KÜRESEL ANLAYIŞ’TA SPATYOM VE DÜNYA
Küresel anlayışa en iyi örneklerden bir tanesi de spatyom hayatıdır.
Ben altı ay süren bitkisel yaşantım içinde, hep spatyomda yaşadım. İki dünya arasında sürekli gidip geldim. Zaman zaman buraya, zaman zaman öte aleme ait oldum. Spatyoma ait pek çok rüyetim var. Bunlardan bir tanesini size örnek olarak anlatmak istiyorum. Çünkü bizler, küresel olarak spatyomla içiçe yaşadığımızı bir türlü anlayamıyoruz. Spatyomu gidilecek ayrı bir mekan gibi tahayyül ediyoruz.
Spatyom ve dünya birbirine karışmış vaziyettedir. Fakat insanlar, bu gerçeği bilmemektedirler, çünkü dikkatleri dünya hayatı üzerinde yoğunlaşmıştır. Bir türlü, bu hayattan spatyoma doğru kayamazlar.
Aslında insanın uyku hali bir tür spatyom yaşantısıdır ve rüyaların içinde alınan bilgiler de spatyoma ait bilgilerdir.
Ben bitkisel hayatta iken dünyada olduğumu hissettiğim çok kısa süreler dışında hemen hemen her zaman spatyomda idim. Önceleri doğal olarak bir teşevvüş devri geçirdim. Bu teşevvüş sırasında, spatyomun daha derin kısımlarına gidebilme imkanına sahip değildim. Arada yapılan tıbbi muayenelerde, zaman zaman bedenimi ve dünyayı hissediyordum. Bu da nerede olduğum konusunda bir şaşkınlık yaratıyordu. Bu döneme alıştıktan sonra spatyom hayatım daha renkli ve bereketli geçmeye başladı.
Her şey istediğim gibiydi. Kendi iç alemime göre bir spatyom yaşıyordum. Bu dünyada yaşayan insanlar içinde bazen istediği her şeye kavuşmuş, çok mutlu insanlara rastlarız. Az da olsa, böylesine bir tamlık duygusuna, dolayısıyla bilgeliğe sahip bu insanlar, her istediklerine kavuşmuşlardır. Her şeyi özgürce gerçekleştirirler ve eksikleri yoktur.
Bu tamlık duygusu ve doygunluk, sadece gerçek özgürlüğe ve bilgeliğe kavuşmuş insanlarda olur. Yanlış anlaşılmasın, bu doygunluğun para ve zenginlik ile, her istediğini satın almak gibi sahte özgürlüklerle hiç alakası yoktur. Öyle zenginler vardır ki, her şeyleri olmasına rağmen gönül fukaralıkları nedeni ile korkunç ıstıraplar içindedirler. Keza öyle fakirler vardır ki, onlar da büyük ıstıraplar içindedir.
Bizim örnek olarak verdiğimiz insanların ise bu rölatif değer yargıları ile hiç ilgileri yoktur. Ama yine de onların her şeyi vardır, çünkü bu tip insanların paralarının ya da sağlıklarının olup olmaması hiç önemli değildir.
Yüreklerindeki ve düşüncelerindeki genişlik ve rahatlık duygusunun fazlalığı nedeni ile her şeye sahiptirler. Ve tam bir doygunluk içinde yaşarlar.
İnsanın bütünlük ve tamlık duygusuna sahip olabilmesi için de kişiliğinin çeşitli “ben”lere bölünmekten kurtulmuş olması gerekir. Tek bir “Ben”e sahip insan birliğe de kavuşmuştur.
Dış değerlerin azlığı ya da çokluğuna göre mutluluğunu ve bütünlüğünü yaratmayan insanın şuur yapısı, büyük bir doğallık içinde sonsuz sayıda manevi alışverişe açıktır. Ve bu manevi derinlik de asla onun sadeliğini ve yalınlığını etkilemez. İnsan ancak hiç bir zorlama, korku, endişe, kaybetme ve kazanma duygusu olmadan Doğallık İlkesi’ne göre gayet rahat ve yumuşak bir şekilde, hayatın akışına kendini bıraktığı zaman, gerçek yaratıca gücünü elde eder. Ve ortaya sade, doygun sevgi ve anlayış dolu bir kişilik çıkar.
Bu kendini bırakış; boşvermişlik değil, disiplin, doğruluk, sadelik ve sevgiyi kapsayan bir bütünlük içinde, hayat karşımıza ne çıkarıyorsa, onu kabullenmek ve yaşamaktan ibarettir. Önüne geleni ne iter, ne de çeker; sadece yaratıcı ruh gücü ile ne yapılması gerekiyorsa onu yapar. Dolayısıyla keder ve hüzün onun kapısını çalmaz. Daima mutlu ve neşelidir.
Yaşamın zenginliğini, derinliğini ve güzelliğini ta yüreğinden temaşa eder. Bu insanlar her şeyin Tanrı tarafından mükemmel bir biçimde oluşturulduğuna ve İlahi Adalet’e tam manası ile inanmış kişilerdir.
Böyle bir ruh hali doğal olarak olumlu bit spatyom hayatı yaratır. Spatyom, küresel olarak, bir insanın sevinç, sevgi ve istek içinde yaşamış olmasının ruhuna aksinden başka bir şey değildir. Çünkü insan kendi imajinasyon gücü ile kendi mutluluğunu yaratır. Hayatın pozitif yanlarını alarak, rahatlatıcı ve memnuniyet verici imajinasyonlar yaratırsa, zihni hep pozitif bir hal içinde kalır. Negatif imajinasyonlar yaratırsa, büyük bir sıkıntı ve stres içinde kalır.
Spatyom hayatı insan düşüncelerinin bir toplamıdır. Açıkçası insan kendi imajinatif kreasyonları içinde yaşar. Pozitif veya negatif kreasyonlar yaratmak tamamen kendi kişisel özgürlüğüne bırakılmıştır. İnsan kendi imajinatif kreasyonlarını cennet ve cehennem haline sokabilir.
Rüyalarımızda da aynı sistem çalışır. Rüyada herhangi bir yükseklikten veya balkondan aşağıya düşmekten korktuğumuz zaman düşeriz. Çünkü bu sistem Etki-Tepki Yasası’na göre çalışır. Etki ve Tepki Yasası yaşamın gereklerini karşılar. O insanın, öyle bir eprövü rüyasında yaşaması gerekiyorsa, bundan kaçılmaz. Rüyalarımız gündüz yaşadığımız hayat kadar reeldir ve bizi eğitirler. Bu nedenle o insanın rüyada balkondan düşüp, o korkuyu yaşaması gerekiyorsa, mutlaka düşer. Hatta bazen insanlar üst üste benzer şekilde aynı türde hazırlanmış rüyaları rahatsız edici veya memnuniyet verici bir şekilde görerek, herhangi bir eprövlerine rüyada cevap vermiş olabilirler.
Rüyaları şuuraltımızın artıkları olarak kabul etmek çok yanlıştır. Ve korktuğunuz herhangi bir şey varsa o mutlak surette başınıza gelecektir. Hiç bir şeyden korkmamayı ve etkilenmemeyi öğrenmek zorundasınız.
Bu nedenle insan, zaman zaman rüyalarında korkutularak, bu korku prosesini aşması sağlanmaya çalışılır. İnsanların cennetleri veya cehennemleri dünyada da, spatyomda da aynı şekilde yine kendileri tarafından hazırlanır.
Size spatyomda iken karşılaştığım rüyetlerden bir tanesini anlatmadan önce biraz spatyomun özelliklerinden söz etmek istiyorum.
Spatyomda Zaman ve Mekan Kavramları
Spatyom, ölüm olayı ile bedenden ayrılan ruhun intikal ettiği bir mekan, bir geçiş yeridir. Bu mekan ruhun imajinasyonuna ve serbest düşüncesine göre en uygun formları oluşturacak bir yapıdadır. Küresel Anlayış’a göre bu mekanla dünya iç içedir. Dünyanın üzerinde veya dışında bir mekan aranmamalıdır.
Spatyomda zaman ve mekan kavramında alışık olmadığımız bir hız vardır ve başlangıçta kreatif imajinasyonlarımız çabuk çekilmiş filimler gibi yönden yöne sıçrar. Sonraları ilk şaşkınlık dönemi geçtikten sonra spatyomdaki zaman ve mekan kavramı daha netleşir ve öte alemde olduğumuzu anlarız ama düşünce hızı ile hareket edildiğinde düşünce ile olmayı istediğimiz yerde oluruz.
Ayrıca imajinatif kreasyonlar zamanla büyük bir konsantrasyonla bir vazife ya da araştırma şekline dönüşür. Bu çalışma ve araştırmaları spatyoma alışmış varlıklar gerçekleştirirler.
Spatyom Rüyetlerine Bir Örnek
Şimdi size spatyom hayatımın bir rüyetini anlatmak istiyorum.
Çok sevdiğim arkadaşlarımdan birini 4 yıl önce kaybetmiştim. İsmi de M. İdi. Onunla telefonla konuşup randevulaştık. Tabii ki, bu konuşma telepatik olarak gerçekleşti. Ve bana;
“Yarın saat 8’de burada ol, sana bir iş buldum” dedi. İş aradığım için çok sevinmiştim. Spatyomda olduğumu idrak ediyordum. Son derece büyük bir serbestlik içindeydim ve içimde hiç bir stres yoktu.
Arkadaşımın çalıştığı yere gitmek için yola çıktım. Ve anında varmak istediğim yerde oldum. Karşımda camdan veya pleksiglastan yapılmış çok büyük, ucu bucağı görünmeyen bir bina vardı. Fakat bu binaya girebilmek çok zordu çünkü kapısı yoktu. Uğraşıp uğraşıp, bir türlü kapıyı bulamadım. Ve nihayet büyük bir istek ve konsantrasyonla kendimi arkadaşımın bürosunda buldum.
Arkadaşım dünyada yaşarken makine mühendisi idi. Burası da sanki mühendislik bürosu ve bir masada çalışıyor. Bakıyorum, karşı masada biri daha var. Ve o ikisinin karşısında da bir büro daha var. Benim çalışacağım büro, o karşı taraftaki büro ve çalışırken giymem için de bir mavi iş önlüğü bırakılmış. Önlüğü giyer giymez işe başlayacağım.
Herkes büyük bir ciddiyetle işini yapıyor.
Diyorum ki:
-M. Ben geldim işte!
O da yüzüme bakıp:
-Mehmetçiğim, burası o kadar ciddi bir iş yeri ki, sen biraz geç kaldın, geç kalanlar da işe alınmazlar, diyor. Ben onun bu telepatik mesajını alıyorum ve işe giremeyeceğim için de, doğrusu fazla üzülmüyorum. Biraz içim eziliyor, ama çok da enterese olmuyorum. Ve ona şöyle diyorum,
-Peki! M. Sen bu işten ne ücret alıyorsun?
-3000 Mark alıyorum.
-3000 Mark için bütün ömrünü buraya mı bağlıyorsun?
-Ee, ne yapalım, ben bu işi buldum, burada da çalışıyorum, diyor. Ben, işi, ücreti az olduğu için pek beğenmiyorum. Çok ciddi ve yoğun bir işe benziyor, ama M. Çok memnun.
-Doğrusunu istersen, ben bu kadar az ücretle çalışmam, diyorum. O da,
-Bu senin bileceğin iş, nasıl istersen öyle yap, diyor.
Ama büronun temizliğine, düzenine hayran oluyorum.
-Peki! Ben bu büroyu dolaşabilir miyim?
-Tabii, memnuniyetle, diyor. O sırada benim çalışacağım büroya, benim yerime tayin edilmiş olan genç bir erkek geliyor. Ben geç kaldığım için işe alınmadığımdan, benim yerime o tayin olmuş ve geri dönmek zorunda olduğumu hissediyorum.
Yerime tayin olan genç adam, mavi iş önlüğünü giyerek çalışmaya başlıyor. Onunla hiç konuşmuyoruz. Zaten başkaları ile ilgim yok. Sadece kendi arkadaşımla telepatik bir alışveriş içindeyim. Diğerleri benim için flu ve pek net görünmüyorlar. Zaten ben de onlarla pek ilgili değilim.
Arkadaşıma:
-Şimdilik Allahaısmarladık, deyip, şöyle bir dolaşmaya çıkıyorum. Dolaştıkça, bu muazzam organizasyon beni hayretler içinde bırakıyor. Her yanı gezip görüyorum ama gördüklerimden de hiç bir şey anlamıyorum. Gayet tabii, anlamayışımın da sebepleri var. Çünkü spatyoma tam anlamıyla geçmiş değilim. Ben orada olup bitenleri tamamıyla anlamış olsaydım, orada kalırdım. Yani açıkçası ölmüş olurdum ve ahirette kalırdım.
Hiç bir şey anlamadığım halde bu binanın düzenine ve güzelliğine hayran kalıyorum. Artık dışarı çıkıp geri dönmek istiyorum, ama dışarı çıkmak da, içeri girmek gibi zor, çünkü yine kapıyı bulamıyorum. Hayli uğraştıktan sonra büyük bir istekle, bir anda, kendimi o organizasyonun dışında buluyorum.
Dışarıda çok güzel bir bahar havası var, etraf yemyeşil, cıvıl cıvıl kuşlar ötüyor. Isıtmayan, yakmayan, üşütmeyen, mükemmel bir hava var. Hiç sıkıntı yok. Her şey uçarcasına oluyor. Kendimi kuş gibi hafif ve rahat hissediyorum. Biraz yürüyünce, iki kademeli biraz yokuş, bir cadde görüyorum. Bu iki kademeli yokuş, yukarı gidiyor. Ve benim diz kapaklarıma kadar gelen bir duvar, iki caddeyi birbirinden ayırıyor. Duvarın üstü hep yeşilliklerle kaplı.
Ben yukarı doğru yürümeye başlıyorum. Yokuşun ortalarına doğru gelince, şöyle arkama doğru bakıyorum ve alt taraftaki caddeden arkadaşım M’nin hızla geldiğini görüyorum. Ve durup onu bekliyorum. Benim hizama gelince de,
-M, niye aşağı taraftasın, bu duvar başlamadan niye bu tarafa geçmedin? diyorum.
-Ben bu yoldan gitmek zorundayım, yolun sonunda nasıl olsa birleşeceğiz, sen merak etme, ikimizin de yolu aynı olacak diye cevaplıyor.
-Ah, iyi öyleyse, peki! diyorum. M. hızla alt caddeden yukarı doğru çıkmaya devam ediyor.
Dünya Yaşamı İle Spatyom Yaşamı İç İçedir
Bir insanın dünyadaki ve spatyomdaki yaşayışını birbirinden ayırmak çok zordur. Çünkü insan dünyada yaşarken, aynı zamanda da spatyomda yaşar, özellikle gece uykularında tamamıyla spatyomda yaşamaktadır.
Çok sevdiğimiz bir yakınımız öldüğü zaman onun ölümüne bir türlü inanamayışımızın sebebi, spatyoma intikal eden varlığı saran sevgi aurasıdır. Bu sevgi aurası, o insanın ölmüş olduğu kanaatini siler. Çünkü dünyada, geride kalan kimse, derin sevgisi nedeni ile spatyoma uzanarak o kimseyi spatyomda hissetmektedir.
Başka bir örnek daha verelim. Siz kitap okurken, dalgınken veya herhangi bir konuda çalışma yaparken, düşüncelerinizin büyük bir kısmı spatyomdadır. Yani farkına varmadan spatyoma doğru kaymışsınızdır. Yolda yürürken sokaklara hiç dikkat etmeden gideceğiniz yere vardığınız oldu mu? Olmuştur tabii! İşte o süre içinde siz düşünüyordunuz, neredeydiniz? Kendi spatyomunuzdaydınız. Ve insan farkına varmadan, bu süre içinde pek çok spiritüel tesir alır. Ama dikkatini yoğunlaştırmamıştır. Ayrıca bir düşünce şekli olarak, spatyomu kendimizin çok ötesinde, uzaklarda, başka bir alemde tasavvur etmeye öyle alışmışız ki, spatyomla iç içe olduğumuzu fark edemiyoruz.
Spatyoma doğru uzandığımız bu süreçler içinde pek çok şeyi de bazen bilerek bazen de bilmeyerek spontan olarak yaşarız. Yani o anlarda yaşantımızı küresel olarak algılarız. Dikkat ediniz! Bu husus çok önemlidir. Örnekle daha iyi anlatmaya çalışalım. Örneğin, balıkçıların ağları vardır. O ağdaki her ilmiğe bir ampul bağlasak ve elektrik verip yaksak, nasıl da birinden ötekine doğru, tek tek ampullerin yanması gibi bir aydınlanma olur değil mi? Demek ki, bazı düşüncelerimiz, bizi, bir çok yerle ve bir çok bilgiyle, küresel olarak irtibata geçirir.
İnsan dünyada da spatyomda da küresel olarak yaşamaktadır. Yani pek çok şey birbirine benzerdir. Ve her şey tek bir noktaya doğru gitmektedir ki, o da Küresel Anlayış’tır. Bir insan ne kadar gelişmiş bir iç yapıya sahipse, onun küresel hayatı ve anlayışı da o kadar büyük ve geniştir.
Ben de kendi yolumdan yukarı giderken rüyetim son buldu. Bu rüyeti hastanede ölümle pençeleşirken gördüm. Gerçekten de bir ayağım bu dünyada, diğeri ahirette idi.
Ayrıca spatyomda iken, tam manası ile dünyadan ayrılmadığım için orada kendime bir iş bulamadığımdan zaman zaman canım sıkılıyordu ve arkadaşlarımla görüşüp, konuşmak istiyordum.
Dünyada yaşayan pek çok arkadaşımı astral bedenimle ziyaret ettim. Ama bir türlü beni görmelerini sağlayamadım. Tam karşılarında durdum, seslendim, arkalarına geçtim, sağlarından, sollarından, bedenlerinin içinden geçtim, yine kendimi duyuramadım.
Bu örnekler spatyom hayatına biraz ışık tutacaktır sanırım. Yani bir insan, artık dünyadaki vazifesini bitirip, bedeni ile alakasını kestikten sonra da yine auranın içindedir. Yine her şeyi görmektedir. Yakınlarımız teşevvüşleri bitip de spatyomdaki esas vazifelerine başlayıncaya kadar, aramızdan ayrılamazlar, aramızda yaşarlar.
Sevdiğimiz biri ölmüşse, dikkat edin; onun öldüğüne inanamazsınız. Babanız mı öldü? Öldüğüne inanmazsınız. Babanızın cenazesini mezara götürüp gömmüşsünüzdür, hala onun evde olduğuna inanırsınız. Hala sanki o evde, o mahallede, o şehirdedir. Bu hal bir kaç gün devam eder.
Bazı hallerde çok uzun süre devam eder. Bazı insanlar, annesi, babası ile veya sevdiği insanlarla daima irtibattadır. Bu da spatyomun bu atmosferin içinde olduğunu ispat etmektedir. Onlar istediği anda istediği noktadadır.
Spatyom Küreseldir
İçinde yaşamış olduğumuz dünyamız küreseldir, spatyomumuz da küreseldir. Atomdan başlayarak, makrokozmosa kadar uzanan her şey küresel bir sistem üzerine yaratılmıştır. Ve her planetin, zaman ve mekan kavramından uzak, küresel bir spatyomu vardır.
Bu yüzden bizler, hem dünyada, hem dünya spatyomunda yaşanabileceğini gayet iyi idrak ederek, her işimizi sevgi, istek dolu bir anlayışla gerçekleştirmeliyiz ki, sonra o işler bize üzüntü kaynağı olmasın.
Spatyom konusunun daha iyi anlaşılması için bedenimizin içindeki hücre evreninden biraz bahsetmeliyiz.
Bizim bedenimiz, milyarlarca hücrenin birleşmesi ile meydana gelmiştir. Ve biz de bu bedene canımızla, ruhumuzla bağlanmış durumdayız.
Bu can hali, kombine olarak kendi hücrelerimizden, mikrokozmos olarak elemantal partiküllere kadar inmektedir. Çünkü elemantal partiküller atomları meydana getirmiş, atomlar molekülleri meydana getirmiş, moleküller hücreleri, hücreler organları, organlar da insanı meydana getirmiştir. Bu nedenle insan başlı başına bir evrendir. Saçının ucundan, ayak parmağının ucuna kadar milyarlarca hücreden meydana gelen bu beden, evren modelinin insandaki görüntüsüdür.
Her varlık başlı başına kendi işini yapan hücrelerin kombinasyonundan meydana gelmiş olan bir bedene sahiptir.
Bizler, bedenimizin içindeki reaksiyonları tam olarak bilememekteyiz. Biyologların tespit edebildikleri atom, hücre, organ bilgilerinin dışında henüz ortaya çıkmamış başka bilgiler de vardır.
Yalnız bedende değil, bütün evrendeki her atom, her hücre, her organ kendi vazifelerini bilerek yapmaktadırlar. Evrenin hiç bir yerinde tesadüfe yer yoktur.
Bu hücrelerin vazifelerini tam manası ile yapması, bizim canımıza can katar. Yani biz dünya üzerinde yaşam eprövünü gerçekleştirirken, muhtaç olduğumuz bedeni ve bu bedenin ahenkli çalışmasını, bunu gerçekleştiren organizasyonlara borçluyuz. Ve bizim canımızla, onların canı kombine olarak bedeni canlı tutma vazifesini gerçekleştirirler. Çünkü biz, ana rahminde hücreleri hücrelerin, atomları atomların üstüne koyarak bu bedenin inşası için uğraşmışızdır.
Biz daha önce spatyomda yapmış olduğumuz plana göre bedeni inşa ederiz. Ve sonunda insan olarak dünyaya doğar, yaşamaya başlarız. Ve yaşantımızın sonunda da sonsuzluk yolculuğuna çıkarız.
İnsan sonsuzluk yolculuğuna çıkmadan önce bütün hücreleri ve organları ile vedalaşmalıdır. Çünkü onları teşkil eden bütün varlıkların yaşamları bir süre sonra sona erecektir. Ergeç onlar da, bizim arkamızdan seyahate çıkarlar. Çünkü biz, onlara vermiş olduğumuz enerjiyi alarak seyahate çıkmışızdır.
Bizim bu seyahatimizin adı spatyom ya da ahiret seyahatidir. Ve arkamızdan artık bir ceset haline gelmiş olan bedenimizi teşkil eden öbür varlıkların hepsi, kendi seyahatlerine başlayacaklardır. Yani ölümü yok olma olarak kabul etmek, sadece bilgisizlikten ibarettir. Bilgili bir insan ölümü yok olma şeklinde değil, bir tür seyahate çıkma şeklinde ele alır.
Bu arada bizim bedenimizdeki bir çok hücrelerin yeniden doğuşları söz konusudur. Zaten onlar, bizim beden kozmosumuzda, tüm yaşamımız boyunca, doğuştan, ahiret yolculuğuna çıkıncaya kadar sürekli olarak yeniden doğmuşlardır.
Ama burada belirtilmek istenen özellik ayrıdır. Bedenimizdeki hücreler, ölüm nedeniyle dağılmaya başladıkları zaman, hepsini incelersek görürüz ki, elimizde atom diye bir şey kalmamaktadır. Yani madde kalmamaktadır. Çünkü madde kompleks bir yapıdır.
Madde adı verilen bu kompleks yapıya büyük bir düzen ve disipline yerleşerek, bedeni meydana getiren bu varlıkların hepsi vazifelerini bilmekte ve büyük bir mükemmellik içinde yerine getirmektedirler.
Ve bizim ahiret seyahatine çıkışımızın hemen arkasından da, bütün bedenimizi oluşturan varlıklar, yavaş yavaş kendi spatyomlarına doğru yola çıkarlar.
Bu oluş, morfolojik olarak yalnız bedende meydana gelmez. Maddeler, bitkiler, hayvanlar da kendi fonksiyonlarını yerine getirdikleri anda dezenkarne olurlar.
Spatyom ve Anti – Atom
Bir anti-atom, atom olarak evrene girebilir. Anti-atomun, atom olarak ortaya çıkması gibi, anti-atomla atom birleşmesinde de enerji açığa çıkar. Bir atom, bir evrendir. Bir anti-atom da bir evrendir. Sonsuz mikrokozmos durumunda anti-atomla atom, enerji olarak açığa çıkarsa, bizde, saçımızın ucundan ayak parmaklarımızın ucuna kadar kombine bir hayat yaşadığımız bedenimizi bıraktığımızda, nasıl spatyoma gidiyorsak, bedenimizi teşkil eden varlıklar da kendilerine ait spatyoma gidiyorlar demektir.
Atomla, anti-atom karşılaştıkları zaman enerji açığa çıkıyor. Öyleyse ne oluyor? İki atom evreninin organizatörleri ebediyetlere, yani kendi spatyomlarına doğru seyahate çıkıyorlar.
Demek ki, bir insan, bedeni ile irtibatını kestiği andan itibaren derhal spatyomdaki seyahatine başlar. O, “Ben”dir işte! Ama bedenimizi teşkil eden öbür “ben”ler de kendi spatyomlarına doğru seyahate çıkarlar.
Bu oluşa, büyük kozmik evren kıyameti denir. Bu kıyamet küresel olarak, yıldızlarda da planetlerde de, dağda da, taşta da, denizde de aynıdır. Evrendeki her şeyi, kendi objektivitemizin görüş istikameti içine alıp incelersek, Birlik İlkesi’ni gayet iyi anlayabiliriz. Çünkü Birlik veya Teklik İlkesi küresel olarak, her yandan insanlara anlatılmaktadır.
Dinlerin korkutucu cehennem kavramı, basit insanları doğru yolda tutmak içindir. Bilim ilerlemekte, dinler yerinde saymaktadır. Hala cennetten ve cehennemden bahsederek, insanları din korkusu ile ayakta tutmaya çalışmaktadırlar. Ama artık bugün dinlerin verdiği terbiye ile gelişmek mümkün değildir. Çünkü din yolu ile insanlık gelişeceği kadar gelişmiştir.
Ve artık bilimsel gerçeklerle yaşayıp, bilimle insanları aydınlatmak gerekmektedir. Ve dinin asıl vazifesi de budur. Fakat dini, anlamayan din adamları oldukları yerde saymaktadırlar.
Halbuki dinler, modern hayatla ilerlemiş olsalardı, bugün artık savaşa va insanların birbirlerini boğazlamasına gerek kalmazdı. Çünkü dinler, çağımızın modern insanının manevi hayatını düzenleyememektedir. Ve modern insan üzerindeki manevi etkilerini tamamen kaybetmişlerdir. Bu nedenle, hem çağımızın bilimine hitap edecek, hem insana maneviyat bilgisi verecek yeni bir öğretiye gerek, her geçen gün biraz daha artmaktadır.
Biz dünya insanları, spatyomdan bu dünyaya geldik ve işimiz bitince, yine geldiğimiz yere, yani asıl ailemizin yanına döneceğiz. Spatyomda yaşayan kardeşlerimizin Rus’u, İngiliz’i, Amerikalı’sı, Türk’ü yoktur. Orada yalnız varlık vardır. Dil, din, ırk, cinsiyet farkı gözetilmez; cinsiyet meselesi de bu dünyaya aittir. Dişilik-Erkeklik bu bu dünyadaki hayat sahipleri içindir.
Dünyaya hırsla bağlanmamalı; spatyomdaki ruhsal ailemizi unutmamalıyız. Dünyaya hırsla bağlanmak bilgisizliktir. Diyelim ki, trenle İstanbul’dan Ankara’ya gideceğiz. Treni beğenir de ondan inmezsek ve hayatımızı ona bağlarsak, çok yanlış bir iş yapmış oluruz. Yani aracı amaca çevirmiş oluruz. Dünya hayatı da öyledir. Ona hırsla bağlanmak cahilliğin ve nefsaniyetin nişanesidir. Dünya geçilecek bir noktadadır. Bu bakımdan dünyaya yapışmak, spatyom alemini ve oradaki ailemizi unutmak büyük bir eksikliktir. Aslında pek çok hareketimiz oradaki ruhsal ailemizin gönderdiği tesirlerle olmaktadır. Onlar bize her bakımdan yardımcı olurlar. Hissettiğimiz sevinç ve sıkıntıların onlardan geldiğini unutmayalım. O halde spatyomdaki gerçek ruhsal ailemizi unutmamamız gerekmektedir.
