DOGONLAR’DA SİRİUS GİZEMİ - BÖLÜM6

Share

http://www.dunyaana.com/images/flower%2018.jpgKÂİNAT MODELİ

Mali’nin Bandiagara yarlarında yaşayan ve sayıları ancak 250.000’i bulan Dogon yerlileri, bugün, ekime elverişli olmayan topraklarında büyük bir sebatla tahıl yetiştirmeye çabalayarak, siyah Afrika’nın tarım ve hayvancılıkla uğraşan milyonlarca yerlisi gibi sade bir yaşantı sürdürmekteler. Fakat ileri bir uygarlığın Astronomi alanında kullanabileceği her türlü araç gereçten yoksun olan Dogon Astronomisinin içerdiği bilgiler, pek çok konuda, bugünkü Astronomi biliminin vardığı sonuçlara paralellik göstermektedir. Bu yerlilerin, günümüze dek pek çok bilginin tasarlayamamış olduğu, Astronomik gerçeklere uygun bir evren modeline sahip olduklarını görmekteyiz.

Dogonlar’ın evren bilgisinde, Samanyolu Galaksisi «yerin sınırı» ( yalu-ulo) terimiyle belirtilir. Bu, Dünya’nın ait olduğu, spiral biçiminde dönen «yıldız âlemi»nin teşkil ettiği bütündür.

Görüldüğü gibi, Dogonlar, galaksimizin spiral bir galaksi olduğunu bilmekteler. Oysa galaksilerin spiralliği konusundaki ilk kanıt Mont-Wilson gözlemevinden Astronom Hubble tarafından 2,5 m. açıklıklı bir teleskopla spiral Andromeda Galaksisi’nin fotoğrafının çekilmesiyle, ancak 1923-24’lerde elde edilebilmişti.

Fakat Dogonlar bu kadarla kalmayıp, galaksimiz dışında başka spiral galaksilerin olduğunu da bilmekte ve bunların hemen hemen sonsuz olduğunu bildirmektedirler: Amma tarafından yaratılan spiral «yıldız âlemleri»nin çoğalma ve gelişmesi hemen hemen sonsuzdur. Amma’nın sonsuz, sınırsız, bununla birlikte ölçülebilir olan Âlemini tüm spiral «yıldız âlemleri» doldurmuştur.

Bugün, evrenin gözlemleyebildiğimiz kısmındaki galaksilerin yaklaşık % 80’ini spiral galaksilerin oluşturduğu saptanmış olduğuna göre, Dogonlar’ın bu muazzam bilgisine şaşırmamak elde değildir.

Dogon Kozmogonisinde, yıldız âlemlerinin sonsuz çoğalması kavramının yanısıra, bu âlemlerin kat kat oluşu yani tabakalaşma göstermesi kavramına da rastlanılır: Amma’nın yarattığı «tüm üst üste konulmuş alemler»... Her dönüşünde «birbirine yapışık bir Gök ve bir Yer» yaratan Amma, 14 defa döndü ( 31)... Böylece, uzaya spiral şekli verdi; dönerek ve dansederek, Âlemin tüm spiral çizen «yıldız âlemleri»ni meydana getirdi... Amma, âlemlerin sonsuzluğunu ifade eden 7x2’yi yarattı.

( 31) 14:7x2 olduğuna göre, Kuran’da bahsedilen 7 Kat gök sembolünün Dogon Kozmogonisinde de mevcut bulunduğu görülmektedir.

Hatırlanmalıdır ki, uygarlığımız, hemen hemen tüm ilkel toplumların yaptığı gibi, uzun bir zaman Dünya’yı evrenin merkezi olarak görmüştü. Oysa Dogonlar bu yermerkezci görüşü savunmuş olan çeşitli din ve doktrinlerin tam tersine, hem de bu görüşün egemen olduğu yüzyıllardan çok daha önce, Dünya’nın evrenin merkezi olmadığını biliyorlardı. Dünya’nın makrokozmos içinde fazla bir değer taşımadığını; sonsuz sayıda denebilecek galaksilerden birindeki bir yıldızın gezegeni olduğunu da biliyorlardı. Evet, günümüz uygarlığında yermerkezci düşünüşten nispeten uzaklaşılmıştır; fakat Dünya’dan başka yerde hayat olmadığı konusunda halen küçümsenemeyecek derecede yaygın bir inanış mevcuttur. Dogonlar verdikleri şu bilgilerle, Amma’nın canlı varlıkları yaratma kudretini yalnızca bizim gezegenimizle sınırlandırmamamız gerektiğini hatırlatıyorlar: Spiral «yıldız âlemleri»nin hepsi meskûndur     ( 32) ; çünkü Âleme şekil ve hareket vermiş olan Amma, aynı zamanda nesnelerde tüm canlı varlıkları da yaratmıştı; bizim gezegenimizde olduğu gibi diğer «dünyalar»da da yaşayan varlıklar vardır.

( 32) «Kâinat’ta her yer meskûndur.» ( Dr. Bedri Ruhselman)                                                                              

Dogon Kozmogonisine göre, gerek Dünya’nın bulunduğu spiral «yıldız âlemi»ne mensup olan, gökkubbede görünen ve görünmeyen yıldızların oluşturduğu bütün, gerekse diğer spiral «yıldız âlemleri»ne mensup olan yıldızların oluşturduğu bütün, Yaratıcı’nın düşüncesinin ilk ifadesi olan «işaretler»in oluşturduğu bütünle uyuşum halindedir. «Yıldızlar gökte

Samanyolu Galaksisi’ni ifade eden spiral «yıldız âlemi»mizin, Kutup yıldızını («Kuzey yıldızı») Güneyhaçı Takımyıldızına  («Güney yıldızı») bağlayan soyut ve nazarî bir eksen etrafında döndüğü kabul edilir. Bu «Kuzey yıldızı» ve «Güney yıldızı»na «Amma’nın gözleri» denir. Onlar bu âleme destek olmakta ve gözetmektedirler. «Yıldız âlemi»mizdeki, «Amma’nın karnı»nın 266 «işaret»lik serisini temsil eden 266 yıldız ya da takımyıldızından oluşan seriye «âlemin temel destek yıldızları» denir. Nommo’nun Adanması kısmında yaratılışlarını gördüğümüz yıldızlar bu seri içinde bulunmakta olup, Dünya insanlarının yaşamını çeşitli derecelerde ilgilendirmektedirler.

Bu yıldızların hepsi, dikilmiş taşlarla simgelenir; Dogonlar’ın gerek inisiyasyon gerekse bazı ayinler için kullandığı bu taşların dikildiği yerler, ikinci derecede bir öneme sahip olmakla beraber, aynı zamanda insanların Dünya üzerindeki yaşamının ilk 66 yıllık öyküsüyle ilgilidir. Yaratılışlarıyla ilgili olarak sunaklarla temsil edilen bu yıldızların çoğu, aynı zamanda, kayalık bir yayla olan Ka yaylasında dikilmiş taşlarla simgelenir. Sunaklar, yıldızları «gökte oldukları gibi» temsil edecek şekilde yerleştirilmiş; Ka yaylasındaki dikili taşlar ise, yıldızları «insanların gördükleri gibi» temsil edecek şekilde yerleştirilmiştir.

Dogonlar, günlük dilde, yıldızların da gezegenlerin de özel isimlerine yalnızca «yıldız» ( tolo) sözcüğünü eklemekle beraber, bunları özel terimlerle ayırt ederler. Gezegenlere, hareketleri nedeniyle, «geçen yıldızlar» vb. isimler vererek, gezegenleri sabit yıldızlardan ayırt ederler. Sabit yıldızlar, bir diğer yıldızın «çevresinde dönmeyen yıldızlar ailesi»ne aittir. Uydulara «daire çizen yıldızlar» denir. Ayrıca, gezegenler hakkında «gönüşleri ayrı olan yıldızlar bütünü, adanan şeylerin kanıdır» denir. Nommo’nun adanması olgusuna nazaran, sabit yıldızlar adanan vücudun parçalarıyla; uydular ( 33) da dolaşım yapan kanla ve «tohumlar»la bağdaşırlar. Yıldızlar, aynı zamanda, Amma’nın rahminde ilk meydana gelmiş unsurlar olan «tohumlar»ın göksel tanıklarıdır.

( 33) Dogonlar burada, ‘uydular’ terimiyle, ikili ve çoklu yıldız sistemlerindeki ‘bileşen’ yıldızları kastetmektedirler.

Görüldüğü gibi, Astronomları ve gözlemevi olmayan Dogonlar, gök cisimlerinin yörüngelerinde dolandıklarını bilmekte ve yıldızları, gezegenleri, uyduları, analitik bir düşünüşle, hareketlerinin özelliklerine göre ayırt edebilmektedirler.

Spiral «yıldız âlemi»mizin idaresiyle ilgili olarak Dogonlar’ın yıldız sistemi, adanma olgusuna nazaran iki genel sistemden oluşur. Biri, adağın plasentası ve hayatî organlarındaki kan akışına ( 34) tekâbül eden bir «iç» yıldızlar sistemidir. Bu «iç» sistem, «yıldız âlemi»nin motoru olarak kabul edilir ki; bu motor, Dünya üzerindeki insanların yaşamını ve gelişimini doğrudan doğruya ilgilendirmektedir. «İç» sistem, insan vücudunun iç organlarına benzer bir işleve sahiptir. Bir de, bu kan yoluna plasentanın dışında tekâbül eden «dış» sistem vardır. Daha uzaktaki yıldızlardan oluşan bu «dış» sistem de insanların yaşamına tesir, müdahale eder; fakat «iç» sisteminkinden daha az derecededir. «Dış» sistem, «yıldız âlemi»nin içindeki yıldızlar spiralinin imajı olan Samanyolu’nu ve bu spiralin çevresinde döndüğü ekseni kapsar. Bu eksen, «âlemin gözü» Kutup yıldızını «âlemin ikinci gözü» olan Güneyhaçı yıldızlarına bağlayan nazarî bir eksendir. («Amma’nın çatal yabası»). Bu yıldızlara «gözler» denir, çünkü onlar destek oldukları uzaya «bakarlar». Kutup yıldızı ve Güneyhaçı «Dünya’nın dayandığı yere destek olurlar» ( 35). Onlara, karşılıklı olarak «Ammanın gözü» ve «Amma’nın ikinci gözü» de denir ( 36). Dogonlar’a göre Güneyhaçı 4 yıldızı kapsar.

( 34) «Su» sembolü gibi «kan» da bir ‘tesir’ cinsini ifade ediyor olmalıdır. Dogonlar’ın «su» ve «kan» sembolleri, İslâm tasavvufundaki 4 ırmaktan «su» ve «şarap ırmaklarını» akla getirmektedir. Dogon tradisyonlarında bulunan «kan akışı» sembolü, İslâm tradisyonlarında cennetteki, Arş’ın altından çıktığı söylenen «kevser şarabı ırmağı» sembolünü hatırlatır. İslâm tradisyonlarına göre,cennetin çatısı Arş olup; zemini ise sabit yıldızlar feleğidir. Kuran’da sözü edilen «ırmaklar», ‘tesirler’i ifade etmektedir. «Kevser ırmağı» ise bu ırmaklardan yalnızca birisidir; dolayısıyla, «kevser» bir ‘tesir cinsini ifade etmektedir.
«Biraz daha üstün bir seviyeden anlaşılması gerekirse, (Kuran’daki) ırmaklar, sisteminizin içerisinde mevcut olan tesirlerin tümünü ifade eder.» ( Sâdıklar Plânı)
                                                                                           
«Kevser, sadece mana itibariyle mevcut olan bir tesir değildir. Maddî olarak da mevcut olan bir tesirdir.» ( Sâdıklar Plânı)

(35) Aynı kavram eski Türk mitolojisinde de mevcuttur. Türk mitolojisine göre, tüm yıldızlar ya da âlem, göğün deliği sayılan Kutup yıldızından geçen bir eksen çevresinde dönüyordu. Kimi zaman «direk» ya da «kazık» sembolleriyle belirtilen bu eksen, Dünya’nın tam ortasından geçiyordu. Dünya’nın dönüşü hem kendi ekseni, hem de Kutup yıldızı ekseni çevresinde gerçekleşiyordu. Çünkü Dünya, göğe kutup yıldızıyla bağlıydı.

( 36) Dogonlar’ın soyut ve nazarî olarak iki kutba yerleştirdikleri bu yıldızlardan Kutup yıldızı («Kuzey yıldızı»), bilindiği gibi tek yıldızdır; Güneyhaçı Takımyıldızı («Güney yıldızı») ise 4 yıldızdan oluşur. Dogon ülkesinden kolayca görülen bu 4 yıldız, Avrupa’dan görülmezler. Ancak, Dante, Dogonlar’la aynı inisiyasyondan geçmiş gibi, Purgatorio’sunun birinci bölümünde şöyle diyordu: «Sola dönerken 4 yıldızın görüldüğü öteki kutbu farkettim.»

Dünya’nın dayandıkları yere destek oldukları söylenen ve iki kutba yerleştirilen bu yıldızlardan geçen nazarî eksen tasviri, klasik Kozmoğrafyamızınkine benzer bir tasvirdir. Bilindiği gibi, klasik Kozmoğrafyada gök, Dünya’nın rotasyon ekseni olan bu eksen çevresinde dönen bir gökküreye benzetilirdi. Yıldızların görünürdeki hareketlerinin yerleştirilmesinde başvurulan bu sistem, gerçekten sade ve pratik bir sistemdir.

Share

Bu site özeldir ve ticari amaç taşımaz.

Copyright © Dünya Ana