“ Üç kanununa dönerek bu kanunun yaptığımız ve incelediğimiz her şeydeki tezahürlerini bulmaya çalışmalıyız. Bu kanunun her alandaki uygulaması, bize derhal pek çok yeni ve önceden görmediğimiz şeyi açıklar. Örneğin kimyayı ele alalım. Mutat bilim, üç kanunundan haberdar değildir ve maddeyi, onun kozmik özelliklerini hesaba katmadan inceler. Fakat mutat kimyadan başka, maddeyi, onun kozmik özelliklerini hesaba katarak inceleyen özel bir kimya ya da dilerseniz, simya mevcuttur. Önceden de ifade edildiği gibi, her bir maddenin kozmik özellikleri, ilk olarak onun yeri ile ve ikinci olarak da belli bir anda onun içinde hareket eden kuvvet sayesinde belirlenir. Aynı bir yerde belli bir maddenin tabiatı, onun içinde tezahür ettiren kuvvete bağımlı olarak büyük bir değişime uğrar. ( 182) Her madde üç kuvvetten herhangi birinin iletkeni olabilir; buna uygun olarak da aktif, pasif veya etkisiz kılan olabilir. Ve eğer belli bir anda hiç bir kuvvet, onun içinde tezahür etmiyorsa veya kuvvetlerin tezahürü ile bağıntısız olarak ele alınmışsa ne birincisi, ne ikincisi ve ne de üçüncüsü olabilir.
Bu şekilde her madde, dört farklı halde veya görünümdedir. Bu bağıntı içerisinde, şunu belirtmeliyiz ki, maddeden söz ettiğimizde kimyasal elementleri kast etmemekteyiz. Benim bahsettiğim özel kimya, ayrı bir fonksiyonu olan her maddeyi, en karmaşığını bile element olarak görür. Ancak bu şekilde maddenin kozmik özelliklerini incelemek mümkündür, çünkü bütün karmaşık bileşimlerin kendi kozmik maksat ve anlamları mevcuttur. Bu görüş açısından belli bir maddenin atomu, onun bütün kimyasal, fiziksel ve kozmik özelliklerini taşıyan en küçük miktarıdır. Doğaldır ki, farklı maddelerin ‘atomlarının’ büyüklüğü aynı değildir. Ve bazı hallerde, bir ‘atom’ çıplak gözle bile görülebilir bir parça olabilir.” “ Her maddenin dört safhasının veya halinin, belli isimleri vardır.”
“ Bir madde, birinci veya aktif kuvvetin iletkeni olduğunda ‘karbon’ adını alır ve kimyadaki karbon gibi C harfi ile gösterilir.”
“ Bir madde, ikinci veya pasif kuvvetin iletkeni olduğunda ‘oksijen’ adını alır ve kimyadaki oksijen gibi O harfi ile gösterilir.
“ Bir madde, üçüncü veya etkisiz kılan kuvvetin iletkeni olduğunda, ‘azot’ adını alır ve kimyadaki azot gibi N harfi ile gösterilir.”
“ Bir madde, kendi içinde kendini gösteren kuvvet ile olan ilişkisi hesaba katılmadan ele alınırsa bu maddeye ‘hidrojen’ denir ve kimyadaki hidrojen gibi H harfi ile gösterilir.”
“ Aktif, pasif ve etkisiz kılan kuvvetler, 1, 2 ve 3 rakamları ile, maddeler ise C, O, N ve H harfleri ile gösterilir. Bunlar iyi hatırlanmalıdır.”
“ Bu dört element ( unsur), eski dört simyasal elemente, yani ateş, hava, su ve toprağa tekabül etmekte midir? diye içimizden biri sordu.
“ Evet, etmektedir.” diye cevapladı G. “ Ama biz bunları kullanacağız. Nedenini sonra anlayacaksınız.”
“ Kullanmış olduğum ‘evrenin bir noktası’ ifadesinin tamamen belirli bir anlama sahip bulunduğunu hatırınızda tutmalısınız; bir ‘nokta’, belli bir yerde düzenlenmiş ve bir ya da diğer bir sitemde belirli bir fonksiyonu yerine getiren bir hidrojenler bileşimini temsil eder. ‘Nokta’ kavramının yeri ‘hidrojen’ kavramı tarafından doldurulamaz, zira ‘hidrojen’ basitçe, mekanda sınırlanmamış madde anlamına gelir. ‘Nokta’, daima mekanda sınırlanmıştır. Aynı zamanda, ‘evrenin bir noktası’, onda hakimiyet kurmuş olan ya da onda merkez teşkil eden ‘hidrojen’ sayısı ile isimlendirilebilir.”
“ Şimdi bu üç oktavdan birincisini, yani Mutlak-Güneş
oktavını üç kanunu açısından incelersek, do notasının, 1 numara ile numaralandırılan aktif kuvvetin iletkeni, bu kuvvetin içerisinde faaliyet gösterdiği maddenin ise ‘karbon’ (C) olduğunu görürüz. Mutlak’taki do notasını yaratan ‘aktif’ kuvvet, titreşimlerin en yüksek frekansını veya en büyük yoğunluğunu temsil etmektedir.”
“ ‘Titreşimlerin yoğunluğu’ ifadesi, ‘titreşimlerin frekansı’ ifadesine uyar ve ‘madde yoğunluğunun’ zıddı olarak kullanılır; yani ‘maddenin yoğunluğu’ arttıkça ‘titreşimlerin yoğunluğu’ azalır veya aksi vaki olur; ‘titreşimlerin yoğunluğu’ arttıkça ‘maddenin yoğunluğu’ azalır. Titreşimlerin en büyük yoğunluğuna en ince olan ve en düşük yoğunluktaki maddede rastlanabilir. Ve mümkün olabilen en yoğun maddede, titreşimler yavaşlar ve hemen hemen durma noktasına gelirler. Bundan böyle en ince madde, en büyük ‘titreşim yoğunluğuna’ sahiptir.”
“ Mutlak’taki aktif kuvvet, titreşimlerin en yüksek yoğunluğunu temsil etmektedir; buna mukabil bu titreşimlerin ilerlediği madde, yani birinci ‘karbon’ en düşük yoğunluğu temsil etmektedir.”
“ Mutlak’taki si notası, 2 sayısı ile ifade edilen pasif kuvvetin iletkeni olacaktır. Ve bu pasif kuvvetin faaliyet gösterdiği veya içinde si notası sesi veren madde, ‘oksijen’ (O) olacaktır.”
“ La notası, 3 sayısı ile ifade edilen etkisiz kılıcı kuvvetin iletkeni ve içinde la notası sesi veren madde, ‘nitrojen’ ( N) olacaktır.”
“ Kuvvetlerin hareket düzeni içerisinde bunlar, ‘karbon’, ‘oksijen’, ‘nitrojen'e tekabül eden 1, 2, 3 diye sıralanacaklardır. Fakat maddenin yoğunluğu açısından şu sırayı takip edeceklerdir: ‘Karbon’, ‘nitrojen’, ‘oksijen’ yani 1, 3, 2; zira ‘nitrojen’, 3’ü elinde bulundurmakla yani etkisiz kılıcı kuvvetin iletkeni olmakla madde yoğunluğu bakımından ‘karbon’ ve ‘oksijen’ arasında yer almaktadır ve ‘oksijen’ her üçünün de en yoğunu olarak gözükmektedir.”
“ ‘Karbon’, ‘oksijen’ ve ‘nitrojen’, birlikte dördüncü düzen maddesini veya ‘hidrojen’i (H) verecektir ki, bunun yoğunluğunu 6 sayısı ile göstereceğiz ( 1, 2, 3’ün toplamı), yani H6 diyeceğiz:
Birinci Triad
“ C, O, N; 1, 2, 3 numaralarını muhafaza ederler. ‘Karbon’ daima 1, ‘oksijen’ daima 2 ve ‘nitrojen’ daima 3’tür.”
“ Fakat ‘nitrojen’, ‘oksijenden’ daha aktif olduğundan bir sonraki triad’a aktif prensip olarak ve iki yoğunluğu ile girer. Diğer bir ifade ile ‘nitrojenin’ yoğunluğu 2 ve ‘oksijenin’ yoğunluğu ise 3’tür.”
“ Bundan böyle, birinci triad’ın la notası, bir sonraki triad’da, bu triad’a 2 yoğunluğu ile giren aktif kuvvetin iletkenidir. Eğer ‘karbon’, 2 yoğunluğu ile girerse, ‘oksijen’ ve ‘nitrojen’, birinci triad’ın yoğunluk oranlarını tekrarlayarak yoğunlukları bakımından ona uymalıdırlar. Birinci triad’da yoğunluk oranları 1, 2, 3 idi; ikinci triad’da 2, 4, 6 olmalıdır; yani ikinci triad’ın ‘karbonu’ yoğunluğuna, ‘nitrojeni’ 4 yoğunluğuna, ‘oksijeni’ ise 6 yoğunluğuna sahip olacaklardır. Birlikte ele alınırlarsa ‘hidrojen 12’yi ( H12 ) vereceklerdir.
İkinci triad

“ Aynı plan ve düzene göre bundan sonraki triad şöyle kurulacaktır: Fa, ‘şok’, mi. İkinci triad’da ‘nitrojen’ olan ‘karbon’ 4 yoğunluğu ile girer; ona uygun olan ‘nitrojen’ ve ‘oksijenin’ yoğunlukları 8 ve 12 olmalıdır; beraberce ‘hidrojen 24’ü (H24) vereceklerdir:
Üçüncü triad
“ Bundan sonraki mi, re, do triad’ı, aynı plan ve düzene göre ‘hidrojen 48’i (H48) verecektir:
Dördüncü triad

“ Do, si, la triad’ı ‘hidrojen 96’yı (H96) verecektir:
Beşinci triad

“ La, sol, fa triad’ı ‘hidrojen 192’ ( H192):
Altıncı triad

“ Fa, ‘şok’, mi, ‘hidrojen 384’ (H384):
Yedinci triad
“ Mi, re, do, ‘hidrojen 768’ (H768)
Sekizinci triad

“ Do, si, la, ‘hidrojen 1536’ ( H1536) :
Dokuzuncu triad
“ La, sol, fa, ‘hidrojen 3072’ ( H3072) :
Onuncu triad

“ Fa, ‘şok’, mi, ‘hidrojen 6144’ (H6144):
On birinci triad
“ Mi, re, do, ‘hidrojen 12288’ (H12288) :
On ikinci triad

“ 6’dan 12288’e kadar değişen yoğunluklara sahip on iki ‘hidrojen’ elde edilir. ( 1 No lu tabloya bakınız.)
“ Bu on iki ‘hidrojen’, Mutlak’tan Ay’a kadar uzanan evrendeki on iki madde kategorisini temsil etmektedir. Eğer bu maddelerden hangilerinin insan organizmasını teşkil ettiğini ve onda faaliyet gösterdiğini tam olarak saptamak mümkün olursa, sadece bu bile insanın alemde ne yer işgal ettiğini tayin edebilir.”

“ Fakat bizim bulunduğumuz yerde, mutat güçlerimiz ve yeteneklerimizin sınırları dahilinde ‘hidrojen 6’ çözümlenemez; bu nedenle onu ‘hidrojen 1’, daha sonraki ‘hidrojen 12’ yi ise ‘hidrojen 6’ olarak ele alabiliriz. Bunu izleyen bütün hidrojenlerin sayılarını 2’ye bölerek ‘hidrojen 1’den ‘hidrojen 6144’e kadar uzanan bir skala elde ederiz. ( 2.Tabloya bak.)”
“ Bu şekilde elde edilmiş 1’den 3072’ye kadar uzanan skala, insanın incelenmesinde bize hizmet edebilir. ( 3. Tabloya bak.)”
“ ‘Hidrojen 6’dan ‘hidrojen 3072’ye kadar uzanan bütün maddeler, insan organizmasında bulunur ve bir faaliyet gösterirler. Bu ‘hidrojenlerden’ her biri, organizmamızla ilgili bir fonksiyon tarafından birbirine bağlanmış, bizce bilinen çok büyük bir kimyasal madde grubunu ihtiva eder. Diğer bir ifade ile, ‘hidrojen’ teriminin çok geniş bir anlamı olduğu unutulmamalıdır. Her basit element, belli bir yoğunluğa sahip bir ‘hidrojendir’; fakat alemde veya insan organizmasında belli bir fonksiyonu olan elementlerin her birleşimi de bir ‘hidrojen’dir.
“ Maddelerin bu tür tanımlaması, onları hayat ile olan ilişkileri ve organizmamızın fonksiyonları düzeni içerisinde sınıflandırmamıza imkan sağlar.”
“ ‘Hidrojen 768’ ile işe başlayalım. Bu ‘hidrojen’ besin diye tanımlanır; diğer bir ifade ile ‘hidrojen 768’, insana ‘besin’ olarak hizmet eden bütün maddeleri ihtiva eder. Bir tahta parçası gibi, ‘besin’ olarak hizmet edemeyen maddeler, ‘hidrojen 1536’ ya, bir demir parçası ise ‘hidrojen 3072’ ye tekabül eder. Diğer taraftan besleyici özellikleri bakımından zayıf olan ‘ince’ bir madde ise ‘hidrojen 384’ e yakın olacaktır.”
“ ‘Hidrojen 384’ su olarak tanımlanacaktır.”
“ ‘Hidrojen 192’ atmosferimizin soluduğumuz havasıdır.”
“ ‘Hidrojen 96’, insanın soluyamayacağı fakat onun hayatında çok önemli bir rol oynayan asal gazları temsil etmektedir; dahası bu canlısal (animal) manyetizmanın, insan vücudundan çıkan emanasyonların, (n-ışınlarının), hormonların, vitaminlerin vs.’nin maddesidir; diğer bir ifade ile fiziğimiz ve kimyamız tarafından madde olarak kabul edilenler ya da madde diye adlandırılanlar ‘hidrojen 96’ ile son bulur. ‘Hidrojen 96’ kimyamızca hemen hemen algılanamayan veya sadece izleri ya da sonuçları algılanabilen maddeleri de ihtiva eder ki, bunlar bazı kimselerce kabul edilmekte, diğer kimselerce ise reddedilmektedirler.”
“ 48, 24, 12 ve 6 numaralı ‘hidrojenler’, fiziğimiz ve kimyamızca bilinmeyen, farklı seviyelerdeki psişik ve spiritüel hayatımıza ait maddelerdir.”
“ ‘Hidrojenler tablosunu’ bütünüyle incelerken bu tablodaki her ‘hidrojenin’, organizmamızdaki bir ve aynı fonksiyon tarafından birbirlerine bağlanan ve belirli bir ‘kozmik grubu’ temsil eden çok büyük sayıdaki farklı maddeleri ihtiva ettiği daima hatırda tutulmalıdır.”
“ ‘Hidrojen 12’, kimyadaki ‘hidrojen’e ( atomik ağırlığı 1 olan) tekabül eder. Kimyadaki ‘karbon’, ‘nitrojen’ ve ‘oksijen’, 12, 14, 16 atom ağırlıklarına sahiptirler.”
“ İlave olarak atom ağırlıkları tablosundaki belirli hidrojenlere tekabül eden elementleri, yani atom ağırlıkları birbirleriyle hemen hemen aynı doğru oktav oranı içerisinde bulunan elementleri belirtmek mümkündür. Böylece ‘hidrojen 24’ florin’e (Fl, atom ağırlığı 19), ‘hidrojen 48’ klor’a ( Cl, atom ağırlığı: 35.5), ‘hidrojen 96’ bromin’e (Br, atom ağırlığı 80), ‘hidrojen 192’ iyot’a ( I, atom ağırlığı: 127) tekabül eder. Bu elementlerin atom ağırlıkları, birbirleriyle hemen hemen bir oktav oranı içerisinde bulunmaktadırlar; diğer bir ifade ile bunlardan birinin atom ağırlığı, bir diğerinin atom ağırlığının hemen hemen iki katıdır. Hafif farklılık, yani natamam oktav ilişkisi, mutat kimyanın, bir maddenin bütün özelliklerini, yani ‘kozmik özelliklerini’ nazarı itibara almamalarından kaynaklanmaktadır. Burada sözünü ettiğimiz kimya, maddeyi, mutat kimyadan farklı bir temele göre inceler ve maddenin sadece kimyasal ve fiziksel özelliklerini değil, fakat psişik ve kozmik özelliklerini de nazarı itibara alır.”
“ Bu kimya ya da simya, maddeyi öncelikle evrende onun yerini ve diğer maddelerle olan ilişkilerini tayin eden fonksiyonları, sonra da insan ve insanın fonksiyonları ile olan ilişkileri açısından ele alır. Bir maddenin atomu ile o maddenin bütün kimyasal, kozmik ve psişik özelliklerini taşıyan belirli az miktardaki belli madde kast edilir, çünkü her madde, kozmik özelliklerine ilaveten psişik özelliklere de yani, belli bir zeka derecesine sahiptir. Bundan böyle ‘atom’ kavramı, sadece elementler için değil, fakat evrende veya insan hayatında belirli fonksiyonları olan bütün bileşik maddeler için de caridir. Bir su atomu, bir hava atomu ( insanın solumasına uygun atmosfer havası), bir ekmek atomu, bir et atomu vs. gibi. Bu hale göre bir su atomu, özel bir termometre ile suhuneti ölçülmüş, belli bir derecedeki 1/10 milimetreküp suyun 1/10’i olacaktır. Bu, belli koşullar altında çıplak gözle bile görülebilen küçük bir su damlası olacaktır.”
“ Bu atom, suyun bütün özelliklerini taşıyan en küçük su miktarıdır. Daha fazla bölünme ile bu özelliklerden bazıları kaybolur, yani su olmayacak fakat suyun gaz haline, yani buhara yaklaşan bir hal arz edecektir ki, sıvı haldeki sudan kimyasal bakımdan hiç bir şekilde farklı olmayacak fakat farklı fonksiyonlara ve bundan böyle de farklı kozmik ve psişik özelliklere sahip bulunacaktır.
“ ‘Hidrojenler tablosu’, insan organizmasını oluşturan bütün maddelerin, onların diğer evren safhaları ile olan ilişkileri açısından incelenmesini mümkün kılar. Ve insanın her fonksiyonu, belirli maddelerin hareketinin birer sonucu olduğuna ve her bir madde, evrendeki belli bir safha ile ilişkili bulunduğuna göre, bu durum insanın fonksiyonları ile evrenin safhaları arasında ilişki kurmamızı sağlayacaktır.”
“ Bu noktada, “ üç radyasyon oktavının” ve onlardan ortaya çıkan “ hidrojenler tablosunun” uzun bir süre, bizim için engel teşkil ettiğini söylemem gerekir. Triadlar’ın intikaline temel olan en öz ilkeyi ve maddenin yapısını ancak daha sonra anlayabildim; bundan yeri geldiğinde söz edeceğim.
G.’nin konuşmalarını sergilerken genelde kronolojik bir sıra izlemeye gayret ediyorum, fakat bazı şeylerin pek çok defalar tekrarlanması ve hemen hemen bütün konuşmalarda bir ya da başka bir biçimde yer alması bunu sürekli olarak yapmamı önlüyor.
“ Hidrojenler tablosu” şahsen bende çok kuvvetli bir izlenim yarattı, ki bu izlenim sonraları daha da kuvvetlendi. “ Arz’dan cennete yükselen bu merdivende”, alemdeki her şeyin birbiriyle bağıntısını, bütünlüğünü ve “ matematikselliğini” çok güçlü bir şekilde; birkaç yıl önceki garip deneylerim esnasında elde ettiğim alem sezgisine çok benzeyen bir şey hissettim.
“ ‘İnce olanı kaba olandan ayırmayı öğreniniz’: ‘Üç Defa Büyük İdris’in ( Hermes Trismejist’in) Zümrüt Tabletleri’nden’ alınan bu prensip, insan fabrikasının çalışmasına atıfta bulunmaktadır; ve eğer insan ‘ince olanı kaba olandan ayırmayı’ öğrenirse, yani ince hidrojenlerin üretimini mümkün olabilen azami seviyeye çıkarırsa, bu hareketi ile kendisi için, başka hiç bir şekilde gerçekleştirilemeyen bir iç büyüme imkanı yaratmış olacaktır. İç büyüme, astral, mantal vs. olmak üzere insanın iç bedenlerinin büyümesi, fizik bedenin büyümesinin tamamen benzeri olan maddi bir süreçtir. Büyümek için, bir çocuğun iyi besine ihtiyacı vardır; dokuların büyümesi için gerekli olan maddeyi bu besinden hazırlaması için organizmasının sağlıklı bir durumda bulunması lazımdır. ‘Astral bedenin’ büyümesi için de aynı şey lazımdır; organizma, kendisine dahil olan çeşitli besinlerden, ‘Astral bedenin’ büyümesi için elzem olan maddeleri üretmelidir. Dahası, ‘Astral beden’, büyümek için, fizik bedenin beslenmesini sağlayan aynı maddelere ihtiyaç duymaktadır; ancak bu maddelerin çok daha büyük miktarlarına… Eğer fizik organizma, bu ince maddelerden yeterli miktarda üretmeye başlayıp da içinde ‘Astral beden’ oluşursa, bu astral organizma, beslenmek için, bu maddelerin, büyümesi sırasında olduğundan daha azına ihtiyaç duyacaktır. Bu maddelerin arta kalanı, ‘Astral bedeni’ besleyen bu maddeler sayesinde büyüyecek olan ‘mantal bedenin’ oluşmasında ve gelişmesinde kullanılabilir; fakat doğaldır ki, ‘mantal bedenin’ büyümesi, ‘Astral bedenin’ büyümesi ve beslenmesi için gerekli olan maddelerin daha fazlasına ihtiyaç gösterecektir. ‘Mantal bedenin’ beslenmesinden arta kalan fazla maddeler ise dördüncü bedenin gelişmesinde kullanılacaktır. Fakat her halükarda arta kalan maddelerin çok fazla olması gerekecektir. Yüksek bedenlerin büyümesi ve beslenmesi için lazım olan bütün ince maddeler, fizik organizma içerisinde üretilmelidir; ve eğer insan fabrikası muntazam ve ekonomik bir şekilde çalışıyorsa fizik organizma bunları üretmeye muktedirdir.”
“ ‘Hidrojenler tablosu’, yeter derecede anlaşıldığında, her şeyden önce, merkezler ve onların art arda fonksiyonları arasındaki farkların sebeplerini açıkça saptayarak insan makinesinin çalışmasındaki yeni özellikleri derhal gözümüzün önüne sergiler.”
“ İnsan makinesinin merkezleri farklı ‘hidrojenlerle’ çalışırlar. Bu durum, onların başlıca farklılıklarını oluşturur. Daha kaba, daha ağır, daha yoğun olan ‘hidrojen’ ile faaliyet gösteren merkez, daha yavaş çalışır. Hafif ve daha hareketli ‘hidrojen’ ile çalışan merkez ise daha hızlı çalışır.”
“ Düşünme merkezi ya da entelektüel merkez, şimdiye kadar incelediğimiz üç merkezin en yavaşıdır. Bu merkez, ‘hidrojen 48’ ile çalışır (‘Hidrojenler tablosunun’ üçüncü skalasına göre).”
“ Hareket merkezi, ‘hidrojen 24’ ile çalışır. ‘Hidrojen 24’, ‘hidrojen 48’den çok daha hızlı ve hareketlidir. Düşünme merkezi, hareket merkezinin çalışmasını izlemeye hiç bir zaman muktedir değildir. Gerek kendi hareketlerimizi, gerekse başkalarının hareketlerini, bu hareketler yapay olarak yavaşlatılmadıkça izleyemeyiz. Organizmamızın içsel, içgüdüsel fonksiyonlarını, hareket merkezinin bir kısmını oluşturan, tabir caizse, içgüdüsel zihnin çalışmasını daha da az izleyebilmekteyiz.”
“ Duygusal merkez, ‘hidrojen 12’ ile çalışabilir. Ama aslında bu merkez, pek ender olarak bu ince ‘hidrojen’ ile çalışır. Ve çoğu kez, yoğunluk ve hız bakımından çalışması, hareket ve içgüdü merkezlerinin çalışmalarından az bir farklılık gösterir.”
“ Gelişmemiş halde bulunanlar, aşağı merkezlerdir ve yüksek merkezlerin çalışmasından faydalanmamızı engelleyen kesinlikle, aşağı merkezlerin bu gelişmemişlikleri ya da natamam çalışmalarıdır.”
“ Daha önce ifade edildiği gibi, iki yüksek merkez vardır:
‘Hidrojen 12’ ile çalışan yüksek duygu merkezi.
‘Hidrojen 6’ ile çalışan yüksek düşünme merkezi.”
“ Eğer insan makinesinin çalışmasını, merkezleri çalıştıran ‘hidrojenler’ açısından ele alırsak, yüksek merkezlerin niçin aşağı merkezlerle ilişki kuramayacağını görürüz.”
“ Düşünme merkezi, ‘hidrojen 48’ ile çalışır; hareket merkezi ise ‘hidrojen 24’ ile çalışır.”
“ Eğer duygu merkezi, ‘hidrojen 12’ ile çalışsaydı, onun bu çalışması yüksek duygu merkezinin çalışması ile ilişki kurabilirdi. Duygu merkezinin çalışmasının, ‘hidrojen 12’nin sağladığı yoğunluk ve hıza ulaştığı hallerde yüksek duygu merkezi ile geçici bir ilişki kurulur ve insan, o ana kadar hiç bilmediği yeni duygular, yeni izlenimler alır ki, bunları tarif etmek için elinde ne kelimeler ne de deneyimler mevcuttur. Fakat mutat koşullarda, bizim mutat duygularımızın hızı ile yüksek duygu merkezinin hızı arasındaki fark öylesine büyüktür ki, bundan böyle hiç bir ilişki kurulamaz ve biz, içimizde konuşan, yüksek duygu merkezinden bizi çağıran sesleri duymakta başarısızlığa uğrarız.”
“ ‘Hidrojen 6’ ile çalışan yüksek düşünme merkezi ise bizden daha da uzakta ve daha da az ulaşılabilir durumdadır. Onunla ilişki, sadece yüksek duygu merkezi vasıtasıyla mümkün olur. Böyle ilişki durumlarını ancak mistik deneyimlerin, ekstaz hallerinin vs. anlatılmasından bilmekteyiz. Bu haller, dinsel duygulara bağlı olarak veya kısa sürelerle, özel narkotikler vasıtasıyla, bazen de sara nöbetleri, kaza sonucu beyindeki travmatik yaralar gibi bazı patolojik durumlarda meydana gelir ki, böyle vakalarda hangisinin sebep hangisinin sonuç olduğunu, yani patolojik hallerin mi bu ilişkiden doğduğunu yoksa bu hallerin mi ilişkiye neden olduğunu kestirmek güçtür.”
“ Anlamamız gereken ve ‘hidrojenler tablosunun’ kavramamıza yardımcı olduğu fikir, en yüce şiirsel ilhamlar, dinsel ekstazlar ve mistik keşifler de dahil, bütün psişik, düşünsel, duygusal, iradeye bağlı süreçlerin tümüyle maddiliği fikridir.”
“ Süreçlerin maddeselliği, onların, kendileri için kullanılan materyalin veya maddenin niteliğine bağımlı bulundukları anlamına gelir. ‘Hidrojen 48’ in yanması gibi bir süreç, harcamaya ihtiyaç gösterir; bir diğeri, ‘hidrojen 48’ yardımıyla elde edilemez; böyle bir sürecin daha ince, daha yanıcı bir maddeye, ‘hidrojen 24’ e ihtiyacı vardır. Üçüncü bir süreç için ‘hidrojen 24’, çok zayıf kalır; buna ‘hidrojen 12’ lazımdır.
“ Şimdiye kadar,” dedi, “ ‘hidrojenler tablosunu’, maddenin birbiriyle ters orantılı olan titreşim ve yoğunlukları olarak ele aldık. Artık, titreşim ve yoğunluğun, maddenin diğer birçok özelliklerini ifade ettiğini anlamamız gerekir. Örneğin şimdiye kadar maddenin zekasından ya da şuurundan hiç söz etmedik. Bu arada, bir maddenin titreşimlerinin hızı, o maddenin zeka derecesini gösterir. Tabiatta ölü ya da cansız hiç bir şeyin olmadığını hatırlamalısınız. Her şey kendine göre canlıdır, her şey kendine göre zeki ve şuurludur. Ne var ki, bu şuurluluk ve zeka, farklı varlık seviyelerinde, yani farklı skalalarda, farklı bir yolla ifade edilir. Fakat öncelikle tabiatta hiç bir şeyin ölü ya da cansız olmadığını anlamalısınız, ancak canlılığın farklı dereceleri ve farklı skalaları vardır.”
“ ‘Hidrojenler tablosu’ maddenin yoğunluğunu ve titreşim hızını belirlemeye hizmet ederken, aynı zamanda zeka ve şuur derecesini de belirlemeye hizmet eder, zira şuurluluk derecesi yoğunluk derecesine ya da titreşimlerin hızına tekabül eder. Bu, madde ne kadar yoğun olursa, o kadar az şuurlu, o kadar az zeki demektir. Ve titreşimler ne kadar yoğun olursa, o kadar çok şuurlu, o kadar çok zeki demektir.”
“ Gerçekten ölü madde, titreşimlerin durduğu yerde başlar. Ama dünya yüzeyindeki mutat hayat koşulları altında, bizim ölü madde ile bir ilişkimiz yoktur. Bilim bunu temin edemez. Bildiğimiz bütün maddeler yaşamaktadır ve kendi yolunda zekidir.”
“ Maddenin yoğunluk derecesini belirleyen ‘hidrojenler tablosunda’ farklı yerleri işgal eden maddeler arasındaki mukayeseleri yaparken, sadece onların yoğunluklarını belirlemekle kalmayıp, ayrıca zekalarını da belirlemiş oluruz. Sadece bir ‘hidrojenin’ bir diğerinden kaç defa daha yoğun veya hafif olduğunu söyleyebilmekle kalmayıp, ayrıca bir ‘hidrojenin’ bir diğerine göre kaç defa daha zeki olduğunu da söyleyebiliriz.”
“ Birçok ‘hidrojenden’ oluşan nesnelerin ve yaşayan yaratıkların farklı özelliklerinin belirlenmesi için kullanılan ‘hidrojenler tablosunun’ uygulanması, her yaşayan yaratık ve nesne içinde ağırlık merkezi olan belli bir ‘hidrojenin’, yani söz konusu yaratık ya da nesneyi teşkil eden tüm ‘hidrojenlerin’, ‘ortalama hidrojeni’ bulmak için, başlangıç olarak yaşayan yaratıklardan söz edeceğiz. Öncelikle söz konusu yaratığın varlık seviyesini bilmek gerekmektedir. Varlık seviyesi, esas olarak, söz konusu makinedeki kat sayısı tarafından belirlenir. Şimdiye kadar sadece insan hakkında konuştuk. Ve insanı üç katlı bir yapı olarak ele aldık. Hayvanlar ve insanlar hakkında aynı zamanda ve aynı şekilde konuşamayız, zira hayvanlar insanlara göre temel bir farklılık gösterirler. Bildiğimiz en yüksek hayvan iki kattan ve en düşük hayvan ise sadece bir kattan teşekkül etmiştir.” G. bir şekil çizdi.

Şekil: 29
“ Bir insan üç kattan oluşmuştur.”
“ Bir koyun iki kattan oluşmuştur.”
“ Bir solucan sadece bir kattan oluşmuştur.”
“ Aynı zamanda insanın orta ve aşağı katları, tabir caizse, koyuna eş değerdir ve alt katı ise solucana eş değerdir. Böylece insan, bir insan, bir koyun ve bir solucandan teşekkül etmiştir; bir koyun, bir koyun ve bir solucandan teşekkül etmiştir, denilebilir. İnsan karmaşık bir yaratıktır; onun varlık seviyesi, onu teşkil eden yaratıkların varlık seviyeleri vasıtasıyla belirlenir. Koyun ve solucan, insanda daha büyük ya da daha küçük rol oynayabilir. Bu bakımdan, solucan, bir numaralı insanda baş rolü oynar; iki numaralı insanda koyun; ve üç numaralı insanda, insan baş rolü oynar. Ama bu tanımlar sadece münferit hallerde önemlidir. Genel anlamda, ‘insan’, orta katın ağırlık merkeziyle belirlenir.”
“ İnsanın orta katının ağırlık merkezi ‘hidrojen 96’dır. ‘Hidrojen 96’nın zekası insanın ortalama zekasını, yani insanın fiziksel bedenini belirler. ‘Astral bedenin’ ağırlık merkezi ‘hidrojen 48’ olacaktır. Üçüncü bedenin ağırlık merkezi ‘hidrojen 24’ ve dördüncü bedenin ağırlık merkezi ‘hidrojen 12’ olacaktır.”
“ İnsanın dört bedeninin, daha önce verilmiş olan ve orada üst katın ‘ortalama hidrojenlerinin’ gösterildiği diyagramı hatırlarsanız, şimdi söylediklerimi anlamanız kolaylaşacaktır.”
G. şu diyagramı çizdi:
“ Üst katın ağırlık merkezi orta katın ağırlık merkezinden sadece bir ‘hidrojen’ daha yüksektir. Ve orta katın ağırlık merkezi alt katın ağırlık merkezinden sadece bir ‘hidrojen’ daha yüksektir.”
“ Ama söylemiş olduğum gibi, ‘hidrojenler tablosu’ vasıtasıyla varlık seviyesini belirlemek için, mutat olan orta katı almaktır.”
“ Bu hareket noktasıyla, örnek olarak şu şekildeki

Şekil: 30
meseleleri çözmek mümkündür:”
İsa’nın sekiz numaralı insan olduğunu farz edersek, İsa, bir masadan kaç kere daha zekidir?
“ Bir masa katlara sahip değildir. Masa, ‘hidrojenler tablosunun’ üçüncü skalasına göre, tümüyle ‘hidrojen 1536 ve hidrojen 3072’ arasında bulunur. Sekiz numaralı insan, ‘hidrojen 6’dır. Bu, sekiz numaralı insanın orta katının ağırlık merkezidir. Eğer ‘hidrojen 6’nın, ‘hidrojen 1536’dan kaç defa daha zeki olduğunu hesaplayabilirsek, sekiz numaralı insanın bir masadan kaç defa daha zeki olduğunu bileceğiz. Ama, bu bağlantı içerisinde, ‘zekanın’, sadece maddenin yoğunluğuyla değil, aynı zamanda titreşimlerin yoğunluğu tarafından da belirlendiği hatırlanmalıdır. Bununla beraber, titreşimlerin yoğunluğu, ‘hidrojenler’ oktavındaki gibi iki misli olarak değil, fakat birinciden sayıca birçok defa fazla olmak üzere tamamen farklı bir gelişme içinde artar. Eğer bu artışın katsayısını kat’i olarak bilirseniz, bu meseleyi çözebilirsiniz. Ben sadece, garip görünse bile, meselenin çözülebileceğine işaret etmek istiyorum.”
“ Kısmen biraz önce söylediklerimle bağlantılı olarak, yaşayan varlıkların sınıflandırılma ve tanımlanma prensiplerini, kozmik bakış açısından, onların kozmik mevcudiyetleri açısından anlamak zorundasınız. Mutat bilimsel sınıflandırma kemikler, dişler, fonksiyonlar; memeli hayvanlar, omurgalı hayvanlar, kemirici hayvanlar gibi dışsal niteliklere göre yapılır; kesin bilgi sınıflandırılması ise kozmik niteliklere göre yapılır. Aslında, yaşayan her şeye uygulanan, söz konusu yaratığın sınıfını ve türünü, hem diğer yaratıklarla olan ilişkisi, hem de evrendeki yeri bakımından en büyük doğrulukla saptamamızı sağlayan kesin nitelikler vardır.”
“ Bu nitelikler varlığın nitelikleridir. Yaşayan her yaratığın kozmik varlık seviyesi belirlenmiştir:
Birinci olarak bu yaratığın ne yediği,
İkinci olarak, onun ne soluduğu ve
Üçüncü olarak, onun hangi ortamda yaşadığı”
“ Bunlar, varlığın üç kozmik niteliğidir.”
“ İnsanı ele alalım. O, ‘hidrojen’ 768 ile beslenir, ‘hidrojen 192’yi solur ve ‘hidrojen 192’ içinde yaşar. Gezegenimizde ona benzer başka varlık yoktur. Bununla beraber ondan daha yüksek varlıklar mevcuttur. Köpek gibi hayvanlar ‘hidrojen 768’le beslenebilirler, ama 768 olmayıp 1536’ya yaklaşan daha düşük bir ‘hidrojenle’ de beslenebilirler ki, insanın bu çeşit yiyecekleri yemesi mümkün değildir. Bir arı, 758’den çok daha yüksek, hatta 384’den bile yüksek bir ‘hidrojenle’ beslenir, ama insanın yaşayamayacağı bir ortamda, bir kovan içinde yaşar. Dışsal bakış açısından insan bir hayvandır. Ama o, bütün diğer hayvanlardan farklı düzende bir hayvandır.”
“ Başka bir örnek olarak un kurdunu ele alalım. O, unla beslenir, yani ‘hidrojen 768’den çok daha kaba bir ‘hidrojenle’, zira kurtçuk çürümüş unda da yaşayabilir. Diyelim ki, bu da 1536’dır. Yani un kurdu, ‘hidrojen 192’ solur ve ‘hidrojen 1596’ içinde yaşar
“ Bir balık ‘hidrojen 1536’ ile beslenir, ‘hidrojen 384’ içinde yaşar ve ‘hidrojen 192’ solur.”
“ Bir ağaç, ‘hidrojen 1536’ ile beslenir, kısmen ‘hidrojen 192’ ve kısmen ‘hidrojen 3972’ ( toprak) içinde yaşar.
“ Bu tanımlamalara devam ederseniz, ilk bakışta çok basit gibi görünen bu planın, özellikle ‘hidrojenlerin’, tıplı oktavlar gibi çok geniş bir kavram olduğu zihinlere yerleştiği takdirde, bunun yaşayan canlı sınıfları arasında en hassas ayrımı mümkün kıldığını görürsünüz. Örneğin bir köpek, bir balık ve bir un kutçuğu ‘hidrojen 1536’ ile yani insan yiyeceği olarak uygun olmayan organik kökenli ‘hidrojen’ maddeleriyle beslenir. Şimdi, bu maddelerin sırayla belli sınıflara bölünebileceğini anlarsak, gayet kesin tanımlamaların imkan dahilinde olduğunu görürüz. Bu durum hava ve ortam için de tamamen aynıdır.”
“ Varlığın bu kozmik nitelikleri doğrudan doğruya ‘hidrojenler tablosuna’ göre zekanın tanımıyla bağlantılıdır.”
“ Bir maddenin zekası, onun yiyecek hizmeti gördüğü yaratıkla belirlenir. Örneğin, bu bakış açısından çiğ bir patates mi, yoksa pişmiş bir patates mi daha zekidir? Çiğ bir patates domuza yiyecek olur, oysa pişmiş bir patates insan yiyeceğidir. O halde pişmiş bir patates, çiğ bir patatesten daha zekidir.” ( 183)
“ Eğer bu sınıflama ve tanımlama prensipleri doğru bir şekilde anlaşılırsa, birçok şey açıklığa kavuşur ve kavranır. Hiç bir yaratık iradeyle yiyeceğini, soluduğu havayı ya da içinde yaşadığı ortamı değiştiremez. Her yaratığın kozmik düzeni, onun yiyeceğini olduğu kadar, soluduğu havayı ve içinde yaşadığı ortamı da belirler.”
“ Daha önce üç katlı fabrika içindeki yiyecek oktavlarından söz ederken organizmanın çalışması, büyümesi ve gelişmesi için ihtiyaç duyulan bütün ince ‘hidrojenlerin’ üç çeşit yiyecekten hazırlandığını, yani kelime anlamıyla yenebilir yiyecek ve içecekten, soluduğumuz havadan ve izlenimlerden hazırlandığını görmüştük. Şimdi, yiyeceğin ve havanın kalitesini geliştirebileceğimizi farz edelim. Diyelim ki, beslenme ‘hidrojen 768’ yerine 384 ile ve solunum ise ‘hidrojen 192’ yerine 96 ile olmaktadır. Böyle olsaydı, o zaman organizmadaki ince maddelerin hazırlığı ne kadar basit ve kolay olurdu. Ancak bütün mesele bu durumun imkansız oluşudur. Organizma tümüyle bu kaba maddeleri ince maddelere dönüştürmeye intibak etmiştir ve ona kaba maddeler yerine ince maddeler verecek olursanız, onları dönüştüremez ve organizma çok geçmeden ölür. Ne hava ne de yiyecek değiştirilemez. Ama izlenimler, yani insan için mümkün izlenimlerin kalitesi herhangi bir kozmik yasaya tabi değildir. İnsan, yiyeceğini geliştiremez, insan soluduğu havayı da geliştiremez. Böylesine bir gelişme, her şeyi daha kötü yapardı. Örneğin, ‘hidrojen 192’ yerine 96, ya çok seyreltilmiş hava ya da çok sıcak akkor gazlar olurdu ki, insanın bunları soluması mümkün değildir; ateş, ‘hidrojen 96’dır. Aynı durum yiyecek için de geçerlidir. ‘Hidrojen 384’ sudur. İnsan yiyeceğini geliştirebilseydi, yani daha ince yapabilseydi, suyla beslenmesi ve ateşi teneffüs etmesi gerekirdi. Bunun mümkün olmayacağı açıktır. Fakat yiyeceği ve havayı geliştirmesi mümkün olmadığı halde, insan izlenimlerini çok yüksek bir dereceye kadar geliştirebilir ve bu şekilde organizmaya ince ‘hidrojenler’ dahil edebilir. Tekamül imkanı tamamen bu temele dayanır. Bir insan, yavan olan H48 izlenimleriyle beslenmeye hiç mecbur değildir, o, H24’ü, H12’yi, H6’yı ve hatta H3’ü alabilir. Bu ise bütün manzarayı değiştirir ve makinesinin üst katı için yüksek ‘hidrojen’ yiyeceği yapan bir insan, düşük ‘hidrojenlerle’ beslenen insana göre kesin olarak farklılık gösterir.”
Aşağıdaki konuşmaların birinde G., tekrar kozmik niteliklere göre sınıflandırma konusuna döndü.
“ Anlamanız gereken başka bir sınıflandırma sistemi daha vardır.” dedi. “ Bu, oktavların tümüyle farklı bir oranı şeklindeki bir sınıflandırmadır. ‘Yiyecek’, ‘hava’ ve ‘ortam’ şeklindeki sınıflandırma, bildiğimiz şekliyle kesin olarak ‘yaşayan varlıklarla’, yani bitkiler de dahil teker teker varlıklarla ilgilidir. Şimdi sözünü edeceğim diğer sınıflandırma, bizi, ‘yaşayan varlıklar’, limitlerinin her iki yönden çok ötesine, yaşayan varlıklardan daha yukarıya ve daha aşağıya götürür. Bu sınıflandırma bireylerle değil, fakat çok geniş bir anlamda sınıflarla alakalıdır. Her şeyin ötesinde bu sınıflandırma, doğadaki hiç bir şeyde sıçrama olmadığını gösterir. Doğada her şey birbirleriyle ilişkilidir ve canlıdır. Bu sınıflandırma diyagramına ‘Yaşayan Her Şeyin Diyagramı’ denir.
“ Bu diyagrama göre, her türlü yaratık, her varlık derecesi; bu tür yaratığa ya da söz konusu seviyedeki varlığa neyin yiyecek hizmeti gördüğü ve kendilerinin neye yiyecek hizmeti gördüklerine bakılarak tanımlanır. Çünkü kozmik düzende her yaratık sınıfı belli bir alt yaratık sınıfı ile beslenir ve kendileri de belli bir üst yaratık sınıfının yiyeceği olur.”
G., on bir kareden oluşan merdiven şeklinde bir diyagram çizdi. En yukarıdaki iki tanesini hariç tutarak her kareye içine sayılar daireler çizdi.” ( Şekil – 31’e bakın)
“ Her kare bir varlık seviyesini gösterir.” dedi. “ Aşağıdaki dairedeki ‘hidrojen’, söz konusu yaratıklar sınıfının neyle beslendiğini gösterir. Üst dairedeki ‘hidrojen’, bu yaratıklarla beslenen sınıfı gösterir. Orta dairedeki ‘hidrojen’ ise, bu yaratıkların neler olduğunu gösteren, bu sınıfın ortalama ‘hidrojenidir’.”
“ İnsanın yeri, alttan yedinci ya da üstten beşinci karedir. Bu diyagrama göre insan, ‘hidrojen 24’dür. ‘Hidrojen 96’ ile beslenir ve kendisi ‘hidrojen 6’nın yiyeceğidir. İnsan karesinin bir altında ‘omurgalılar’ vardır; omurgalılardan sonra ise ‘omurgasızlar’ bulunur. Omurgasızlar ‘hidrojen 96’dır. İnsan ‘omurgasızlarla’ beslenir.”

Şekil: 31
“ Bir an için çelişki aramayın ve bunu anlamaya çalışın. Ayrıca bu diyagramı diğerleriyle mukayese etmeyin. Yiyecek diyagramına göre insan ‘hidrojen 768’ ile beslenir; bu diyagrama göre ise ‘hidrojen 96’ ile beslenmektedir. Niçin? Bu ne anlama gelir? Her ikisi de doğrudur. Daha sonra bunu kavradığınız zaman her şeyi bir araya getirip birleştireceksiniz.”
“ Daha sonraki, kare bitkilerdir. Daha sonraki minerallerdir ve ondan sonraki, mineraller arasında ayrı bir kozmik grup teşkil eden madenlerdir. Madenleri takip eden karenin bizim lisanımızda ismi yoktur, zira biz dünya yüzeyinde bu haldeki madde ile asla karşılaşmayız. Bu kare Mutlak’la temas eder. Bu, ‘Sabit olan Kutsal’dır.”
Son karenin alt kısmına tepesi aşağıya doğru olan küçük bir üçgen yerleştirdi.
“ Şimdi, insanın diğer tarafında 3, 12, 48 karesi vardır. Bu bizim bilmediğimiz bir yaratıklar sınıfıdır. Onlara ‘melekler’ diyelim. Daha sonraki 1, 6, 24 karesidir ve bu varlıklara da ‘başmelekler’ diyelim.”
Daha sonraki kareye 3 ve 12 rakamları ile iki çember çizerek bu çemberlerin ortak merkezine bir nokta koydu ve buna “ Ebedi Değişmeyen” dedi. Ve daha sonraki kareye 1 ve 6 rakamlarını, ayrıca ortaya bir daire ve onun içine merkezinde bir nokta olan çemberi ihtiva eden bir üçgen çizerek buna “ Mutlak” dedi.
“ Bu diyagram başlangıçta sizce pek anlaşılmayacaktır.” dedi.
“ Fakat tedricen onu çözmeyi öğreneceksiniz. Yalnız uzun bir süre bunu bütün diğerlerinden ayrı tutmak zorunda kalacaksınız.”
Bu garip diyagramla ilgili G.’den duyduklarım, daha önce söylenenleri alt üst etmişti.
Bu diyagramla ilgili konuşmalarımızda, çok geçmeden “ melekleri” gezegenler ve “ başmelekleri”de Güneş olarak kabul ettik. Diğer birçok şey tedricen berraklaştı. Ama aklımızı bir hayli karıştıran husus, daha önceki “hidrojen 3072” ile sona eren üçüncü skala içindeki “hidrojenler” skalasında mevcut olmayan ‘hidrojen 6144’ün gözükmesi idi. Bununla beraber G. “hidrojenlerin” numaralanmasının üçüncü skalaya göre yapıldığında ısrar ediyordu.
Uzun bir süre sonra bunun ne anlama geldiğini sordum.
“ O natamam bir ‘hidrojendir’,” dedi. “ Kutsal ruhu olmayan bir ‘hidrojen’. O, gene üçüncü skalaya aittir, ama natamamdır.”
“ Her tamam ‘hidrojen’, ‘oksijen’ ve ‘azottan’ müteşekkildir. Şimdi üçüncü skalada son ‘hidrojen’ olan ‘hidrojen 3072’ yi alalım. Bu ‘hidrojen’, ‘karbon 512’, ‘oksijen 1536’ ve ‘azot 1024’ den müteşekkildir.”
“ Daha sonra ‘azot’, bir sonraki triad’da ‘karbon’ olur, fakat ‘oksijen’ ve ‘azot’ yoktur. Bu bakımdan yoğunlaşarak kendisi ‘hidrojen 6144’ olur, ama daha ileri geçme imkanı olmayan ölü bir hidrojendir, Kutsal Ruhu olmayan bir ‘hidrojendir’.”
( 182) Evet, “ Belli bir maddenin tabiatı, onun içinde tezahür ettirilen kuvvete bağımlı olarak büyük bir değişmeye uğrar.” Uri Geller’in önünde metal çatal ve bıçaklar duruyor. Normal şartlar altında bunlardaki enerji bellidir. Ama bunların içinden Uri Geller’e has bir enerji geçtiği vakit, bu çatallar bükülüveriyor. Bu kadar sert bir cisim, her hangi bir dış müdahale olmadan nasıl bükülür? Demek ki, onun içinden başka tür bir enerji geçirilmiştir. Yani Uri Geller, o enerjiye yüklemiş olduğu talimata uygun olarak maddenin bükülmesini istiyor.
( 183) Cin denen varlıklar insanın geri düzeydeki tesirleriyle beslenir. İnsanın pozitif değil, negatif artıklarıyla geçinir.
