Başlık: Vazife Bilgisi Sezişine Giriş
Yazan: Dr. Bedri Ruhselman
Tarih: 1953 - Temmuz. Sayı - 10
Kaynak: Ruh ve Kainat dergisi
Uzun senelerdenberi devam edegelmekte olan ruhi tetkiklerimiz neticesinde, varlıkların dünyamızda mümkün tekamül safhaları arasında gezdik, dolaştık. Ve bilhassa insan üstüne doğru yönelen tekamül yollarının kıymeti ve lüzumlu bilgilerinden bir parçasını kendi liyakat ve kudretimiz derecesinde sezdik.
Ve bu sezgimiz, varlıkların tekamüllerindeki vazife ve vazife şümulü bilgisi realitesinin başlangıç hududuna ulaştı.
Bu hususta tebarüz ettirilmesi beklenen hakikatler elbette böyle bir tek makale veya birkaç sözle aydınlığa çıkartılamaz. Şu halde bu yazı, tekamülün derin ve şümullü bir bahsini teşkil eden bu mühim mevzua ancak bir başlangıç olacaktır. Demek ki bundan sonraki ve bilhassa tekamül bahsine ilişkin yazılarımızın ve konuşmalarımızın fikir çekirdeğini hep bu esasi tema, yani vazife bilgisi ile vazife şümulü bilgisine ait düşünceler teşkil edecektir.
Gerek son zamanlara kadar kıymetli ruh dostlarımızla yapmış olduğumuz mülakatlar ve gerek kendi görgü ve tecrübelerimiz neticesinde edinmiş olduğumuz intibalar vazife hakkında bize şu fikir ve kanaati vermiş bulunmaktadır: Vazife, efal ve harekatın gayesidir.
İlk nazarda belki basit ve belki de karışık görünebilen şu kısa ifade üzerinde, hazırlanmış önsel ( a priori) bilgi unsurlarına dayanılarak durulursa vazife mefhumunun tekamüldeki baş rolü hakkında çok derin sezgilere sahip olmak kolaylaşır. Bununla beraber vazife bilgisi ve eğer mümkün olursa vazife şümulü bilgisi üzerinde imkanlarımız yettiği kadar çok durmağa çalışacağız ve çok durmak ihtiyacını duyacağız. Zira yukarıda arzettiğim o hazırlanmış önsel bilgi unsurlarının gene yukarıda zikrolunan, vazifenin tarifi şümulüne dahil fikirlere tatbiki neticesinde beklenen hakikatler, vazife bilgisi ve vazife şümulü bilgisi bahislerinin muhtelif yönden yapılacak ince ve derin tetkik ve mütalaalariyle aydınlığa çıkartılabilir.
Şunu da arzedelim ki, bu yazımızla ilk adımımızı atmış olduğumuz tekamülün bu temel bilgisi eşiğini aşabilmek için sabırlı, sebatlı, cesaretli ve basiretli bir yürüyüşü göze almamız şarttır ve lüzumludur.
Biliyoruz ki tekamül ancak ruhun göstereceği efal ve harekatla mümkün ve gerçekleşmesi kabildir. Yani tekamül için bir cehit mahsulü olan fiil ve hareketleri ruhun göstermesi zaruridir. Böyle olunca bu fiil ve hareketlerin yukarıda söylendiği gibi gayesini teşkil eden vazife de tekamülle ikiz bir realite haline girer. Yani vazife kavramından ayrılmış bir evrim kavramı düşünülemez. Bundan, mühim bir netice daha çıkarabiliriz: Varlıkların her fiil ve hareketleri bir vazifenin ve binaenaleyh bir tekamül hamlesinin yolunu açmış bulunur.
Varlıkların ferdi ve toplumsal hayatlarını fiziko-şimik, biyolojik, psişik ve sosyolojik bakımlardan en ince ayrıntılarına kadar tetkik edenler, bu tetkik neticesinde, muhtelif cepheden onların tabi olmaları lazım gelen muhtelif şekil ve hüviyetlere bürünmüş sayısız vazife icabatiyle karşı karşıya gelirler.
I- Bu vazifelerin bir çok kısmı, bir takım diğer icaplarla maskelenmiş ve insan nazarında vazife kavramını kaybettirecek derecede kendilerini bu icapların arkalarında gizliyerek saklamıştır.
II- Vazifelerin diğer mühim bir kısmı da açık olarak birer vazife hüviyetini taşımakla beraber, gene diğer bazı icapların itiş ve zorlayışlarile otomatik karakterler iktisap etmişlerdir.
III- Vazifelerin pek küçük bir kısmı ise, insan tekamülünün dünyadaki son merhalesine yaklaştıkça kainattaki illiyet prensibi zinciri içinde fertten cemiyete ve fert ve cemiyetten de maddeye ve kainat hakikatlerine doğru sonsuz mesafelerde şümul kazanan bir vazife bilgisi ve vazife şümulü bilgisi hüviyet ve mahiyeti ile insan müdrikesinde ilk sezgi kapılarını zorlamağa başlamıştır.
« Tedrici, fakat durmadan ileriye doğru hamle almak azmiyle yapılan tahayyül ve bu tahayyül peşinde diğerkamca düşüncelerle gösterilecek gayret ve cehit, hem o işteki başarıyı, hem de ruhun tekamülünü hazırlayıcı vasıtaların başında gelir.»
Dr. Bedri RUHSELMAN
Bu sözlerimiz şu anda belki kapalı, belki de karışık gibi görünebilir. Ve bu da henüz mütalaasına başlamış yeni bir mevzuun ilk çetin duvarlarını aşmak zaruretinden doğma tabii bir neticedir. Fakat zaman geçtikçe, görgü ve tecrübenin gittikçe parlıyan ışığı altında bu konudaki tetkikat ilerledikçe bu çetin duvarlar aşılacak ve sonsuz görüş ( rüyet) imkanlarının sezgisi olan birbirinden berrak ufuklar perde perde açılacaktır.
Yukarıda üç türlü görünüş içinde takdim ettiğimiz vazife kavramı, haddi zatında bu üç görünüş arasında da sonsuz nüanslarla birbirinden ayrılan tali görünüşler arzeder.
Şimdi gene kaba bir görüşle yukardaki üç çeşit vazife kavramına ait birer misal vermemiz, burada aşılması lazım gelen ilk çetin duvarı zorlarken bize, bu işi kolaylaştırıcı imkanları vermiş olacaktır.
I- Vazife kavrama örnek:
Bir ağacın köklerini toprağa salması halini düşünelim. Bu hal, ilk nazarda hiç bir vazife kavramı ile ilgisi olmıyan ve sadece nebatın neşvüneması ve yaşaması için zorunlu bulunan hayati bir faaliyetin tabii neticesidir. Fakat aynı zamanda ve hakikatte o, nebat ruhunun dünyadaki madde, hal ve şekillerinden bazılarının hazırlamış oldukları şartlarla karşı karşıya gelerek idrak ve şümullenme melekelerinin dünyadaki ilk gelişimini temin için yapmakla mükellef bulunduğu bir vazifenin ifadesidir, ki buradaki vazife kavramı diğer hayati icaplarla maskelenmiş bulunmaktadır.
II- Vazife kavramına örnek:
İkinci kısımdaki vazife görünüşüne ait misale geçelim:
Bir kedinin, bazen canını verecek kadar fedakarlık yaparak yavrularını himaye ettiğini ve yavruları için yaşadığını, kendisini onlara verdiğini herkes bilir. Elbette, tamamiyle bir dünya realitesi olan bu kedi ailesindeki analık ve yavruluk hali, dünyamızdaki büyük bir tabiat kanununun, yani varlıklarının çoğalmasını, dünyada bedenlenerek tekamül imkanlarının hazırlanmasının icabatını temin eden ilahi irade kanununun tatbikatına ait bir zarurettir. Eğer o ana kedi, yavrusunun yaşaması ve neşvüneması için lüzumlu olan bu ihtimam ve himayeyi göstermez ve bu fedakarlığı yavruları için yapmazsa onlar dünya hayatının icabatından olan ilk zorluklar karşısında kendilerini koruyamazlar ve ölürler. Şu halde dünyada yeni bedenlenmiş olan bu yavruları, kendilerini çetin hayat yollarında müdafaa edebilecek bir duruma gelinceye kadar koruyacak, destekliyecek -kendileri cinsinden ve kendi hallerini anlıyan- başka bir bedenli varlığın bir müddet bu işi deruhte etmesi zaruridir. İşte gayet açık olarak görülüyor ki buradaki zaruret her şeyden önce bir vazifedir. Hem de o mahluk için en büyük ve ilahi bir vazife!
Yalnız açık bir vazife olarak görünen bu hal esasta ( zahirde) hiç de böyle bir görünüş arzetmemektedir. Yani yüzeysel ve dünyasal bir görüşle, kedinin yavrularını bu kadar fedakarca himaye etmesinde doğrudan doğruya bir sevgi içgüdüsünün hakim olduğu ortaya çıkar. Ve ana kedide de hiç bir vakit böyle bizim düşündüğümüz manada bir vazife bilgisi mevcut değildir. İşte burada ruh, herhangi bir hissin ( sevginin) tesiri altında kalarak kainattaki yüksek vazife şümulü bilgisi planının icabatını otomatik olarak yerine getirmektedir.
Fakat vazife bilgisinin tam manasiyle idraki ve o yolda şuurlu bir faaliyete geçişi dünyada beşeri hayat planı dahilinde hemen hemen mümkün olmıyacak bir ideal halini alır. Binaenaleyh yalnız bir kedi değil, az çok bir anlayış sahibi olan varlık, İlliyet prensibi hakkındaki ilk idrakin sınırlarına varış bakımından o kediye göre çok ilerde bulunmasına rağmen o da büyük vazife ve vazife şümulü bilgisi tatbikatında bu otomatizmadan tamamiyla kurtulmuş değildir. Binaenaleyh insanlar arasından ulu orta alacağımız bir insan varlığının faaliyetleri arasında böyle tam bir vazife bilgisi idraki içinde yapılmış herhangi bir hareketi misal olarak gösterebilmek mümkün olmıyacaktır. Zira bugünkü dünya şartları içinde yaşıyan insanlığın tekamül seviyesi henüz bu idrakın kendisinde doğabilmiş olması derecesine varamamıştır. Binaenaleyh her fiil ve hareketiyle muhakkak surette büyük vazife bilgisi ve vazife şümulü bilgisi planı dahilinde faaliyet göstermekten azade olmıyan insan oğulları da bu vazifelerini, zahirde aşikar olan muhtelif beşeri duygularının ve « hayati zaruretlerin» bazan cebri ve bazan ihtiyari görünen itiş ve zorlayışlarının etkileri altında yaparlar ve beşeri hüviyetleri içinde iken de bu yapmakta oldukları işlerin büyük illiyet prensibi dahilindeki icabatını bilemezler ve ekseriya akıllarına bile getirmek kudretini gösteremezler.
III- Vazife kavramına örnek:
Bununla beraber gene insanlar arasından pek nadir numuneler alarak, büyük vazife ve şümulü bilgisi sınırlarının seziş idrakine varmış olmanın bazı fiil ve hareketlerini bu mevzudaki üçüncü görünüşe, yani bir vazife bilgisi sezişi halindeki görünüşe misal diye verebiliriz. Dünyaya bazı varlıklar gelip gitmiştir ki bunlar insanlığın tekamül yolunda kalkınarak süratli hamleler alabilmesi için bütün hayatlarını tamamiyle bu işe vakfetmişler, bu gaye ve maksat uğrunda yaşamışlar ve yapmış oldukları işlerin hiç birisinden ne maddi, ne manevi hiç bir karşılık beklemeği hatırlarına bile getirmemişler ve yaptıkları veya yapmak istedikleri işleri yaparken hızlarını ne beşeri herhangi bir teşvik edici duygudan almışlar, ne de beşeri her hangi bir endişenin zebunu olarak yavaşlatmışlardır. Bunlar, belki büyük bir idrak berraklığına beşeri hüviyetleri dolayısile varmış olmamakla beraber bu işlerini, bu fiil ve hareketlerini yalnız bir VAZİFE diye kabul etmişler ve bu vazife uğrunda bütün his ve şahsi endişelerini tereddüt etmeden çiğneyip geçmişlerdir.
İşte bunlar, dünyada mümkün olabilen bir vazife bilgisi ve vazife şümulü bilgisi planının seziş idrakine varabilecek kadar yükselmiş vazifedar varlıklardır.
Bunlar arasında görünen, görünmeyen büyük kültür devrimcileri, ruhların yükselişinde rol oynayan büyük önderler, insanların evrimlerini hızlandırmak için ömürlerini tüketmiş olan nadir varlıklar, hakiki peygamberler ve hakiki ve candan yol göstericiler vardır. ( *)
b- Dünya Vazife Misyonu ve Genel Yapısı
Yüzbinlerce yıldır dünya beşeriyetini evrimleştirmede, sayısız yüksek evrimli varlık sistemi çeşitli vazifeler almışlardır. Bunların bir bölümü fizik dünyada, beşeriyetin arasında yaşamışlar; daha büyük bir bölümü ise dünya spatyom katmanlarında işlev görmektedirler. Ayrıca dünyanın çeşitli yer altı ve üstü gizli merkezlerinde de bu amaçla yüksek varlık sistemleri, beşeriyetin evrimine katkıda bulunmaktadırlar. ( Bu son paragraf, h.e.s. tarafından eklenmiştir.)
———
( *) Dr. Bedri Ruhselman’ın üstteki çok önemli makalesi, yıllar öncesinin unutulmuş dergileri arasından artık gün ışığına çıkarılması gayet önemli ve manidardır. İnsanlık, kıyam üzre vadolunmuş bir Genel Dünya Realitesi içine alınmaktadır ki, bunun birdiğer ismi de Göklerin Melekutu’dur. ( h.e.s.)
