ÖLÜMSÜZLÜK
Tekrardoğuşlar ve Ölümsüzlük
Yaşamın ölümle bitişi, insanlığa korkunç bir ümitsizlik ve korku vermektedir. Ve bu nedenle ölüme ve öte aleme ait bilgiler korkuyla ve soğuklukla karşılanmaktadır. Çünkü ölüm yok oluş olarak kabul ediliyor.
Her şeyden önce bu mantaliteyi ve bu düşünce şeklini, zihni terbiye ederek ve bilgilendirerek değiştirmek gerekir. Ölmek demek; yok olmak demek değildir.
İnsan iki dünya arasında bir seyyahtır. Burada işi bitince öte tarafa geçer. Peki, biz bedenimizden ayrılınca beden ölüyor mu? Hayır. Biz bedenle ruhi irtibatı kestikten sonra ayrı birer yaşam sahibi olan hücrelerimiz de kendi seyahatlerine çıkıyorlar.
Demek ki, bu hayatımız için dünyadan alacağımızı aldığımız zaman, bedenle ilişiğimiz derhal kesilir. Ve bir spatyom devresi geçirdikten sonra, yeni bir yaşama başlamak üzere tekrar doğarız.
Tekrardoğuşlarda zorlama yoktur. Herhangi bir insan, bu dünyaya doğmak istediği gibi, başka bir dünyaya da doğmak isteyebilir. Benzer olan başka bir dünyaya doğmasında hiç bir sakınca yoktur. Hiç kimse istemediği bir yere doğmak için zorlanmaz. Örneğin; eve giderken otobüsle gitmek istiyorsanız, x numaralı bir otobüsü seçerek, ona bindiğiniz andan itibaren kaderiniz de hazırlanmış olur. Artık o otobüsün lastiği mi patlar, yoksa kaza mı yapar, ya da gideceği yere normal saatinde mi gider, orası belli değildir! O otobüsü seçen siz olduğunuza göre, belli bir kaderi de siz tayin etmiş olursunuz. Kaderiniz o otobüse bağlanmıştır.
Küresel olarak bilemediğimiz o kadar çok şey var ki! Başımıza gelen bazı olayların asıl sebebini bilemediğimizden ötürü, yaşam adı verilen tebliğ saatimiz çalışmaya devam ettiği sürece, bu gibi zorlayıcı olayların içine karışmaktan kurtulamayız.
İnsanlar bu işlerin nasıl büyük ve mükemmel bir organizasyonun eseri olduğunu bilmediklerinden, her karşılaştıkları olaya tesadüf deyip geçmektedirler. Halbuki tesadüf olarak kabul ettikleri o olayların nasıl, ince bir şekilde ve ne büyük zorluklarla tertip edildiğini bir bilseler, başlarına gelen veya karşılarına çıkan olaylara, bu kadar ilgisiz kalmazlar.
Tekrar örneğimize dönelim. Sizin o otobüsü tayin etmenizin de bir sebebi vardır, çünkü orada halletmeniz gereken bir problem, sizi beklemektedir.
Küresel sonsuzluklar içinde yaşamaktayız, belki de yaşamımızın sonuna geldik de, otobüs kazası ile ölmemiz gerekiyor. Evimize gitmek için falan numaralı otobüsü seçerken, böylece kaderimizi de seçmiş oluruz.
İnsanın da, atomun da, hücrenin de, molekülün de kendine göre, bir yaşam süresi vardır. Dünyamızın da, Güneşimizin de, Samanyolumuzun da kendine göre bir yaşam süresi vardır.
Bir tek atom bir evrendir, insan da bir evrendir ve bizim kendi tekamülümüze göre bir yaşantımız vardır, ama bir karınca da bir evrendir. Ve tek bir karınca bile vazifesini mükemmel bir şekilde yapmaktadır. Hem de kendi çevresindeki dünyadan hiç haberdar değildir.
İnsanın durumu da, evrene göre bir karıncadan farksızdır. Evrenle ilişkisi çok zayıf olan bizler, hem kendi varlığımızdan, hem de aklımızın erdiği kadar diğer varlıklardan ancak bir karıncanın, çevresiyle olan ilişkisi kadar haberdarız, ama cahilliğimizden ötürü kendimizi beğenmişliğimiz çok fazladır. Yalnızca cahil insanlar, kendileri ile böbürlenir. İnsan; evren bilgisi arttıkça, ne kadar az şey bildiğini anladığı için giderek efendileşir, terbiye olur ve hiç bir şey bilmediğini kabullenecek bir olgunluğa ulaşır.
Bizim evren hakkındaki bilgimiz, karıncanın dünya hakkındaki bilgisinden daha fazla değildir. Evrenlerden haberdar değiliz. Kendi Samanyolu Galaksimizi dahi yeterince tanımıyoruz. Samanyolu Galaksisi’nde mevcut milyarlarca güneş sisteminden haberdar değiliz. Bizim bilgimiz Ayımız’a, Güneşimiz’e kadardır; onları bile küresel olarak bilemiyoruz.
Bildiğimiz ve bilmediğimiz evrenler içinde, öğrenmemiz gereken sonsuz bilgiler vardır. Hatta kendi bedenimizin mikrometrik aleminde henüz bilmediğimiz pek çok bilgi var. Çünkü zaman ve mekan bizi kısıtlıyor, beş duyumuz bizi kısıtlıyor. Ve uzanamadığımız için pek çok bilgiden mahrum kalıyoruz. Tabii ki bu mahrumiyet, tekamül zaruretinden doğmaktadır.
İnsan her şeyi duyup anlayıp göremez ve hissedemez; beş duyu ile sınırlıdır ve gördüğü, duyduğu, anladığı, hissettiği her şey, o insanın ihtiyaçlarına tam cevap verebilecek durumdadır. Eğer daha fazlasını hissedemiyorsa, algılayamıyor ve anlayamıyorsa, henüz o noktada olmadığındandır.
Bilgiyi alabilecek yeteneği ve gücü kadar, kendi okulunun hangi insanlık sınıfında ise, o sınıfta kendisi için gerekli olan donanıma sahiptir. Etrafındaki ebeveynler, akrabalar, dostlar, iş arkadaşları ve ömür boyu karşılaşacağı kimselerin ona vereceği öğütler, yardımlar ve derslerin hepsi, birbirine, büyük bir mükemmellik içinde, küresel olarak bağlıdır.
Bu öğrenim işi, beşikten mezara kadar her an, her saniye hiç kesilmeden sürer. İnsan, her türlü insanla ve olayla alışverişinde bir şeyler öğrenir ve kendisinde bir iz kalır. “Bu insan da bana ne öğretebilir ki!” demeyiniz. Her varlığın birbirine öğretebileceği şeyler vardır. Ve ayrıca hiç bir şey ertesi gün aynı değildir ki; insan sabit, kunt bir varlık olarak kalmak istese bile, yasaların işleyişi bu sabitliğe engeldir. Öyleyse, karşınızdaki insan da her gün, kendini yeniden yaratıyorsa, karşılıklı olarak birbirinize öğreteceğiniz şeyler de hiç tükenmeyecektir.
İnsan, dünyaya girişinden çıkışına kadar, kendi ruhi tekamülü oranında dünyadaki vazifelerini yapmaktadır. Aynı zamanda da spatyom vazifelerini yapmaktadır. Biz birbirimize karşı olan vazifelerimizde küresel olarak dünyaya ait işlerle beraber aynı zamanda spatyoma ait işlerimizi de yapmaktayız.
Bizler farkında olmadan, Doğa Yasaları’nın ve İlahi İrade Yasaları’nın icaplarına uyarız. Bizim farkında olmadan uyguladığımız kuralları, bazı varlıklar, bilerek ve isteyerek uygularlar. Bu tip varlıklar, oldukça yüksek varlıklardır. Örneğin, bazı halk deyişlerinde, “Kendisini bilir, karşısındakini bilmez” ya da “Karşısındakini bilir, kendini bilmez” derler. Veyahutta, “Hem karşısındakini bilir, hem kendisini bilir” derler.
İşte bu sonuncu sınıfa dahil olanlar olgun varlıklardır, yani olgunluğa ermiş varlıklardır. Üçüncü sıradaki insanlar, en kuvvetli durumdaki insanlardır. Bazı insanlar dünya hayatını bilir, ahireti bilmez, bazısı ahreti bilir, dünyayı değerlendiremez. Bazısı da hem dünyayı, hem ahreti bilir. Bu tipler ileri düzeylerin varlıklarıdır, yani mütekamil insan, insan-ı kamildirler.
Bu bilgilerin hemen hemen hepsi, daha önce de söylenmiş ve bildirilmiştir, ama önemli olan, onları layıkıyla çözümlemek, senteze ulaştırmak ve hayata tatbik edebilmektir.
Bilgi; insanı geliştiren, hissedişe ve anlayışa doğru götüren en büyük etkenlerden biridir. İnsan tekrar doğa doğa, kendi varlığını ve yaşamını olgunluğa ulaştırabilir ve dünyaya doğma zaruretinden kurtulabilir. İnsan üstü bir aşamaya ulaşmış olan bu varlığın, dünyada gördüğü, duyduğu, anladığı şeyler küreselleşmeye başlamıştır. Artık onun için dünya ve spatyom arasında hiç fark yoktur. Onların enkarnasyonları ana rahminden ötededir.
Bir çok veliler ve ermişler dünyanın ve ahiretin, bir kapıdan öbür tarafa geçmeden başka bir şey olmadığını bilirler ve söylerler. İnsanlığın olgunlaşması demek, ilerlemiş insanlar için bu dünyanın son kademelerine gelmek demektir. Onlar çoğu zaman spatyomu ve dünyayı bir arada yaşarlar. Ve öldükten, yani spatyoma geçtikten sonra da, dünyaya tekrar doğmalarına gerek yoktur. Küresel Anlayış’ın ve yaşayışın gerekli kademesine varmışlardır. O varlıklar için, dünya yaşamı devresi veya spatyom devresi gibi bir ayırım yoktur. Her iki taraf da birdir. Birlik kavramına ulaşmanın küresel manalarından biri de budur. Vazifeli Varlıklar Gurubu’nu oluşturanlar bu tip varlıklardır.
Vazifeli Varlıklar
Bizimle birlikte yaşadıkları halde, tekamülleri gereği, bu yasaların üstünde hükmedebilen gelişmiş varlıklar da vardır. Fakat hiç bir güç, bu varlıkları vazifelerinin dışında, keyfi bir davranışa yönlendiremez. Yani bizim yasalarımıza bağlı olmamakla beraber kendi kişisel menfaatleri için vazifelerini ihmal etmezler. Zaten bu tip vazifeli varlıklarda nefsaniyetten eser kalmamıştır. Her fiillerini belli bir vazife adına gerçekleştirirler.
Bizim mantık silsilemize aykırı gelen, yapılmaması gereken bazı şeyleri yaptıkları da olur, çünkü onlar küresel bir sisteme tabidirler. Ve kendi yasalarına göre her yaptıkları, doğru sonuç verir. Tabi oldukları yasalar, bizim dünya yasalarımız değildir, ama kendi sistemlerinin kurallarına ve vazifelerine hayatları pahasına bağlıdırlar.
Eğer insan rahat ve geniş bir özgürlük anlayışı içinde yaşamak istiyorsa, önce nefsaniyetinden, sonra vicdan anlayışından vazgeçmeli; vazife anlayışının çeşitli kademelerine doğru uzanmalıdır. Bir insana yardım etmek, o insanın vazife disiplini içinde ele aldığı bir davranış haline gelmişse, vicdan realitesinden kurtulmuş demektir. Çünkü vicdan realitesinde keyfiyet vardır. Canımızın istediği kimseye yardım eder, canımızın istemediğine yardım etmeyiz. Sebep olarak “Vicdanım el vermedi” deyip, mesuliyetten kurtuluveririz. Halbuki vazife realitesindeki bir insanın yardım anlayışında asla vicdani duygusallık yoktur. Gereken yardımı, kendini araya katmadan, vazife olarak yapar ve en ufak bir teşekkür beklemez. İşi bittikten sonra çeker gider, dönüp de arkasına bakmaz bile…
Vazife Realitesi ve Ölümsüzlük
Karşılaştığımız herhangi bir olayı vicdan kanalıyla halletmek yerine, vazife bilgisi ile halletmek arasında kalite bakımından çok fark vardır. Vazife Realitesi’nin bir ucu küresel olarak ölümsüzlüğe bağlıdır.
Karşılaştığı bütün olayları vicdani yönden tetkik eden bir varlık ölümsüzlüğe yakın değildir, ama vazife şuuruna ulaştıkça, yani vicdani davranışların keyfiliğinden ve duygusallığından kendini kurtarmaya başladıkça, ölümsüzlüğe yaklaşır.
Ölümsüzlük, dünyada işi biten her varlık spatyoma doğacaktır anlamına gelir. Yaradan’dan ötürü, her yaratılmış olan varlık zaten ölümsüzdür. Biz kendimizi ölümlü varlıklar zannettikçe, ölüm ıstırabının içine gömülürüz. Bilgilendikçe de ölümsüzlüğümüzü anlarız. Gerçek ölümsüzlük, varlığın, ruhunun ölümsüzlüğünü ve iki dünya arasında sürekli gidip gelmek zaruretinde olduğunu, sahiden kavradığı, anladığı andan itibaren başlar.
İtiraf etmek zorundayız ki, biz bütün spritüel bilgilerimize rağmen henüz teoride kaldıkları için, ölümsüzlüğü kavramış değiliz. Ölüme ait, korku ve kaygı motifi ta içimize işlemiştir. Ölümü gayet doğal bir şekilde kabullenir hale gelmek, ölümsüzlüğe ulaşmanın ilk basamağıdır.
Ölümsüzlüğü kavramış biri ile kavramamış biri arasında çok fark vardır. Biri ölüme yaklaştıkça ıstıraplar içinde kalır. Diğeri yüce seyahate çıkışının arifesinde, büyük bir saadet ve sevgi içindedir. Çünkü gideceği yere yabancı değildir.
Vicdan planını aşmış, vazife planına ulaşmış bir insan tekamülünün en üst noktalarındadır. Vicdan planının insanı da belli bir ortalamaya göre iyi noktadadır, ama vicdan planının altında olanlar, sadece içgüdüleri ve nefsaniyetleri için yaşamaktadırlar. Çünkü ruhi yapıları tamamen dünyevi isteklerle doludur. Hayatlarında henüz maneviyata ve spiritüel olana hiç yer yoktur. Dünya hayatını ölümsüz kılmaya çalışmakla meşguldürler. Dünyaya ve nefislerine taparlar. Doğrusunu söylemek gerekirse, günümüz insanı da pek farklı durumda değildir.
Ölümsüzlük, dünyadan spatyoma doğuşta belli olur. Bu gerçeğin şuurunda olan varlık, etrafındaki insanların kardeşi olduğunun farkındadır.
Ölümsüzlük, Maddi Değerlerin
Hükmünden Kurtulmayı Gerektirir
Yüce Yol’da, kardeşleri ile birlikte, erkeklik ve dişilik de söz konusu olmadan, birlik halinde, herhangi bir nefsani veya vicdani endişe duymadan bir plan halinde yaşayacağını bilmektedir.
Böyle bir anlayışta, herkes kendi seviyesine, anlayışına ve vazifesine göre bir sıralanmaya tabi tutulmuştur. Tıpkı, dünya içindeki herhangi bir vazifenin ifasında yapılan sıralama gibi bir kademelenme vardır.
Gerçi, dünyada da bizim anlamadığımız, Yüce Organizatörler tarafından hazırlanmış bir sıralanma vardır. Ama bu sıralanma tekdüze bir anlayışla asla kavranamaz. Bilgisiz kimseler bazı insanlara iltimas yapıldığını zannederler. Halbuki müspet ve menfi eşitlemesine göre hiç kimseye iltimas geçilmesine evren yasaları bakımından imkan yoktur. Biz yasaları tam manasıyla anlayamadığımız gibi, zaman zaman da dış görünüşlere aldanırız.
Kral ile çingeneyi birbirine karıştırmamak gerekir, belki kral çingeneden, tekamül bakımından daha gerilerde olabilir. Bu nedenle hiç kimsenin sırtındaki kürküne, mevkiine, parasına aldanıp da hüküm vermeye kalkmayalım; çok yanılırız.
Biz eğer kendini bilen, tanıyan varlıklarsak, bu tip maddi değerlere önem veren insanların yargılarının, değersiz olduğunu çok iyi biliriz. Onlar kendilerinin kim olduğunu, nereden geldiğini, nereye gideceğini bilememektedirler ve değer yargıları son derece yüzeyseldir. Küresel görüşe kısmen dahi sahip, ya da bu görüşe ulaşmaya çalışan insan, böyle bir değerlendirme karşısında da dehşetle irkilir ve kendi kendine “Aman Tanrım, beni böyle bir yanılgıya düşmekten koru!” der. Hüküm vermek ve insan yargılamak konusunda tedbirli davranan insan, ölümsüzlüğün hem bu tarafında, hem de öte tarafında puan kazanır. Ve kendi ruhunun yücelmesini sağlamış olur.
Ölümsüzlüğü daha iyi anlayabilmek için ölüm fikrini, şuur alanımızdan tamamıyla silmeliyiz.
Yaradan’ın yaratmış olduğu her varlık, daima doğar. Biz, bir saat önceki insan değiliz; bu bir saat içinde yeniden doğduk. Dünkü insanla bugünkü insan arasında da fark vardır. O dün akşam uyuyup spatyoma gitmiş ve sabah spatyomdan gelip yeni bir insan olarak doğmuştur.
Bizler ölümsüzlük içinde sonsuzluklara daima yeniden doğmakta olan varlıklarız.
Düşünce Hızı Rölativitesi ve Ölümsüzlük
Biz hepimiz fark etmeden ölümsüzlüğün başka bir yanını da yaşarız. Bu da düşünce hızının rölativitesi ile ilgilidir. Saniyenin hatta salisenin milyarda biri hızında, evrenin bir ucundan, diğer ucuna gidip gelebilen bir varlık için ölüm ya da yok olmak söz konusu olabilir mi?
Zaman ve mekan bizi sınırlamaktadır. Sadece düşüncelerimiz, zaman ve mekan paradoksunun üstüne çıkabilir. Düşünceler özgürdür ve sonsuzluk içinde ulaşabildikleri noktaya kadar ulaşırlar. İnsanın bilgili olması, kapasitesini, imajinasyon gücünü arttırması bu nedenle çok önemlidir.
Düşünce sisteminizi genişletebildiğiniz oranda siz de genişlersiniz ve gücünüz oranında koamosa yayılırsınız. İşte bu küresel evrendir, küresel genişlemedir. “Karşılaştığınız olayları mümkün olduğu kadar derinlemesine anlamak zorundasınız” derken, sadece ahlaki bir eğitim ve öğretim uygulanmak istenmiyor. Anlayışınızın geliştiği ölçüde siz genişleyeceğiniz ve küreselliğe yaklaşacağınız için bu önerilerde bulunuluyor.
İnsan, düşünme ve anlayabilme kapasitesini sürekli olarak kendi gücünün son sınırına yaklaştırıp, bir daha, bir daha zorlanmak zorundadır. Durduğumuz yerde gelişemeyiz. Her zaman olduğu gibi çaba ve cehit faktörü burada da işin içine girer.
Bizler uykularımızda iken dolmakta ve yetiştirilmekteyiz. Gece spatyomda yaptığımız faaliyetler neticesinde, ertesi günkü işlerimizi ayarlarız ve kendimizde yeni bir kuvvet ve kudret hissederiz. Spatyomdan aldığımız emir ve bilgileri kendi yapımızda kopya ederek, süzüp bu tarafa geçirdiğimiz zaman, ertesi gün, yeni bir doğuşla, yeni bir güçle işimize başlarız.
Uykudaki çalışmalarımıza daha iyi anlaşılsın diye bir örnek verelim. Diyelim ki, siz yeni bir karar arifesindesiniz, işinizi değiştirmek istiyorsunuz ve benim için acaba iyi olur mu, olmaz mı diye bir tedirginlik içindesiniz.
Sıkıntı ve stres içinde eve gelirsiniz, yemek bile yiyemezsiniz. Nihayet yatma zamanı gelir, ama uykunuz yoktur. Bir o tarafa, bir bu tarafa dönersiniz. Sabaha kadar gözünüze bir damla uyku girmez. Bir ara çok kısa bir uyku uyursunuz. İşte o ara, spatyoma doğru uzandığınızda, sizin gerçek istediğinizin sonucu olan bir anlam zihninizde canlanmaya başlar. Uyandığınızda karar vermiş olduğunuzu fark ederek rahatlarsınız.
İşte biz farkına varmadan her gece uyuduğumuzda birtakım küresel mana alışverişleri ile hiç durmadan beslenmekte, almış olduğumuz bilgileri sınıflandırmakta ve yenilerini almak için hazırlanmaktayız.
Bizler küresel olarak son derece aktif, kendi kaderine hakim varlıklarız. Geleceğimizi tayin etme yetkisi yalnız bize aittir. Pozitif veya negatif her yöne uzanmak Elindelik Yasası gereği mümkündür.
Bir şey yapabilmek için yoğun bir konsantrasyona girerek, kendimizi sevgi ve istekle o konu üzerinde yoğunlaştırırsak, o işin gerçekleşmemesi mümkün değildir. İnsanın yapamayacağı hiç bir şey yoktur. Ve “Ben bu işi yapmaktayım ve yapacağım” düşüncesi ile o işin kopyalarını, İlahi İrade Yasaları’nın icaplarına göre, kozmik plana nakşetmiş olur.
Her Düşünce ve Fiil Akaşik Kayıtlara Geçer
Yaptığımız veya düşündüğümüz her şey kozmik manada bizim kütüğümüze kaydolur. Yani kendi kişisel dosyamıza işlenir. Çok dikkat ediniz! Buradan çok büyük kapılara anahtar temin edebilirsiniz. Örneğin, bir varlık, dünyadaki herhangi bir konu üzerinde çalışmaktadır. Bu çalışış, tersli-yüzlüdür. Bu çalışış küreseldir. Bir insana yapmış olduğunuz bir hizmet, sizin kütüğünüze kaydolur. Eğer yaptığınız işte herhangi bir kötülük düşündüyseniz veya fark etmeden dahi olsa kötülüğünüz dokundu ise, kendi kendinize kötü bir geleceği bilmeden hazırladınız demektir. Her kötü fiil geri teper, her iyifiil de geri teper ama o iyilik olduğu için fark etmeyiz de, bizi acıttığı için kötülüğü daha çok fark ederiz. Halbuki biz kendi ellerimizle, kendi kendimizi acıttık, hiç kimse bize bir şey yapmadı.
Sizin akaşik kayıtlarınıza işlenmiş olan fiillerin cevabı er veya geç gelir.
Bu dünyada öğrenmiş olduğumuz her bilgi içli dışlıdır. Burada da öğrenim yapabiliriz, spatyomda da öğrenim yapabiliriz. Bilgi hangi mekanda alınırsa alınsın, fark etmez, önemli olan, alınan bilgilerin doğru tatbikatının yapılmasıdır ki varlık gelişsin. Belli bir kademeden sonra Dünya Okulu’nun son sınıfına geliriz. Ve dünyadan mezun oluruz. Mezun olduktan sonra eğer istersek, dünyamızın İlahi Organizasyon sektörlerinde vazife alabiliriz.
