İLAHİ İRADE YASALARI VE İLAHİ İRADE ORGANİZASYONLARI
İlahi İrade Yasaları, Yaradan tarafından belirlenmiş olan, evrenin temel ilkeleridir.
Yaratılmış ve yaratılmakta olan her şey İlahi İrade Yasaları’nın kapsamı dahilindedir.
Evrendeki bütün olaylar, zincirleme olarak, görünmeyen halkalar tarzında birbirine bağlıdır. Daima sebep-sonuç tarzında gelişen olaylar dizisinde, bir önceki olay, bir sonraki olayı hazırlar.
Sebep – Sonuç Yasası
Determinizm, İlliyet Prensibi ya da Sebep-Sonuç Yasası, yasaların en önemlisi olarak bütün evreni kapsar.
Sebep-Sonuç Yasası’na göre, her olay birtakım sebeplerin doğal sonucu olarak gerçekleşir. Her olay, belli şartlara göre, diğer olayların gelişmesine sebep olur. Ve bu oluşan olaylar çevremizin ya da başkalarının yaşamları üzerinde de etki yaratmak suretiyle, doğal ve kozmik yasaların işlemesine yol açarak bazı belli sonuçların oluşmasını sağlarlar.
Sebep-Sonuç Yasası demek: Tanrı adaleti, Tanrı eşitlemesi demektir. Evrende her şeyin bir eşiti, bir sonucu vardır. Her yaratılmış varlık Sebep-Sonuç Yasası’na tabi olmak zorundadır. Hiç bir varlık, “Ben, Sebep-Sonuç Yasası’nın dışındayım” diyemez. Sebep-Sonuç Yasası’ndan etkilenmemek mümkün değildir, ama varlıkların tekamül seviyelerinin yükselişine göre, Sebep-Sonuç Yasası’nın insanın özgürlüğünü kısıtlayan dar kapsamından geniş, yetkisi fazla ve özgür kısmına geçmek mümkündür.
Bir anlamda cennette olmak ya da ruh özgürlüğüne kavuşmak demek, Sebep-Sonuç Yasası’nın geniş kapsamına maruz kalmak demektir. Yani bu seviyedeki bir varlık için, zaman-mekan kısıtlaması, sağ-sol, ön-arka gibi yön kısıtlamaları yoktur. İmajinasyon gücüne göre neyi, nerede, nasıl istiyorsa, istediği an onun içindedir. Kimse ona bir şey vermez. Kendisi o istediği şeyle bütünleşir. 360 derecelik bir küresel anlayış içinde, her istediği nokta ile bütünleşebilmekten daha büyük cennet hali mi olur?
İlahi İrade Yasaları hiç bir tesir, hareket veya kuvvetle yönünden ayrılmaz. Bu yasaların işlerliği ile bütün kozmos varlığını devam ettirmektir. Doğa yasaları da bu yasaların devamıdır.
İlahi İrade Yasaları sonsuzdur. Bu yasaları sayı ile belirtmeye imkan yoktur. İnsan tekamülü oranında, bu yasalarla karşılaşır ve onları uygulayabilir.
Bizim tekamül seviyemize göre, yasaların türü ve çalışma şekli değişecektir. Kozmosta her şey yenilenmektedir, ama varlıkların her türlü davranış ve yaşam biçimleri bu yasalara göre gerçekleşmektedir.
İlahi İrade Yasaları zorlanmamalıdır. Onlar öyle büyük bir mükemmeliyetlik içinde düzenlenmişlerdir ki, varlık ne yaparsa yapsın, hem onların dışına çıkamaz, hem de yönünü değiştiremez.
İlahi İrade Yasaları’nın bütün varlıklara eşit şekilde sağlamış olduğu eşitlik ve doğruluk ilkeleri ile her varlık, hangi yoldan giderse gitsin, daima ilerlemekte ve tekamül etmektedir; ama tabii ki, ilerlemenin de sürati ve kalitesi vardır. Bir minicik adım kadar da ilerlenir, insanı bir hayat ileriye götürecek kadar da ilerlenir.
Olaylar içinde pişmiş, yoğrulmuş bir insanın, Doğallık İlkeleri’ne uygun olarak doğal yükselişi ile, olaylara uyur gözlerle bakan birinin yükselişi arasında çok fark vardır. Kesinlikle unutmamalıyız ki, biz ancak çalışarak, hadiseler içinde yoğrularak ve düşüncelerimizi küreselleştirerek yükselebiliriz. Karşısına çıkan olaylara bu açıdan bakan bir insanın, o olaylardan alacağı pay çok büyük olur. Yani kısacası “İnsan ne ekerse, onu biçer.”
Elci düşüncelerle, herkese yardımcı olabilmek ve insanları yükseltebilmek yolunda, elinden gelen gayretli esirgemeyen bir insan, zamanını kötülük ve ikiyüzlülükle geçiren insandan daha hızlı gelişecektir. Her ikisi de ilerlemekte ve yükselmektedir, ama pozitif olanın hızı, diğerine oranla çok daha fazladır.
Bizler İlahi İrade Yasaları’nın Yüce Organizasyonları’nı kesinlikle bilememekteyiz. Ve hiç bir zaman bu işin sonuna varacağımız da yok. Bizim elimizden gelen tek şey daima yürümek ve aydınlanmaktan ibarettir.
Evrende olmakta ve oluşmakta olan olağanüstü düzenden haberdar olmayan insanların, terslik zannettikleri bazı olayları eleştirmeleri, hem cahilliklerinden, hem de görüşlerindeki ve düşüncelerindeki bozukluklardandır. İnsan anlamlarını çözmek amacı ile olaylara baktığı zaman, yüzeysellikten kurtulmuş olduğu için, işleyişte en ufak bir yanlışlık bile olmadığını hem görebilir, hem hissedebilir.
İlahi İrade Yasaları, İlahi İrade Organizasyonları tarafından, mükemmel bir şekilde, ahenkli bir orkestra gibi idare edilmektedir.
İlahi İrade Yasaları varlıklara ve yokluklara hakimdir.
İlahi İrade Yasaları gereği, tüm varlıklar fiil ve eylemlerinde tamamen özgürdürler. Ve serbest iradeleri ile kendi yollarını kendileri bulmak zorundadırlar. Yaradan evreni kendi yasaları ile beraber var etmiştir.
İlahi İrade Organizasyonları
Her şeyin tek sahibi olan Yaradan’dan bahsetmek bizim haddimiz olmadığına göre bizler, ancak İlahi İrade Yasaları’nı uygulamakta olan İlahi İrade Organizasyonları’ndan bahsedebiliriz. Örneğin, “Herhangi bir sistem, varlıklar tarafından nasıl idare edilmektedir?” diye bir soru sorulabilir. Çünkü bizler de bir çok varlıklar tarafından küresel olarak idare ediliyoruz. Öyle ya, bir gök gemisi havaya atıldığı zaman, onun içinde kaptanı yok mu? Olmaz olur mu! Kaptanın gök gemisini idare ettiği gibi, dünya gemisini de, İlahi İrade Yasaları’nın vazifeli kaptanları idare ediyorlar.
Bizleri bu dünyada da, spatyomda da, olağanüstü bir düzen ve şaşmazlık içinde idare eden İlahi İrade Yasaları Organizatörleri vardır. Onların İlahi izni olmadan da hiç bir şey yapmak mümkün değildir. Onlar Yaradan’ın Yasaları’nın uygulayıcısıdırlar.
Bu Organizatörler hem bu dünyadadır, hem de öbür dünyadadır. Yani burada olanlar da vardır, spatyomda olanlar da vardır. Ve böyle ikili bir düzenleme ile giderek yükselen kademelenmeler halinde kozmosu idare etmektedirler.
Attığımız her adım; düşünce ve niyetlerimizle, yapacağımız işlerin gidişine ve durumuna göre olayları bir sonuca ulaştırır veya bir sebebi meydana getirir. Fakat bazı olaylar, bütün çaba ve isteğe rağmen başka türlü sonuçlar verir. O işin istemediğimiz şekilde sonuçlanmasının da başka sebebi vardır.
Büyük bir sevgi ve istekle yapılan her iş sonuç verir. Tam bir istek ve sevgi değil, sadece arzu duyulmuşsa; gerekli potansiyel güç oluşturmayacağından, o iş gerçekleşmeyebilir. İstediğimiz şeyi çok büyük bir kuvvetle istememiz gerekmektedir.
Olaylar Küresel Olarak Meydana Gelir
Her olayın gerçekleşmesi, küresel olduğuna göre, o olay sadece şimdi de ortaya çıkmamıştır ki, olaylar silsilesi halinde geçmişten şimdiye uzanmıştır. Ve herhangi bir bitişin başlangıcını hazırlamaktadır. Bu nedenle de İlahi Organizasyon Organizatörleri tarafından, herhangi bir sebebin sonucu olduğu için sevgi ve istekle gerçekleştirilmesi istenmektedir.
O olay sadece olmakta olanın olayı değildir ki, geçmiş olaylardan gücünü almış, hal durumuna gelmiş, gelecek olaylar zincirlerine de açık bir şekilde, oluşa gelmiştir. Yani o insanın, o olayda başarılı olması, sadece o anla ilgili olmayıp, geçmişte ve gelecekte yankılar meydana getirmektedir.
Olaylar küresel oluşları nedeni ile hiç bir zaman basite indirgenmemelidirler. Hem dünyada, hem spatyomda sarsıntı yaparlar. Bu yüzden bir tebliğde “En ufak bir sinek kanadının hareketi bile bütün evreni titreştirir” denmiştir.
Titreşimlerin yapmış olduğu çok önemli değişiklikler ve vazifeler vardır. Bir anlamda da evren titreşimler skalasından ibarettir.
İlahi İrade Yasaları, evrende bildiğimiz bilmediğimiz, var olan ve yok olan her şeyi kapsar. Bu yasalar, küresellikleri nedeni ile önce-sonra, baş veya son gibi sıfatlarla nitelenmezler. Sonsuz ve her şeye hakim yasaların, evvelinden-sonrasından söz etmek abes olur. Bu yasaların dışında hiç bir şey yapılamaz. Ve Sebep-Sonuç Yasası da, İlahi İrade Yasaları’nın içinde çok önemli bir fonksiyona sahip yasalardan bir tanesidir.
Vazife Planının Bireyi Olmak Gerekir
İnsan, nefsinden, hatta vicdanından kurtulup, vazife planına ulaşabilirse, herkese sevgi ve istekle yardım ederek, kendi özgürlüğünü yetkiyle taşıma hakkını kazanır. Ve her türlü korku mekanizmasının ezici baskısından kurtulmuş olur. Korku nefsaniyetten ileri gelir.
Aynen rüyetlerimizde gösterildiği gibi, insanlar hem spatyomda, hem dünyada tamamen özgür bırakılmışlardır. İsterlerse çalışırlar, istemezlerse çalışmazlar. Çalışırsa çalıştığı oranda nimetini alır; o işten kendisi de faydalanır. Yok, “Ben çalışmayacağım, nimeti de paylaşmayacağım” diyorsa, kendisinin bileceği iştir.
İlahi İrade Yasaları gereği, büyük bir sevginin eseri olarak meydana getirilmiş olan bizlerin, Sevgi-İstek Yasası’na göre cezalandırılması söz konusu değildir. Ama biz kendi kendimizi cezalandırırız; işte bu mümkün! Yoksa, büyük bilgi ve sevgi ile kozmik yasaları uygulayanların, bizi cezalandırdığını düşünmek çok çocukça olurdu…
Bazen, bizim anlayışımıza göre, küfür hali içinde olan bazı varlıkların, maddi refah seviyelerinin giderek daha iyiye doğru yükseldiğini görerek, içimizde bir isyan duyabiliriz. Ve “ Yarabbi! Ben doğru yolda, hak yolunda olduğum halde, başıma gelmeyen kalmıyor da, şu adama bak, her yaptığı yanlış, ama benden çok daha mükemmel bir hayatı var” demek de mümkündür.
İlahi İdare Yasaları gereği, her varlık seçtiği yolda tamamen özgürdür. O kimse de, siz de kendi mukadderatınızı hazırlıyorsunuz. Kötü örnek, örnek değildir. İnsan kendinden sorumludur. O kişi, kendi kendine büyük azaplar hazırlıyor. Bugünkü rahatlığına imrenmek çok rölatif bir görüştür. Yarın kimin ne olacağı belli değildir!...
Yasalar Kaderci Bir Görüşle İşlemez
Evren Yasaları’nın işleyişinde, kaderci ( fatalist) bir görüş geçerli olmadığından her insan; varlığında, şahsiyetinden, fiillerinden, işinden gücünden, kendisi sorumludur.
Eza isteyenler, eza bulur. Ceza isteyenler, ceza bulur. İyilik isteyenler iyilik bulur, kötülük isteyenler kötülük bulur. Çünkü karşılaştığı her olayı, büyük bir sevgi ve istekle, insan kendi cezbeder.
Bütün varlıklar yükselmektedir, bütün varlıklar yürümektedir; ama dar yol var, cadde var. Yol ayırımında, dar yolu ya da sevinçli ve açık yolu davranışlarımızla, niyetlerimizle bizler kendimiz saptayacağız.
İlahi İrade Yasaları karşısında, kendimizden başka sorumlu aramak gafletinden ve çocuksuluğundan yine kendi iyiliğimiz için vazgeçmeliyiz.
İlişki Organizatörü
Evrende var edilmiş olan her şey, İlahi Organizasyonlar’ı idare eden ve uygulayan varlıklar tarafından yapılmaktadır.
Evrende ve dünyamızdaki bütün işler, İlahi Organizasyon görevlileri tarafından yürütülmektedir. İlahi Organizasyonlar’ı daha iyi anlayabilmek için evreni ve dünyayı bir yana bırakarak, Doğallık İlkesi’nden aldığımız kuvvetle kendimizden doğru açılmaya başlayalım.
İlahi Organizasyon ağını bir balık ağı gibi düşünelim ve bu ağ bütün dünyaya yayılmış olsun. Ağın her ilmiğine bir ampul koyalım. Ayrıca çeşitli gruplardaki ampulleri yakan sonsuz düğmeler olsun. Belli bir düğmeye bastığımız zaman belli grubun ampulleri yansın. İlahi Organizasyon görevlilerinin ağın bir tarafındaki ampulleri yakmak için, o bölüme ait düğmeye basmaları yeterlidir. Onlar “Ol” derlerse, o iş olur. Bu yüzden Yukarı’nın işi kolaydır. Yani küresel olarak, bir düğmeye basınca, pek çok olay bir arada devreye girer. Sonunda iş bize kalır. Bizler, o ampullerin olduğu bütün noktalardan geçmek zorundayız ki, Küresel Anlayış’ı gerçekleştirelim ve İlahi Organizasyon görevlileri arasına katılalım.
Bir bankanın binlerce şubesiyle dünya üzerinde yayılmış ağını düşünün. Kapıcısından genel müdürüne kadar pek çok insan o organizasyonda kendi kudretleri kadar vazife almışlardır. İlahi Organizasyonlar da kademe kademedir ve insandan başlayarak sonsuzluğa kadar uzanır.
Bizim kendi bedenimizle dünya arasında asıl olarak hiç bir fark yoktur. Bir tanesi ruhların konsantrasyonu olan bedendir, diğeri de ruhların konsantrasyonu olan dünyadır. Bedenimizi ruhumuz idare etmektedir, dünyamızı ise insan-üstü bir sistem İlahi İrade Yasaları’na göre idare etmektedir. Dünyanın idaresi dünya üstü bir kaptanın elindedir. Dünya Okulu ve bütün Evren Üniversitesi o Sistemler’in ve yardımcıların elindedir.
Bir banka düşünelim. Bu bankanın bütün dünyada şubeleri olsun. Bankanın genel müdürü bütün dünya şubelerinden sorumludur. Ruhsal Organizasyonlar’da işleyiş böyledir. Her sistemin kendi idarecisi, bir üst sistemin idaresine bağlı olarak işleyişini sürdürür.
İlişki Organizatörü, bir insanın, başka bir insan ile ilişkisini idare eden bir organizatördür. O organizatör onların birbirine karşı olan psikolojik durumlarına ve isteklerine göre vazifesini küresel bir anlayışla idare eden; iki insan arasındaki ilgi, yakınlık ve bağları değişen şartlara göre ayarlayan organizatördür.
Aile Organizatörü
Bir ailenin de organizatörü vardır. Bu organizatör o aileyi idare edendir. Aile fertleri arasında sürekli problem çıkaran veya aşırı sevgi dolu, yüksek seviyeli insanların olması, organizatör değişikliğine sebep olur ve o seviyedeki insanlara yeterli olabilecek daha yüksek kaliteli bir organizatör işi devralır.
Organizatörler vazifelerini uygularken, üst makamlar tarafından her şey, en ince ayrıntısına kadar değerlendirilmeye tabi tutularak, imtihan olunurlar ve sınıfta kalabilirler. Organizatörler dünya ile ahiret arasındaki çalışmalarında düalite içindedirler. Biz bu çalışmanın pek farkına varmayız, sadece birkaç nüans dikkatimizi çekebilir, şöyle ki; iki kişi birbirini sevdikçe sürprizler olmaya başlar. Demek ki, ilk başlangıçtaki organizatörümüz olan varlık, yerini daha büyük, daha kıymetli, daha bilgili bir varlığa bırakmıştır, o da başka bir grubun organizatörü olmuştur. Ve böylece bizim yaşantımızda da bazı değişmeler olmaya başlamıştır.
Böylelikle aile organizatörü vardır, köy organizatörü vardır, şehir, memleket organizatörü vardır, grupların, partilerin, muhtelif grupların ayrı ayrı organizatörleri vardır.
İnsanlar bilseler de, bilmeseler de hep organizatörleri ile içli dışlıdırlar. İnsan her şeyi, kendi varlığına ve zekasına güvenerek tek başına gerçekleştirdiğini zannediyorsa, bilsin ki, çok büyük bir yanılgı içindedir. Ne evrende, ne de dünyamızda hiç bir şey bu kadar basite indirgenemez, çünkü insan evrende tesadüfen ortaya çıkmış bir varlık değildir.
Bizim başarılarımızda, Yüce Hamilerimiz’in çok büyük yardımları vardır. Başarılarımız onların eseridir. Başarı elde ettiğimiz bir işte, büyük bir yardım, büyük bir ilham altında kalmışızdır. Ama tabii ki, o işte, kendi gücümüzü son noktasına kadar kullanarak bir sonuç elde etmişizdir. Çünkü evrende çok önemli bir yasa vardır. Bu yasa, İlgi-İstek Yasası’dır. İnsan her istediği ile mukadder olarak, Sebep-Sonuç Yasası gereği muhakkak karşılaşır. Bu nedenle de ilgi-istek alanlarımızı saptarken çok dikkatli olmalıyız, çünkü çok istediğimiz o şeyle muhakkak karşılaşmak bizim için kaçınılmaz bir sonuçtur.
Gerçek ve samimi bir istek, başarının ilk basamağı ve başlangıcıdır. İnsanın bütün safiyeti ve varlığı ile istediği şeyler mutlaka gerçekleşir.
Dünya Organizatörü
Dünya organizasyonunun muhtelif Dünya Organizatörleri vardır.
Dünyada ne kadar sorun ve problem varsa, her bir organizatör, o problemlerin bir ucundan tutmuştur. “Peki öyleyse, dünya neden bu kadar problemli?” derseniz, onun sebebi, insanların özgür iradeye sahip olmalarıdır.
Hamiler ve Yüce Organizatörler, insan ruhunun özgür olduğunu bilirler. Bu dünyada da, spatyomda da insan hiç bir şeye zorlanmaz. İlahi İrade Yasaları’nda zorlama diye bir şey yoktur.
İnsan Tanrısal Yasalar’ı özgür vicdanı, özgür iradesi ile hiç bir zorlama ve baskı olmadan, anlayarak, bilerek, isteyerek benliğinde gerçekleştirdiğinde, asıl kendisi olur ve her yerde aradığı özgürlüğünün derin köklerinin, ruh gücünde saklı olduğunu fark eder.
Özgürlük dışarıda değil içeridedir. İnsanın, vicdanın özgürlüğüne kavuşabilmesi için de kendini tanıması ve nefsini denetlemesi şarttır.
Bizler kaderimizi kendimiz yaratırız. Kaderde de hiç bir zorlama yoktur. İnsan mukadderini Sebep-Sonuç Yasaları uyarınca, kendi elleriyle hazırlar. Zaten dünyaya gelmeden önce spatyomda bütün hayat programı, tiyatro artistleri gibi en ince şekli ile tecrübe edilir. Sonra da dünyaya doğulur. Ve aynen spatyomda olduğu gibi, dünyada da rolünü benimser ve başrolü en iyi şekli ile oynamak için uğraşır durur. Sonra canını bedenden alıp, yeni bir kademeye doğar.
İnsan yeni baştan, geldiği tarafa, yani spatyoma doğarken, mutlaka bir kademe atlamış olur. Hatta büyük bir cehit ve gayretle tekamül seviyesini hayli yükseltmiş olarak birkaç kademe ileri de doğabilir.
Her dünyasal yaşamın sonunda bir kademe atlandığı doğrudur, ama kademeler de kendi içinde sınıflanır. İnsan bir nokta kadar da ilerleyebilir, bir kaç hayatı kapsamına alacak kadar da ilerleyebilir. Bu ilerleme, kişisel cehit ve çaba ile çok yakından alakalıdır. Her ikisi de ilerleme sayılır, ama arada çok fark vardır.
Demek ki aslında, insanların her şeyden önce, her an canını teslim edeceğini düşünmesi lazımdır. Çünkü ancak canını teslim ettikten sonra Yüce Sonsuzluklar’daki yeri için doğum diploması alacaktır. Sıra gelir alacağı diplomanın kalitesine; diplomanın bembeyaz, hiç bir iz taşımayan boş bir kağıt halinde olması utanç vericidir. Bir insan aldığı diplomanın, üzerinde, hiç bir değişiklik meydana getirmeden, tek bir çizgi bile çizilmemiş olarak ötealeme dönüyorsa, bu onun boşa kürek çektiğinin delilidir.
Su akıntısında kürek çeken insanlar, bütün gücü ile çalışıp, didinip, o derenin, o ırmağın akıntısında yol alacağım diye uğraşırlarken karşı sahile geçildiği zaman, bir milimetre yol almış olduklarını görürlerse, büyük bir hayal kırıklığına uğrarlar. O insanlar, o ırmaktan karşıya, daha kim bilir kaç kere kürek patlatarak gidip gelecek ve hayatlarını ileriye götürmek zorunda kalacaklardır. Karşı sahil her an gelebilir, oraya kadar biz, bütün gücümüzle akıntıya karşı boşa kürek çekmeden, akıntısı olmayan meyillerden geçerek bu kayığı, yani canımızı teslim etmeliyiz.
İnsanın, bir kayığa karşı sahilden binip de, kürekleri çeke çeke geldiği nokta, karşı tarafta başladığı yerden daha geride ise bir envülüsyon, bir düşüş ya da duralayış var demektir.
Demek ki, spatyomda da yürünmesi lazımdır. İnsan, tekamül edebilmek için o hayattaki vazifesini gerçekleştirmiş olmalı, yani hayattaki vazifesini gerçekleştirmiş olmalı, yani hataları için kendini affettirecek bir durumu ortaya koymuş olmalıdır. Yoksa karşı taraftaki noktadan aynı hizaya gelmek için yeni baştan, hayli çabalayacaktır.
Başarılı olmamış bir insanın, spatyom hayatı, kendi yaratıcı mizansenleri içinde, ıstıraplar içinde geçer ve ıstırabı dininceye kadar da muazzam zorluklar içinde kalmasını gerektirir. Istıraplar dindikten sonra kendi grubuna ulaştı ise, oradan aldığı bir plan ve programa göre yeni bir doğuşa hazırlanır.
Kendiliğinden Vazifelenmiş Olan
Organizatörler
İlahi İrade Organizasyonu’nun Organizatörleri, kendiliğinden vazifelenmiş olan, kendi mukadderini tayin eden varlıklardan oluşmuştur. Bu varlıklar kendiliğinden vazifelenmiş ve mukadderini kendi tayin eden varlıklardır, ama yine de hiç bir şey başıboş bırakılmamıştır. Orada da her şey kontrol altındadır. Ama kimseyi bir adım itmezler. O varlık kendi isteyerek o işi yapar. İsteyerek yapınca da, tabii ki, ayrı bir organizasyonun etkisinde olur, yani başka bir organizatörün vazifelisi olur.
İlahi Organizasyonlar’da da işleyiş böyledir. Hatta, psikolojik olarak insanın içinde değişen imajinasyonlar bile organizasyonu kendi sorumluluğunda tutan varlıkların, derhal organizatör değiştirmesine neden olur, yani o insanın yön değiştirmesinden dolayı derhal organizatör değişir. Bir insanın imajinasyonu güçlü olarak değişmeye başlayınca, ruh haline, değişimin yönüne, cinsine göre organizasyonun başındaki varlık derhal organizatörü değiştirir. Fakat buradan, bizim bir tek organizatörümüz var anlamı çıkmasın. Dünyada ne kadar insanla ilişki içinde isek, hepsine ait birer organizatörümüz vardır. Ayrıca psişik olarak ne kadar transandantal şey düşünüyorsak, onların da birer organizatörü vardır. Bizimle ilgili olan her şeye birer organizatör yerleştirirsek, en büyük organizatör evrenin kendisi olur. Çünkü insan sonsuzluğa ait bir varlıktır.
Hiç bir zaman, hiç bir varlık, İlahi İrade Yasaları’nın dışına çıkamaz. Herkes küresel olarak, hangi yöne giderse gitsin, sadece bu yasalar arasında birinden diğerine geçiş yapar. Bazı insanlar bu yasaların bağlarından kurtulmuş olduklarını zannedebilirler, ama bilmezler ki, insan küresel olarak, her zaman İlahi İrade Yasaları’nın tam ortasında yaşar.
İlahi Organizasyon’un Yüksek Fazları
Evrende, bilebildiğimiz ve bilemediğimiz ne kadar sistem varsa, hepsini İlahi Organizasyonlar idare eder.
Çeşitli maddi ortamlara enkarne olmuş (doğmuş) olan bedenlileri, bedensiz İlahi Organizasyon Yöneticileri idare eder. Bu organizasyonların gittikçe yükselen fazları vardır. Ama biz Doğallık İlkesi uyarınca konuyu kendimizden doğru çözmeye başlarsak epeyce yol alabiliriz.
Demek ki, her şeye daima kendimizden başlamalıyız. Unutmayınız ki, biz ortadayız; bir kürenin ortasındayız, yani sonu olmayan ortadayız, merkezdeyiz ve küresel bir şekilde bağlantılarımız var. Bir zorlukla karşılaşılınca, daima ortanın neresindeyiz, hangi kesitteyiz, onu tespit edip oradaki ortadan başlayarak açılmamız lazımdır. Bir taşı suya attığımızda nasıl ortadan doğru yayılmaya başlarsa, sudaki haleler örneğindeki gibi, her şeyde ortanın da ortası vardır. Taşı attığımız zaman, dalga dalga yayılan haleler, havada, suda, denizde de akis yapar. Ve taş çarptığı zaman, derhal halka halka küresel haleler suya dağılır. Aynı zamanda havada da yuvarlak yuvarlak dalgalar oluşur. Bir taş suya düştüğü zaman, aynı dalgaları hem havada, hem suda meydana getirir. Siz şimdi havayla suyun tam ortasında, ufukta bir noktaya 360 derecelik bir açı ile bakın, aynı anda küresel olarak o işin içinde olduğunuzu anlarsınız.
Küçük daireden başlayarak büyük daireye doğru her şey hatası ile sevabı ile Yukarı’ya yansır. Eğer küçük dairede bir hata varsa, o dalga yukarıya çıkar.
İlahi İrade Organizasyonları’nı uygulayan vazifeliler olağanüstü bir düzen ve ahenk içinde çalışırlar. Dünyadaki herhangi bir olay bile ciddi bir düzenleme ve organizasyon gerektiriyorsa, İlahi Yasalar’a bağlı olanların düzenleri ve organizasyonları muhakkak ki, çok mükemmeldir. Dünyadaki en mükemmel çalışma bile İlahi Organizasyon karşısında milyar kere aşağıda kalır. İlahi düzen bizim beş duyuya ait anlayış kapasitemizi aşar. Dünyamızın idaresi İlahi İrade Yasaları’nın gereklerine göre oluşmaktadır.
İlahi İrade Yasaları’nı anlayabilmemize imkan yok, yalnız şu kadarını bilebiliriz: Her şey küresel olarak yapılmaktadır. Olup bitenlerin tümü gerekçelerin kapsamındadır. Yasalar’a uygunluğumuz mutlaktır. Başka türlü bizim bu işleri yapabilmemize imkan yoktur. O yasaların dışına çıkamayız, ama o yasalarla uygunluk, uygunlukla yükseliş ya da iniş söz konusu olabilir. İniş, gerileyiş diye bir şey yoktur, ama düşüşü başka türlü de anlatmaya imkan yok. Biz yasalara uygunluğumuz oranında gelişiriz; bu uygunluğa İlahi Organizasyon Eşitliği diyoruz.
İnsan kendi tekamülü ile orantılı olarak, pozitif yöne doğru bir gelişme gösterir. Pozitif olabilmek biraz da tekamülle, yani ruh olgunluğuyla alakalıdır.
Pozitif bir bakış açısı ile hayatı yorumlayabilmek oldukça zor, ama çok özen gösterilerek, mutlaka gerçekleştirilmesi gereken bir durumdur. Ayrıca pozitiflik konusunda bizim için kıstas oluşturabilecek bir konu daha vardır ki, o da iç sıkıntılarımızdır. Yani herhangi bir konu ile ilgili olarak, içimiz, ruhumuz, canımız sıkılmaya başlar; her şey bizi ıstıraba doğru sürüklemeye başlarsa, bilelim ki, yanlış yoldayız ve o bulunduğumuz nokta, kesit bizim için hayırlı değildir.
Derhal zeki bir insan olarak, bu sıkıntının içinden kurtulmak gerekir. Sıkıntıdan kurtulabilmekte de dua ve istek çok önemli rol oynar. “ Yarabbi, lütfen beni bu melanetten kurtar, ben yükselmek istiyorum; durmak veya geriye gitmek istemiyorum, yalnız senin yolunda ilerlemek istiyorum, bana kudret, kuvvet ver” demek gerekir. Bu şekilde yapılan çok samimi ve istek dolu dua, insanı hem geliştirir, hem pozitifliğini tekrar kazanmasını sağlar, hem de o iç sıkıntısından kurtarır. Dualarımız bu şekilde olmalıdır.
Her Şey Sonsuzdur
Örnek olarak bir buğday tanesini ele alalım. Bir tek buğday tanesi bile sonsuzluk ifade eder. Çünkü bir tek buğdayı ekersek, sonsuz sayıda buğday elde edebiliriz.
Herhangi bir incelemeye başlanıldığında atom da bir tanedir. Fakat tek bir atom tetkik edilmeye başlandığında o atomun elemental partiküllerine ayrılınca sonsuz olduğu anlaşılır.
Bir tek atom dahi sonsuzluk ifade eder.
Şimdiki bilim henüz yeterli olmadığı için atomun derinliklerine inebilecek kudretimiz yok. Ruhçuluk medyomsal çalışmaları ile bilime katkıda bulunabilir. Bilim dallarında ruhçu çalışmalar yapılabilir. Ruhçu ahlakı tamamen uygulayan iyi medyomlar, her iki konuya da katkıda bulunacak parapsişik çalışmaları tam manası ile ortaya koyabilseler, insanlık adına fevkalade sonuçlar elde edilebilir. Ve aslında aynı kaynaktan alınmış olan bu bilgiler, milletlerarası bir konferansta incelenerek, bütün dünya için hayırlı sonuçlar elde edilebilir.
Mikrokozmosun da makrokozmosun da derinliklerine daha iyi nüfus edebilmek için dinle bilimin birleşmesi şarttır.
Bilim adamları yavaş yavaş Ruhçuluğu ve medyomsal çalışmaları ciddiye alarak bilimle uzlaştırmalıdırlar. Atomun derinliklerine inebildikçe görürüz ki, bir tek atom bile tüm dünya bilimini kapsar ve hatta aşar.
Bir atomun karşısında dize gelmemiz ve o atomun varlığını, derinliğini, sonsuzluğunu kavramamız, bizi İlahi İrade Yasaları’nın sonsuzluğu hakkında daha kapsamlı bilgilere götürecektir.
