bağlantılara hakim olabilir ve kendi eylemini gerçekleştirir. “Ben bu işin böyle olmasını istiyorum” demek, o iş hakkında irade beyan etmek demektir. Çünkü “istiyorum” demek sevgi ile beraberdir.

Sevgi ve İstek Yasası,  kendini irade beyanı ile gerçekleştirir. Örneğin, bir insan herhangi bir konuda tam ve kesin karara varmışsa, kendisini rahatlamış hisseder, çünkü o konuda belli bir özgürlüğe kavuşmuştur.

Başka bir örnek daha verelim: Günlerdir herhangi bir konuda belli bir karara varabilmek için düşünüyorsunuz, ama bir türlü tam bir sonuca varamadınız ve içiniz rahat değil; hatta geceleri uyuyamıyorsunuz. Ve yine uykusuz gecelerinizden birinde, zar zor yarım saatlik bir uykuya daldınız ve uyanınca kendinizi kuşlar gibi özgür hissettiniz. Günlerdir uyuyamadığınız halde, sanki 7-8 saat uyumuş biri kadar dinçsiniz. Neden? Çünkü o yarım saatlik uykuda, spatyomda, hamilerinizin yardımıyla bir karar aldınız, sınıflandırdınız, analizini yapıp, sonuca ulaştınız. Ve dediniz ki, “Ben karar verdim bu işi şu şekilde gerçekleştireceğim.”

İşte bu irade beyanı ile karar verdikten sonra, kendinizi, rahatlamış ve özgür hissedersiniz. Halbuki bazı geceler duygularınız, düşünceleriniz, kafanız o kadar karışıktır ki, yataktan yorgun kalkarsınız ve hangi işe el atsanız rast gitmez. İradenizi bir türlü gerçekleştiremezsiniz, çünkü kararınız yoktur.

Demek ki, dünya hayatınız ile spatyom hayatınız arasında bir bütünlük kurulamamış, yani özgür değilsiniz.

Küresel olarak özgürlüğünüze ve iradenize sahip olabilseniz, yataktan dinç kalkarsınız. İster 80, isterse 8 yaşınızda olunuz, hiç fark etmez. Özgür iradesi ile sağlam kararlar verebilen bir insan daima başı yukarıda ve dinç insandır.

Dünyada Herkesin İrade Gücüne Göre Bir
Vazifesi Vardır

İrade gücü yapabilme gücü olduğuna göre, bu dünyadaki herkes Sevgi ve İstek Yasası uyarınca, kendi isteğine ve iradesine ( yapabilme gücüne) göre bir vazife içindedir. Dünya vazifemiz, gündüz bizi çeşitli parçalara böler ve dağılırız; ama geceleri, işlerimiz hakkında yaptığımız muhasebeye göre spatyomdan bilgi alabiliriz. Ve spatyomdan aldığımız bu bilgilerle kendimizi yetiştirebiliriz.

Çalışkan bir öğrenci gibi geceleri, spatyomda iken, her şeyi dinleyin, anlayın, not edin ki sabaha pırıl pırıl, dinç ve karar vermiş olarak uyanasınız. Arka sıralarda oturup, dersi dinlemeyen, vazifesini yapmayan, çalışmaktan kaçan öğrencilerden olmayın. Ve gece uykuda yani spatyomda, bilgi alışverişinizi tam manası ile yapın ki, ertesi gün bitkin uyanmayasınız.

Küresel olarak bakarsanız, görürsünüz ki; insanların hepsi, bu dünyada hem işlerini yapmaktadırlar, hem de spatyoma doğru kaymaktadırlar. Spatyoma kaymaktan maksat, küresel olarak, insanların her an ve her saniye, bugünün işlerini yaparken, vermiş oldukları kararlarda yarınlarını oluşturmaktır.

Yani insan spontan olarak, kendi ruhunda, aklında, yaşadığı hayatın içinde, kendi geleceğini, aynı zaman içinde, hem yaşamakta, hem yazmaktadır. Bir örnek verelim; diyelim ki, şu anda gerçekleştirmekte olduğunuz mesleğinizi beğenmiyorsunuz ve “Ben şöyle bir iş yapmak isterdim” diyorsunuz. Şimdi, siz spontan olarak, bir sonraki hayatınıza ait işi seçmiş oldunuz. ( Eğer istediğiniz, tam isabetli bir karara ve irade beyanına dayanıyorsa, biliniz ki, bu istek, mutlaka gerçekleşmek üzere yola çıkmıştır.) Ve hatta zaman zaman halk arasında bilinçsizce kullanılan doğru bir deyiş vardır ve denir ki, “Bir daha dünyaya gelirsem, falan işi kesinlikle şu şekilde gerçekleştireceğim. Bu sefer başaramadım, ama bir imkanım daha olsa, ben yapacağımı bilirim.”

İşte, ta özünüzden gelen bu istek, bir dahaki hayatınızda mutlaka gerçekleşir. Bazen küçük çocuklara gelecekte hangi mesleği seçecekleri sorulursa, spatyoma henüz yakınlıkları sebebiyle, gelecekteki mesleklerini doğru olarak söyleyebilirler. Çünkü o meslek, ruhunun isteği ve özgür iradesidir.

“ Ne meslek seçeceğime henüz karar vermedim, bilemiyorum ki” diyen çocuk, öbürü kadar uyanık değildir. Ve bu çocuk, küresel prensiplere göre, tam kararını verememiştir. Böyle kararsız gözüken bir varlık spatyomda demiştir ki! “Ben, bana uygun olarak beş ayrı meslek tespit ettim. Bir tanesini uygulayacağım, ama tam olarak hangisini seçeceğime karar vermedim, o zaman, bana hangisi daha avantajlı gelirse, mesleğim o olur.” O kimsenin hayat senaryosunda, bu mesleklerin hepsi vardır. Ve hayatın içindeki akış, olaylar zinciri, onu öyle bir noktaya getirir ki, tam ona gereken mesleği seçmesini sağlar.

Evrensel bir prensip olarak belirtilmelidir ki, her insanın şu anda bulunduğu nokta, tekamülü için en gerekli noktadır. Kendisine faydalı olacak, aslında ruhunun özlediği, istediği en yararlı hayat planı içindedir. Bu nedenle insan, hayatının ona getirdiği maddi ve manevi ıstıraplara ve sevinçlere, sevgi ile şükretmelidir. Gelişimi adına bulunduğu noktayı Tanrı’dan ve Yüce Organizatörler’den talep eden, isteyen, yine kendisidir.

Bu noktada yaşama karşı vazifesini yapmaktan yüksünen ve ağlayan, şikayet eden insan, kendi Sıratı’ndan aşağı düşer, Sırat’tan geçemez. Daha komplike, daha kapsamlı vazifelerle karşılaşma hakkını elde edemez. Ve İlahi İrade Yasaları’nın başka fazlarından yürümek mecburiyetinde kalır. Bilgiyi anlamadıktan ve uygulamadıktan sonra mezun olamazsınız. İnanmadan sevemezsiniz. Yaptığımız her şeyde inanç, sevgi, istek ve anlayış paralel olarak birbirini destekler. İnançsız veya anlayışsız sevgi ve istek olamaz. Körü körüne inanarak da bir yere varılamaz. Anlayış olmadıkça sadece inanç hemen tutuculuğa dönüşecek bir silah gibidir.

Her şey İlahi İrade Yasaları’nın icaplarına göre oluşmaktadır. Küresel olarak sizin atmış olduğunuz ileri, geri, sağa, sola, yukarı, aşağı her adım; icaplarla yerini bulur ve vardığınız bir sonraki nokta, sizin için en gerekli noktadır. Aslında, kainatta, kötülük, kadersizlik, yanlışlık yoktur. Bütün bunlar, sizin kendi düşüncelerinizdedir.

Yaptığınız her şeyi eğer sevgi ve istekle yapmışsanız, emin olunuz ki bu sevgi ve istek sizi en faydalı noktaya getirecektir.

Her olay, bütün aile fertleriniz, eş, dost ve yakınlarınız, İlahi İrade Yasaları’nın uygulayıcısı olan Organizatör Varlıklar ve çevrenizde oluşmakta olan her şey, sizi iyiye ve mükemmele doğru götürmektedir. Dolayısıyla her şey iyidir.

Hayatımızdan şikayet etmek, bizi, sadece geri götürür. Örneğin, bir hapishane hücresindeki bir insan bile, bilmeden ömrünün en yararlı anlarını yaşamaktadır. Çünkü yaşadığı korkunç ıstıraplar, onu eğiterek, içindeki kötülüğü yok etmesini sağlamakta ve dolayısıyla Doğallık İlkesi’ne uygun olarak mutluluğunu hazırlamaktadır. Aslında hapishanede, prangaya vurulmuş bir mahkum, milyonları tarafından esir alınmış bir adam arasında hiç fark yoktur. Belki de o mahkum, sizin yerinizde olsaydı, gelişimine bu kadar feyz katamazdı. Onun acı dolu hapishane hücresindeki ıstıraplı hayatı, biliniz ki, gerçek özgürlüğe doğru bir gidişten ibarettir.

Öte yanda, yediği önünde, yemediği arkasında, bir eli yağda öbür eli balda, istemediği kadar parası olan bir insanın tekamül hızı ve gerçek ruh özgürlüğüne yakınlığı ne durumdadır? Bu tartışılır. İyice anlamak zorundayız ki, bizi en çok geliştiren unsur ıstıraptır.

İnsan sonsuzluk içinde, ölümsüzlüğü fark ettiği andan itibaren içli dışlı tüm çalışmaları da fark eder. Her hareket içli dışlıdır. İç tarafında siz bilerek yaparsınız yaptığınız şeyleri ve hem fiilleriniz, hem düşünceleriniz kozmik manada kaydedilir. Yani yaptığınız her hareket küreseldir. Ve küresel yaşama ve çalışmada siz her an otomatik olarak geleceğinizi hazırlamaktasınız.

Geleceğinizin senaryosunu, Sebep-Sonuç Yasası uyarınca bugün siz yazıyorsunuz. Bu senaryoyu, okul gibi, gelecek sınıf için ya da bir sonraki hayatınız için, bugünden hazırlayan yine sizsiniz. Zaten bugün yaşadığınız ve karşılaştığınız pek çok yaşam oyunu da geçmişinizle ve geleceğinizle ilgilidir. Siz kendi seviyenize göre belli bir küresellik içindesiniz. Sizin küresel durumunuz tekamülünüze paraleldir.

Bu konuları kavrayabilmeniz için çok çalışmanız, çok öğrenmeniz, çok daha derin düşünebilmeniz lazım, yoksa bu küresel anlayış sizi yakar, mahveder, şimdi gittiğiniz yoldan da çıkarır. Doğruları eğrilerle karıştırır duruma gelirsiniz. Bu nedenle küresel anlayışın imtihanları çok daha büyük ve zordur.

Bir adım atarken çok iyi düşününüz. Çünkü Sebep-Sonuç Yasası var. Geleceğinizden sorumlusunuz. Bugünden onu siz hazırlıyorsunuz. Eğer kendinizi hazır hissetmiyorsanız; yanlış yapmamak için, adımınızı atmadan önce biraz düşününüz ve gerekirse, eski realitenizde kalınız. İyice ölçüp biçmeden, tartıp anlamadan, bugünkü seviyenizi de sarsacak ve size korkunç ıstıraplar verecek adımlar atmaktan kaçınınız!

Dünyadan Mezun Olacak Varlıklar,
Küresel Anlayışı Kavramıştır

Dünya Okulu’na kaydını yeni yaptırmış, A noktasında olan bir varlık ile artık dünyayı bitirmek üzere son sınıfa gelmiş olan kudretli bir varlık arasında kalite ve kantite bakımından çok büyük bir fark vardır.

Okula yeni başlayan bir insan, tekamül edebilmek için bir çok sıkıntılar çekmek zorundadır. Üstesinden gelmek zorunda olduğu pek çok komplike konu vardır. Ancak o sıkıntıların üstüne çıkabildiğinde bir olgunluğa ulaşabilir.

Dünya Okulu’nu bitirmeye namzet bir insanın planının seviyesi ile Dünya Okulu’na yeni başlamış bir varlığın planı arasında büyük farklar vardır. Ve bu dünyada kaç milyar insan varsa hepsi de ayrı ayrı seviyelerdedir. Fakat tüm insanlık, gruplaşmış, sınıflaşmış, planlaşmış durumdadır. Bir insanın dünyaya ilk enkarnasyonu ile son enkarnasyonu arasında yüzlerce belki de binlerce kere doğuşlar vardır. Ayrıca biz her gün yeniden doğmaktayız. Dün başka idik, yarın daha başka doğacağız.

Dünya Okulu’nu bitirecek olan varlığı, bu bitişin ardından yeni bir başlangıç beklemektedir.

Dünyayı bitirmiş bir varlık, Küresel Anlayış’ı kavramış ve dünya planetinde yaşanacak ne tecrübe varsa geçirmiş, buraya ait imtihanlarını eksiksiz olarak yerine getirmiş biridir.

Böyle bir varlık, dünyada yapmak istediği her şeyin aslında İlahi İrade Yasaları’na hizmet olduğunu tamamen idrak etmiştir ve dünyadaki bütün varlıkları sevgiyle kucaklar. Artık o varlık için ırk, dil, din, cinsiyet gibi rölatif faktörler, bütün olarak insanı sevme ve anlama bakımından hiç farklılık oluşturmaz.

Dünya hayatının her hali, onun için, 5-6 yaşındaki bir çocuğun oyuncakları ile oynaması gibidir. Pek çok şeyi çocuksu bulur. Dünyadaki vazifesini tamamlamıştır. Daha doğrusu “Dünyayı geçmiştir.” Ve isterse dünyaya vazifeli olarak tekrar doğabilir. İstemezse yine öğrenci olarak dünyadan sonra gelecek okulların hazırlıklarına başlayabilir.
Evrendeki tekamül planlarının, her birinin sona ermesinden sonra arkasından yeni bir başlangıç doğar çünkü tekamül sonsuzdur. Küresel Anlayışlar sonsuzdur. Biz sonsuzluklar içinde sadece kendi bulunduğumuz planın herhangi bir kesitindeyiz.

Bu nedenle kendimizi fazla abartmaya ve beğenmeye hiç gerek yoktur. Her vazifeyi belli bir doğallık içinde ve ait olduğumuz planı unutmadan, kendimizi hiç bir şeyle eş koşmadan gerçekleştirebilirsek, sahiden gelişiyoruz demektir. İnsan vazife ile dahi kendini eş koşmamalıdır.

Dünya İnsanı Ruhen Gelişebilmek İçin
Bazı Uygulamalarda Bulunmalıdır

Bizleri ekmineziden de medyomluktan da daha fazla ilgilendiren bir konu vardır ki, o da insan olmayı öğrenebilmektir. Yaşamımızı elimizden geldiğince iyi değerlendirmek ve vazifemizi belli şartlar altında mümkün olduğu kadar başarılı bir biçimde gerçekleştirmek zorundayız.

Bir işi bitirmek icap ettiğini biliyor ve gerekenleri yapıyorsak, bu arada çıkan bazı sebep ve sonuçlar bizi yolumuzdan döndürmemelidir. Eğer bu derecede iradeli ve kararlı davranan biri isek, kalbimizin temizliği, işimizin ve içimizin dürüstlüğü nedeni ile arada sırada, bazı düşüşler ve sapmalar göstersek bile, hamilerimizin yüce yardımları ile doğru istikamete yönlendiriliriz.

Ama bizim sezgilerimiz yoksa ve işin hakiki macerasını bilmiyorsak ya da düşüncelerimizi bu konuda yoğunlaştırmamışsak, bu yolda bazı çelişkilerle karşılaşmamız kaçınılmazdır. Ve böylece vazifemiz gecikir.

Bir insan okul imtihanlarını kazanabilmek için nasıl sistemli çalışır, düşünür, öğrenirse; aynı şekilde bu konuda da sistemli bir çalışma ile konsantrasyonunu devam ettirmelidir. Hayat şartlarının ezici baskısı altında konsantrasyonunu kaybeden, olayların içinde kaybolan biri için, zor bir çıkmaz var demektir.

İnsan daima uyanık olmalıdır. Uyanık kimse demek, içinde bulunduğu duruma şükretmesini bilen, kendine ağırlık çöktürmemek için çok çaba harcayan ve sürekli olarak gelişme yolunda faaliyette bulunan kimse demektir. Yükselmenin ve gerçek özgürlüğe kavuşmanın yolu uyanık olmaktan geçer. Yani insan gerçek ruh özgürlüğüne kavuşmak istiyorsa, nefsaniyete ait tortuları, kara lekeleri, çamurları temizlemek zorundadır. Kendisini zorlayan ve ona ağırlık veren ne kusuru varsa önce hepsini bir bir tanımalı sonra onlardan kurtulabilmenin yollarını aramalıdır.

Ancak böylesine ciddi bir nefis denetlemesinden sonra vicdanen tertemiz olunabilir.

Dünya hayatımızın en önemli düsturlarından bir tanesi, hiç kimse için menfi değer yargıları üretmeden ve onların da bize karşı olduğunu düşünmeden, saf ve dürüst bir hayat yolu tutturabilmek olmalıdır. Ama “olmuyor” diyeceksiniz;  olur! Vermek fiilini gerçek anlamda öğrenmekle her şey olur…

Kendinden vermesi icap eden insan da vardır. Ötekilerin yaşayabilmesi için birileri vermelidir. Örnek insan olmak zordur. Aslında bütün insanların bu aşamaya gelmesi gerekir ama vermeyi bilebilmek bir olgunluk işidir. Ancak ruhi tekamül bakımından belli bir yeterliliğe ulaşmış varlıklar, başkalarına kendilerinden bir şeyler verebilirler.

Örnek Bir Yaşam Sürmek Çok Zordur

Eğer sürekli vermeyi gerektiren, örnek bir yaşam zor geliyorsa, o zaman bir adım ileri yahut bir adım geri kayarak, sağa, sola doğru yön değiştirerek kendinize en uygun ortamı sağlamak zorundasınız. Kişisel gelişim için insanın kendi yeteneklerine uygun bir ortam yaratması şarttır. Herkes en üst noktada kendinden veremez, doğrudur. O zaman, o insan da kendi gücü kadar bir şeyler verebileceği fiillerde bulunmalıdır. Ve gücünü, kapasitesini arttırmak için karşısına çıkan olayları çok iyi değerlendirmelidir ki, sonsuzluklara doğabilsin.

Yaşam sırasında binbir zorlukla karşılaşırız. Bu durumda hemen kendimizi toplayıp, kendi bulunduğumuz noktaya gelmeliyiz, yani bir “hiç”e doğru gitmeliyiz. Ortanın neresinde, hangi kesitinde olduğumuzu tespit edip, oradaki ortadan başlayarak açılmamız gerekir. Bir zorlukla karşılaştığımızda, kendimizi hemen geriye doğru çekip, birinci sınıfa gelelim, yani kendimizden başlayalım. Birinci sınıfa gelince, ötekileri bir tarafa itelim. Bulunduğumuz ortadan hareket ettiğimizde, hangi kesitte olduğumuzu görebiliriz ve oradan yavaş yavaş açılmaya başlarız. İşte, açılış budur!
Bu açılış çok rölatiftir ve sonsuz çeşitlemeleri vardır. Ne kadar varlık varsa, hepsinin kendine göre bir açılma karakteri vardır.

Bir insan vardır bir bakarsın anlar. Başkası bir işaretle, bir sözle anlar. Bir diğeri on kelime söylersin ancak anlar. Ama bazıları vardır ki, ne yapsan anlamaz.

Sonsuzluklara ulaşmanın yolu, her türlü zorluk ve güçlüğe dayanmaktan geçer. Bu dünyada sevk ve sefa ile ömür süren, hiç kimseyi beğenmeyen, gururlu, kibirli, tembel bir insanın ruh özgürlüğüne ulaşması ve sonsuzluklara doğması asla mümkün değildir.

Eğer gerçekten gelişmek, ruhumuzda, kişiliğimizde bir reform yapmak istiyorsak, etrafımızdan önce kendimizle uğraşmalıyız ( kardeşinin gözündeki çöpü göreceğine, kendi gözündeki merteğe bak).

Gelişmiş İnsan, Olaylara Nötr Kalan
İnsandır

Gelişmiş bir insan, yaşam biçimi ile kimseyi rahatsız etmeyecek, herkese karşı iyi davranabilecek, en azından nötr kalabilecek, olgun bir kişiliğe sahiptir.

http://www.dunyaana.com/images/sonsuz14.jpg

Böyle bir insan yetkin kişiliği, sağlam fikirleri, olgun davranışları ve insanlara karşı nötr yapısı ile ruh özgürlüğüne kavuşmuş biridir.

Nötr bir yapıya sahip olabilmek için anlayıştan önce sevgi ve istek olması lazımdır. Ama nötralizasyonu kavrayabilmek için de anlayış şarttır. Ve bu hali sağlamak için düşünüş ve yaşayış sistemini değiştirmek, tersine çevirmek gerekir. Çünkü düşünce ve anlayış sisteminiz pozitif ya da negatif olabilir ve bunu nötr hale getirmek için sahip olduğunuz o sistemin ters yüz edilmesi gerekir. Tersine çevirmekten maksat, içinde bulunduğumuz hali nötrleştirmektir. Bu, Doğallık İlkesi’ne aykırı değildir, tamamen uygundur. Ama tersine çevirmek, genel bir tatbikat şekli olamaz, çünkü herkes böyle bir gücü gösteremez.

Nötr olmayı kabullenmek demek, pozitif ya da negatif, hiç bir iddianın kalmaması demektir. Nötr insan kendi egosunu hiçlemiştir.

Kısacası, hem pozitif hem negatif davranış, düşünüş, anlayış tarzımızın dışında her şeye karşı daha tarafsız ve açık kalabilmeliyiz. Aşırı sevinçler de aşırı üzüntüler de ruh özgürlüğünü kısıtlar.

Egosunu denetleyebilmiş, özgür ve doğal insan; iyi, saf, temiz, samimi ve içi-dışı bir insandır. Korku diye bir kavramı tanımaz çünkü korkunun nedeni nefsaniyettir. Nefsaniyet öyle bir şeydir ki, insanı ağları içine alıp parça parça eder ezer, kişiliği böler. Korkuya sebep olabilecek ne varsa kendimizden uzaklaştırmalıyız.

Korkuyu yenebilecek en iyi yollardan bir tanesi de içtenlik ve samimiyettir. İnsan içtenliğini, samimiyetini, safiyetini korumakla, kendi varlığını, korkusuz bir şekilde dünyayla, insanla, doğayla birleştirir. Vicdanla nefsaniyet ikiliğinin giderilmesi, doğallığın elde edilmesi demektir ki, doğallık aynı zamanda nefsin normalize edilmiş halidir. Doğal olmakta, evren ahengine uymak vardır.

Çoğumuz, hiç değilse bazı anlarda kendi içtenliğimizi ve doğallığımızı fark edebiliriz; bunlar aynı zamanda gerçek mutluluk anlarıdır.

Çocuklardaki içtenlik, doğallığa çok iyi bir örnek teşkil eder. Bu nedenle de Kutsal Metinlerde “Çocuk gibi saflaşın” denmiştir. Çünkü art niyetsiz içtenliği, bizim dünyamızda en iyi çocuklar yaşar. Halbuki Ruhsal Hamilerimiz’in hepsinde böyle bir safiyet, içtenlik ve doğallık vardır.

Bu temiz ve çocuksu içtenlik, Küresel Anlayış’a ulaşmanın bir belirtisidir.

Özgürlük Ne Demektir?

Doğallık İlkesi’ne göre insanın gerçek özgürlüğüne kavuşması “hiç” olması demektir. Yani bir insan özgürlüğünü elinde tutmak istiyorsa, pozitif veya negatif olmadan, doğallık içinde kalabilmelidir. Özgür insan kendinde nötr bir hal oluşturmuştur. Özgür insanın psikolojisi de; kendisini içine salıverdiği özgürlükle nötralizasyon arasında sürekli denge kurabilmekten ibarettir. Doğallık İlkesi’ne göre, insan özgür yaşamak isterse nötr kalabilmeyi öğrenmeli ve her şeyini buna göre ayarlamalıdır.

Korkulardan arınmış; içtenlik, samimiyet, sevgi ve istek; özgürlüğü yani gerçek ben’i (Zat’ı) meydana getirir. Çünkü böyle bir kişilikte sabır ve doğallık vardır. Aşırı hırs ve kapkara bir nefsaniyet yaratan, sahip olma ve tahakküm etme arzuları yok olmuştur. Elde edemediği şeyler için büyük bir hırs ve istek duymaz, yaşamı doğallığı içinde olduğu gibi kabul eder.

Biz hiç kimseye dayanmadan, kendi adımlarımızı tek başımıza atmaya, hızımızı kendimiz tayin etmeye ve yalnız kendimize güvenmeye alışırsak, o zaman korkulacak hiç bir şey kalmaz.

Düalite ve nefsaniyeti yenmek için her şeydeki Birlik İlkesi’ni yakalamak gerekir. Fakat Birlik İlkesi de kendi doğası icabı hep ikilik gerektirir. Hiç bir şey tek taraflı değildir. Evrende tek yönlü hiç bir şey yoktur. İnsana ait hiç bir olay da sadece tek yönlü değerlendirilemez. Ve insana ait hiç bir problem basit ve sıradan değildir. Daima bir arka planı ve derinliği vardır. Küresel Anlayış bütün meselelere mümkün olduğu kadar derinlemesine bakmayı gerektirir. Çevremizde olup bitenleri tam anlamıyla kavrayamıyor, derinliğine vakıf olamıyorsak, bu bizim küçüklüğümüzdendir.

Önemli olan problemin büyüklüğü küçüklüğü değil, insanın bu problem karşısında aldığı tavırdır. En ufak bir probleme bile şöyle bir yukarıdan bakıp, halletme yoluna gidemiyorsak, ona zamanında, uygun ve yerinde bir cevap veremiyorsak zaten işimiz zor.

Özgür ve tabii bir insan, kendi kendine güvenmeyi, sorumluluk yüklü bir takım kararlar vermeyi, korku dolu batıl inançlardan vazgeçmeyi öğrenmiş, olgun bir insandır, ama onun özgürlüğünü elde etmesiyle birlikte sorumlulukları da artmıştır. Çünkü artık tek başınadır. Ve her seviyeden problem çözümlenmek üzere onu beklemektedir ve bu seviye ona hastır, çünkü herkes kendi tekamül seviyesine göre çeşitli temrinlere, eğitim öğretim sistemlerine tabi olarak belli bir noktaya gelmiştir. Dünyada ne kadar varlık varsa o kadar da tekamül tipi vardır. Ama herkes kendi terazisinde kendini ölçmeli, kendi gelişimine uygun yolu kendi bulmalıdır.

İnsanın, onu her zaman uyarmaya hazır olan vicdanı vardır. Tedirgin olduğu zaman, derhal sızlamaya başlar, insafı yoktur. İçiniz sıkılmaya, ruhunuz daralmaya başladı mı; biliniz ki, doğru yolda değilsiniz. Siz hakikaten temiz ve bereketli bir yerde, verimli düşünceler içinde olsanız, fedakarca insanlara yardım etmeyi, onlara hizmet vermeyi becerebilseniz, o zaman birdenbire içinizdeki kasvet kaybolur. “Benim için değil, senin için” diye düşünmekle insan çok şey kazanır, ama bu sade ve basit gerçeği bir türlü görememektedir.

Doğru ya da yanlış yolda olduğumuzu anlayabilmek için ferahlık ya da sıkıntı gibi duygusal faktörlere baş vururuz, tekamül seviyemiz bunu icap ettirir. Ama ileri tekamül seviyesindeki bir insan daha objektif verileri vardır. O artık mantal olarak olgunlaşmış, duyguları incelmiş biridir. Rüzgarla konuşur, ağaçlarla konuşur, duvarlarla konuşur, her şeyle konuşur ve her şeyi anlar.

Tekamül seviyelerine göre ferahlık ya da sıkıntı duygusu, vicdan ve nefis kanalı olarak vazife yapar. Bir başkasını en ufak bir şekilde incittiği için ıstırap ve sıkıntı duyan insan da vardır. Hırsızlık yapıp da hiç rahatsız olmayan insan da vardır. Öyleyse herkesin vicdani sıkıntısı veya memnuniyeti o kişinin gelişim seviyesi ile direkt olarak ilgilidir.

İnsan kendini beğenmiş, egoist, gururlu ve bencil bir varlıktır. Kendi yaptığı işleri pek beğenir. Kendi hayatını, kendi inşa etmektedir, doğrudur, ama bu onun kendisine tapınması için sebep değildir.

Spatyomda teorik olarak gerçekleştirilen yaşam planı, burada tecrübeler yapa yapa işlerlik kazanır, bizler de bu tatbikatlarla tekamül ederiz, ama spatyomdan buraya geçince, pratikte pek çok aksama meydana gelebilir.

Bir tiyatro olan dünya hayatında rolümüzü iyi oynamamız bizim menfaatimizedir. İnsanlar tiyatro içinde tiyatroya giderler. Halbuki hiç gerek yok; zaten dünya o kadar güzel bir tiyatro ki, eğer anlayabilirsek, çevremizdeki her olay bize bir şeyler öğretebilir.

İnsan İlişkileri

Sizin insana bakışınız iki türlü bakış olmalı; yani her olayda düalite içinde bir değerlendirme yapmalısınız. Hiç bir olay, hiç bir şahıs tek taraflı bir değerlendirmeye tabi tutulamaz. Bir insanla ilişki içindeyseniz, ilişkilerinizi sürdürürken, onun madalyasının arkasına bakınız. İçinde neler dönüyor, arka planda neler oluyor? Önemli olan arka planda ne oynadığını görebilmektedir. Sizinle geçinebilmek için karşınızda öyle candan bir rol oynar ki, hayret edersiniz. Doğallık İlkesi’nin kendi içinde sonsuz çeşitlemeleri vardır.

Bu aşamada insan psikolojisini çok iyi bilmek ve anlamak zorundasınız, aksi takdirde karşınızdaki insanı anlayamazsınız. Sadece onun anlattıkları ile bir değerlendirme yapmış olursunuz ki, çok yanlış sonuçlar ortaya çıkar ve o olaydan gereken dersi elde edemezsiniz. Örneğin, bir insan sizden bir şeyler elde etmek istiyorsa, türlü oyunlarla sizi kandırmaya kalkışır. Sadece konuşmalarını ve davranışlarını ciddiye alır, olayı başka bir iki yönden de değerlendirmezseniz, onun istediğini elde etmesine neden olur, siz bir sonuç elde edemezsiniz.

Her olayda çok dikkatli olmak gerekir. Yaşamda karşılaşılan olayların içeriği bu örneklerden çok daha derin kapsamlıdır.

Bu yaşam tiyatrosu olan dünyada pek çok olay iç içe yaşanır. Bazı insanlar oluşturdukları eğri büğrü, yalan yanlış işlerde nasıl tökezler düşer, beyin üstü yere çakılırlarsa, bazıları da temizlikleri ve dürüstlükleri ile örnek olurlar.

Bu yaşam tiyatrosunda doğru yoldan, Tanrı yolundan çıkan insanlar düşer, bir tarafları kırılır, başına bir şeyler gelir, kayıplara uğrar, bir şeyleri çalınır, yani sürekli olarak bela ile karşılaşırlar. Halbuki öte yanda, temiz, dürüst ve sağlam bir insanın pek çok sorunları olsa da, o, öyle bir bayram, öyle temiz bir aşk havası içindedir ki, parasının olup olmaması, karnının aç ya da tok olması hiç önemli değildir. Çünkü onun oturduğu yer Yukarı’da; Yukarı’dan besleniyor, hayatındaki her günün ayrı bir bereketi vardır. Öyle temiz ve bereketli bir insandır ki, cehenneme atsanız gül bahçesi olur. Böyle bir insan nereye gitse, oraya bir rahatlık, bir güzellik, bir aşk, bir neşe, bir ibadet havası gelir. Onun her nefesinde ibadet vardır. Her anında Tanrı yolundadır, yani yapmacık bir şeyi kalmamıştır. Özgürlüğünü o kadar büyük bir kudretle eline almıştır ki, satın alamazsınız, dünyayı da verseniz istemez.

Bir Tanrı kulu olarak öyle bir kudret, terbiye ve ahlakla yetişmeliyiz ki, vazifelerimizi layıkıyla gerçekleştirebilelim.

Tanrı’ya rıza göstermek en büyük spiritüel yasalardan biridir. Küresel Anlayış’a ancak Tanrı’ya rıza göstermekle ulaşılır. İnsan sevgi ve istekle, “ Ya Rabbi! Ben şu işi şu şekilde yapmak istiyorum. Bunun pozitif ve negatif tarafını gördüm. Nötr kalıp hakkıma razı olarak, Yüceler tarafından bize verilecek olan Küresel Anlayış’a ulaşmak istiyorum: Ve bu mekanizma yolu ile Sizin Eliniz’den, Sizin Onayınız’dan geçerek işimi başarmak istiyorum. Sizin göstereceğiniz hakka razıyım!” diyerek Küresel Anlayış mekanizması harekete geçirilebilir. O andan itibaren her davranışınız elci olmalıdır; yoksa kaybınız eskisinden daha fazla olur. Bilenle bilmeyen hiç bir zaman bir tutulmaz.

İnsanı, insanlığının icap ettirdiklerinin dışına taşırmadan, Doğallık İlkesi içinde değerlendirmek gerekir. Bu düşünce sistemi, insana özgürlüğünü kazandırır ve artık yavaş yavaş bu dünyadan canını kurtarıp, sonsuzluklara yükselmeye başlar. Bu aşamada insan, kendi imtihanı olan okulun eğitim ve öğretiminin sonuna gelmiştir. İlahi Organizasyonlar’a doğru yükselmeye hazırlanmaktadır ve artık bu dünyaya ait fizik yasalar ve realiteler yavaş yavaş geride kalmaya başlamıştır.

Evrenin İşleyişinde Zıtlıkların Birliği
İlkesi Hakimdir

Atomdan tutunuz da, insana kadar; dünyada neler varsa, hiç biri İlahi İrade Yasaları’nın dışına çıkamaz. Her türlü hareketimiz O’nun yasaları çerçevesi içindedir.

Biz İlahi İrade Yasaları’nı bilerek ya da bilmeyerek tatbik ederiz ve bu yasalar, bizi çepeçevre sarmıştır. İstesek de dışına çıkmak mümkün değildir. Tanrı’ya karşı olmak bile Tanrı yasasıdır, evrende yasa olarak dialektik vardır. Dialektik; karşıt fikirlerin mücadelesi demektir. Zıtların Birliği İlkesi çok önemlidir.

Dialektik yasalar; karşıtlardan biri var olmazsa, ötekinin var olamayacağını ve her hareketin, her değişimin, her dönüşümün karşıtların mücadelesiyle açıklanacağı ortaya çıkarır.

Fizik dünyada, karşıt kuvvetlerin mücadelesi evrenseldir. Bir çatalın paslanması gibi alelade bir fenomen bile, demirle oksijen arasındaki mücadelenin ürünüdür.

Doğada, hareketin esas biçimi, çekme kuvveti ile itme kuvveti arasındaki mücadeledir. Bu iki karşıtın, yani çekme ve itme kuvvetlerinin birliği ve mücadelesi, ister en uzak galaksiler, yıldızlar ya da güneş sistemi, isterse moleküller, atomlar ve atomların çekirdekleri söz konusu olsun, bütün maddi fenomenlerin oluşumunu, evrimini, kararlılığını, dönüşümlerini, dağılıp yok oluşunu belirlerler.

Bir atomu ele alalım; atomun içinde, elektronları çekirdeğin etrafında tutan orantısal denge, şu iki karşıtın mücadelesinden meydana gelir; çekme kuvveti demek olan elektrostatik enerji ile itici kuvvet demek olan kinetik enerji. Ve çağdaş bilim, bizzat atom çekirdeğinin içinde bile proton ile nötron arasında çekme ve itmenin özel biçimlerinin bulunduğunu ortaya çıkarmıştır.

Elektriğin birbirine karşıt iki varlık tarzını herkes bilir, pozitif ve negatif, mıknatısın iki kutbu, böylece aynı ya da farklı tarzda elektriklenmiş cisimler arasında, iki mıknatısın eş ya da ters kutupları arasında çekme veya itme kuvvetleri vardır.

Ve nihayet modern fizik de, bütün maddi fenomenleri meydana getiren parçacıkların, örneğin atom elektronlarının, kendi kendilerinin aynı olmaktan uzak bulunduklarını ortaya koymuştur. Tersine, bu elektronlar, çifte mahiyetleri yani, aynı zamanda hem birer cisimcik hem de dalgalı akım olmaları itibarıyla, aynı zamanda hem birer taneciğe hem de birer dalgalı akıma benzemeleri itibarıyla, derin bir biçimde çelişkilidirler. İşte böylelikledir ki, radyo dalgaları gibi dalgaların varlığı ispat edilmiştir.

Kısacası evrende her hareket, her yasa, her fenomen İlahi İrade Yasaları’nın kapsamı içindedir. Hiç bir yaratılmış varlık, bu yasaların dışına çıkamaz.

Öyleyse akıllıca düşünecek olursak, bizim için en uygun şey, kendi isteğimizle bu yasaların paralelinde yürümektir. Seçimimizi yasalara uygun olarak yapmalıyız. Nefsaniyet değil, vicdanlı davranışlarımız bizi yüceltir.

 

Share

Bu site özeldir ve ticari amaç taşımaz.

Copyright © Dünya Ana