ONLAR BURADA - BÖLÜM 9 - HORUS’UN SAĞ GÖZÜ

Share

http://www.dunyaana.com/images/bumerang2.jpgBen, kendim birleşik bir bilinçle bütünleşmenin gerekliliğinin farkındayım. Zaten ben de yıllardır bunu öğretiyordum. Çünkü yeniden doğuş felsefesinin amacı da tam olarak bu bütünleşmedir. Ölümsüzlük düşüncesini ve tekamülü de biliyordum. Bu amaçla da yıllardır çalışıyordum.

Aydınlık ve karanlık güçlerin varlığının da farkındaydım. Ama gene de eksik olan bir şeyler vardı. Drunvalo’nun video kasetlerini izledikten sonra bile, onlar her ne kadar bir çok sorunun cevabını vermiş olsa bile, hala bir şeyler eksikti. Drunvalo’nun anlattığı kutsal geometriye uzun süre dikkat etmedim. İlgileniyormuş gibi görünmek bile zor geliyordu. Bu konuyla ilgilenmem için çok uzun zaman geçmesi, sabrımın olgunlaşması gerekti. Bir çizimi anlayabilmek bile bazen saatlerimi aldı. Çünkü konuyu sadece video kasetlerden öğreniyordum. Ancak sonuç, harcadığım zamanın her saniyesine fazlasıyla deydi.

Şimdi bunları öğrendiğim en önemli şeyler olarak görüyorum. Benim daha önceki eğitimim ve bilgi birikimimle kutsal geometriyi sağ-sol beyin iletişimini sağlamak üzere kullanabilmeye başladım. Her ne kadar sezgisel, ruhsal çalışmalara yıllarımı vermiş olsam da kafamda sürekli bir çelişki vardı. Beynimin sağ tarafının dişil bölümü Tek ruhu ve birleşik bilinci sezebiliyor ama bunu kanıtlayamıyordu. Sol beyinciğimin eril bölümü ise hiçbir şekilde ikna edilemiyordu.

Son derece kararsız bir halde kalmıştım. Daha önceki bilgi birikimim, konu hakkında daha bilinçli olmam dahi bana pek faydalı olamıyordu. Hatta bu birikimim neticesi kafam daha da karışıyordu. Aslında bu bir tür sorun çözme yoluydu. Bilincimi korudukça, er yada geç bu aşamayı geçecektim. Bunu biliyordum ama sadece bilmek pek bir işe yaramıyordu.

Horus’un sağ gözü ve kutsal geometri bilmeden aradığım kayıp bilgi halkalarıymış.

Drunvalo bu bilginin asıl amacının sağ-sol beyin koordinasyonunu sağlamak olduğunu söylüyor. Bu sol beyinciği yada eril tarafı tek ve ruh olduğuna onun her an her yerde bulunduğuna ikna etmek için gereken bir bilgiydi. Bir kez sol beyin ikna olursa iletişim başlayabilir, bizleri birbirimizden uzaklaştıran yanlış fikirler ortadan kalkar, ancak o noktadan sonra tek bir bilince doğru ilerlemeye başlayabiliriz.

Peki tüm bunların anlamı nedir?

Birincisi bu entegrasyon gerçekleşene dek dördüncü boyuta geçemeyiz. Dördüncü boyutta düşüncenin gücü çok önemlidir. Oradaki gerçeklik düşündüğün her şeyin o anda gerçekleşmesinden dolayı çok farklıdır. Bu nedenle birliktelik, toplu bilinç son derece önemli olacaktır.

Peki bunlar burada da önemli mi? Buradaki gerçeklikte ne düşünürsen düşün zamansal bir kısıtlama sonucu düşüncelerin anı anına gerçekleşmemektedir. Dördüncü boyuta geçip, varlığımızı orada sürdürmeye başlayacağımız ana dek o boyut hakkında her şeyi tam olarak öğrenemeyeceğiz. Şimdiki gerçekliğimizde yapmamız gereken yeteneklerimizi kullanarak beyin entegrasyonlarını sağlamak, toplumsal bilinci uyandırıp buraya daha ileri boyutun ışığını ve bilgeliğini çekmektir.

Bu inançla sizi aşağıdakileri incelemeye davet ediyorum. İsterseniz bir pergel ve cetvel yardımıyla bu çizimleri kendiniz de yapabilirsiniz. İyi eğlenceler.


Teklik Yasası

Mısırda Akhenaton yaşları en az kırkbeş olan birkaç bin kişiyi bir araya getirdi. Bu insanlar 12 yıl boyunca Horus’un Sol gözü olarak bilinen bir eğitimden geçmişlerdi. Bu eğitim duygusal bedenle beyinin eğitilmesiydi. Akhenaton bu insanları bir 12 yıl da Mısır Gizem okulunda eğitime tabii tuttu. Orada onlara teklik yasası ile kayıp bilgileri anlattı. Bu bilgiler daha sonra Thoth tarafından Drunvalo’ya aktarılacaktı.

Bu konuya ait çizimler yalnızca bir yerde Büyük Piramitin altındaki uzun koridorların açıldığı kayıt holündedir. Kutsal geometrinin tüm çizimleri bu holün sol duvarının üst bölümünde bulunmaktadır. Aksi takdirde bu bilgiler kuşaktan kuşağa yalnızca sözle aktarılacaktı.

Akhenaton okulunun sembolü Horus’un Sağ Gözü’ydü. Bu sol beyincik tarafından kontrol edilmekte olan bir bölümdür. Bu eril bilgi her şeyin tek ruh tarafından yaratıldığını, bu ruhun evreni yaratmak için hiçbir şeye ihtiyaç duymadığını anlatır.

Aşağıdakiler Eski Ahit’in ilk kitabındaki ilk üç baptan alınmıştır:

“ Başlangıçta Tanrı Cenneti ve Dünyayı yarattı. Dünyanın başlangıçta hiçbir şekli yoktu. Ve karanlık her yerdeydi. Ve sonra Tanrının Ruhu boşlukta suların üzerinde harekete geçti. Ve Tanrı ışık dedi. Ve ışık var oldu.”

İncilin atladığı şey Akhenaton okulunda üstünde en çok durulan konuydu. Ruhun boşlukta hareket edebilmesi için, hareket etmeyen başka bir nesne gerekirdi. Eğer büyük boşlukta hiç bir şey yoksa neye bakarak hareket ettiğini anlayabilecekti? Akhenaton okulu bunu şöyle açıkladı: Ruh kendisini her altı yöne de gidebilecek biçimde kurguladı. Yukarı, aşağı, sağa, sola, öne ve arkaya. ( Şekil 9-1)  Bunlar x, y, z ile gösterilen 3 koordinatı oluşturur. Bu kurgudaki hareketin miktarı şu anki konumuzun dışındadır. Zira bir milimlik bir kıpırdama dahi hareket sayılır.

Kendini altı yöne gidebilecek biçimde kurgulayan ruh, bir sonraki adımı bu yönlere ait çizgileri bir dikdörtgen biçimine sokarak ( Şekil 9-2)  attı. Ardından bu dikdörtgeni bir piramit biçimine dönüştürdü. ( Şekil 9-3)

 http://www.dunyaana.com/images/onlar%209-1.jpg

          ( Şekil 9-1): Ruhun altı yöne yaptığı hareket

 http://www.dunyaana.com/images/onlar%209-2.jpg

                      ( Şekil 9-2): Dik dörtgen

Sonra piramitin çizgilerini aşağı doğru çekerek bir oktahedron oluşturdu. ( Şekil 9-4) Şimdi ruh etrafında hareket edebileceği bir gerçekliğe kavuşmuştu. Bu her ne kadar zihinsel bir imge de olsa sonuçta artık hareket olasıydı çünkü parametreler belirlenmişti.

Ruh daha sonra üç ekseni döndürerek bir küre ( Şekil 9-5) imgesi yarattı. İlahi geometride düz çizgiler eril, kıvrımlı çizgiler ise dişil konumu sembolize eder. Böylece ruh oktahedronu ekseninde döndürdükçe erillikten dişiliğe, dişilikten erilliğe geçmeye başladı. İncil ilk tamamlanan döngünün eril, ikincisinin ise dişil olduğunu belirtir. Bu düz çizgiden yola çıkarak eğimli, kıvrımlı çizgilere doğru hareket etmektir. Ruhun kıvrımlı çizgilere geçmesinin nedeni yaratım işleminin dişil konumda daha kolaylıkla gerçekleşebilmesindendir.

http://www.dunyaana.com/images/onlar%209-3.jpg

                         Şekil 9-3: Piramit

http://www.dunyaana.com/images/onlar%209-4.jpg

                      Şekil 9-4: Oktahedron

Böylece Tanrının Ruhu kendisini bir kürenin içerisinde buldu. Eski Ahit  “ Tanrının Ruhu suyun yüzeyinde hareket etti.” diyor. İyi de hangi yöne doğru? Tüm evrende sadece bir yer vardı. O da suyun yüzeyiydi. Bu nedenle Akhenaton okulunun öğrencileri ruhun yüzeyin üstüne doğru hareket ettiğini düşündüler. Yüzeyin üstünden herhangi bir yöne doğru. Ne tarafa olduğu hiç önemli değildi.  Büyük boşluktan çıkabilmek için suyun yüzüne çıkmak gerekiyordu. ( Şekil 9-6) Bundan sonra her şey kendiliğinden gelişti. Tüm evren yaratılana dek bu süreç devam etti.

Eski Ahit’in üçüncü babı: “ Ve Tanrı ışık dedi. Ve ışık var oldu.” der. Yüzeye çıkınca yapılacak bir tek şey vardır.

http://www.dunyaana.com/images/onlar%209-5.jpg                                            

                       Şekil 9-5: Küre imgesi

 http://www.dunyaana.com/images/onlar%209-6.jpg

    Şekil 9-6: Büyük boşluktan ilk hareket, yüzeye çıkmaktır.

O da başka bir çember oluşturmaktı. ( Şekil 9-7) İşte bu anda Piscis Vesikası, yani birbirinin içine geçmiş halkalar oluştu. Bu ışığın metafiziksel yapısıydı. İşte bu gün yaradılışın ilk günüydü. İki dairenin oluşturduğu şekli birbirinin içine geçen diğer çemberler izledi. Böylece ikinci gün de geçti. ( Şekil 9-8) Sonra bu süreç birbiri ardına tekrar etmeye başladı. Çemberler mümkün olan son noktaya dek gelişmelerini sürdürdü. ( Şekil 9-9, 9-10 ve 9-11’e bakınız).

Yaradılışın altıncı günü her şeyi kapsayan ( Şekil 9-12) birbirinin içine geçmiş altı çember oluşmuştu. Yedinci gün Ruh dinlendi, çünkü evrenin yasaları tamamlanmıştı. Bu imgeler boşlukta döndükçe üç boyutlu cisimler maddeleşerek var olmaya başladılar.

Bu noktada anlaşılması gereken şey şudur. Kutsal geometri kağıda çizilmiş şekiller değildir. Bunlar ruhun başlangıçtaki hareketleridir. Bunlar büyük boşluktan çıkıp var olmak için gerekli olan hareketlerin haritasıdır ( bizler içinse Büyük Boşlukta başlayıp Dünya gezegeninde son bulan yolculuğumuzun haritasıydı). Hangi boyutun hangi üst tonunda olduğuna bağlı olarak konumlar değişebilir zira boşluğun tam 144 farklı formu bulunmaktadır.

Bu şablondan ilk çıkan imge ( Şekil 9-12)’deki Torus Tüpü’dür. Bu ilk dönüşte, yani yaradılışın ilk altı günü ortaya çıkan imgedir.  Bu imgeyi şablonu döndürerek oluşturabilirsiniz. ( Şablonu döndürdüğünüzde merkezinde çok ufak bir delik bulunan bir torus tüpü elde edebilirsiniz. Unutmayın, bu üç boyutlu bir şekildir, kesinlikle iki değil.   

   http://www.dunyaana.com/images/onlar%209-7.jpg                                         

         Şekil 9-7: Yaradılışın ilk günü               

http://www.dunyaana.com/images/onlar%209-8.jpg

            Şekil 9-8: Yaradılışın ikinci günü                                  
 http://www.dunyaana.com/images/onlar%209-9.jpg

              Şekil 9-9: Yaradılışın üçüncü günü   

http://www.dunyaana.com/images/onlar%209-10.jpg

           Şekil 9-10: Yaradılışın dördüncü günü

http://www.dunyaana.com/images/onlar%209-11.jpg
               Şekil 9-11: Yaradılışın beşinci günü

 http://www.dunyaana.com/images/onlar%209-12.jpg

 Şekil 9-12:Yaradılışın altıncı günü. Yedinci gün dinlenme günüydü.

Torus tüpü ( Şekil 9-13) evrenin basit bir şeklidir. Bu başka hiçbir şablonun yapamayacağı; kendi içine hareket edebilme kabiliyeti nedeniyle eşsizdir.

Stan Tenen1 yirmi yıldan fazla süren araştırmaları sırasında bir tarus tüpü oluşturup bu şekli çıkarmıştır.

Şeklin gerekli alan en ufak parçasını alıp bunu üç boyutlu bir prizmanın içine yerleştirdi. ( Şekil 9-14) Sonunda; prizmanın iki boyutlu yüzeyine ışık tuttuğunda oluşan gölgenin İbrani alfabesindeki tüm harflerle, hem de sırasıyla, aynı olduğunu fark etmişti. Ayrıca prizmanın yönünü değiştirdiğinde elde ettiği şey Yunan harfleri olmuştu. Ardından Arap harfleri elde etti. Tek yaptığı prizmayı farklı biçimlerde hareket ettirmekten ibaretti. Aslında prizma için toplam 27 simetrik, farklı pozisyon vardır.

http://www.dunyaana.com/images/onlar%209-13.jpg
                        Şekil 9-13: Torus Tüpü

 http://www.dunyaana.com/images/onlar%209-14.jpg

 Şekil 9-14: Tetrahedronun içindeki torus tüp spirali

Böylece yaradılıştan çıkan ilk şey dilin metafiziksel formu oldu. Tüm bunlar ilk yedi günde gerçekleşti. Her şey boşluktaki enerji şablonuyla başladı. Her yeni hareketli şablon üretildiğinde yaradılışın yeni varoluşları belirdi. Dönme hareketi daima en içerideki ( Şekil 9-15) bölümden başlar. Bir sonraki yön 9-16 numaralı şekilde gösterilmiştir. Şekil 9-16’daki bazı çizgileri silerek Şekil 9-17’ye ulaşırız. Ulaştığımız bu yeni çizimin adı Yaşam Yumurtasıdır. Bu üç boyutlu figürün kağıt üstüne, iki boyuta indirgenmiş halidir. Yaşam Yumurtası aslında sekiz adet çemberden ibarettir. Sekizincisi ortadaki çemberin arkasında kalmaktadır.

http://www.dunyaana.com/images/onlar%209-15.jpg

Şekil 9-15: Dönme hareketi daima en içerideki bölümden başlar.

 http://www.dunyaana.com/images/onlar%209-16.jpg

                 Şekil  9-16: Bir sonraki yön

 http://www.dunyaana.com/images/onlar%209-17.jpg

                 Şekil  9-17: Yaşam Yumurtası

 http://www.dunyaana.com/images/onlar%209-18.jpg

                  Şekil  9-18: Yaşam Çiçeği

 http://www.dunyaana.com/images/onlar%209-19.jpg

       Şekil 9-19: Yaşam Çiçeğinin yedi çemberi

Bu tüm müzik armonilerinin, elektromanyetik dalgaların yapısının şablonudur. Aslında bunun arkasında da tüm biyolojik yaşamın şablonu vardır. Bu tüm yapıların, hiç istisnasız, ana şablonudur. Bir sonraki dönüşüm dairelerin tümünü işe dahil ederek oluşan Yaşam Çiçeğidir. ( Şekil 9-18) Bu çiçek Şekil 9-19’da gösterilen yedi çemberi de içerir. Şekil 9-20 yaşam çiçeğinin nasıl çizildiğini göstermektedir.

Çiçeğin bu yöntemle gösterilmesi gelenekselleşmiştir. Çünkü gizli topluluklar bunan sonraki imgenin yani Yaşam Meyvesinin gizli kalmasını tercih etmişlerdir.

http://www.dunyaana.com/images/onlar%209-20.jpg 

       Şekil 9-20: Yaşam Çiçeğinin genel görünümü

Eğer Şekil 9-20’ye bakarsanız tüm çizgilerin birbirine bağlandığını görürsünüz. Ancak dönüşüme devam eder, tüm halkaları tamamlarsanız yaşam meyvesine ulaşırsınız.    ( Şekil 9-21)

http://www.dunyaana.com/images/onlar%209-21.jpg
                   Şekil 9-21: Yaşam Meyvesi

 http://www.dunyaana.com/images/onlar%209-22.jpg

 Şekil 9-22: Yaşam Çiçeği ; daha büyük tek daire içine giren yedi küçük daire

Yaşam meyvesine ulaşmak için bir yol daha vardır. Yaşam çiçeğine tekrar baktığınızda yedi dairenin birlikte daha büyük bir dairenin içine yerleştirildiklerini görürsünüz. Bu da yaşam çiçeğini çizmenin bir diğer yoludur. ( Şekil 9-22)

Eğer merkez dairenin alanının yarısından aynı yarıçaplı yeni bir çember çizer, sonra bunu üç kez daha tekrarlarsanız yaşam meyvesine ulaşırsınız.( Şekil 9-23) Bu yaşam meyvesinin içinde yaşam ağacını içerdiği anlamına gelir. Bu işlemi eğer bir kez daha yinelerseniz ( Şekil 9-24) sonunda, on üçünün de birbirine bağlı olduğu on üç farklı çember elde edersiniz. Bu böyle sürer gider. Ya da yaşam çiçeğini yaşam ağacına bağlayabilirsiniz.

Şekil 9-22: Yaşam çiçeğine tekrar baktığınızda yedi dairenin birlikte daha büyük bir dairenin içine yerleştirildiklerini görürsünüz. Bu da yaşam çiçeğini çizmenin bir diğer yoludur.

Bu yaşam meyvesinin içinde yaşam ağacını içerdiği anlamına gelir. Bu işlemi eğer bir kez daha yinelerseniz sonunda, on üçünün de birbirine bağlı olduğu on üç farklı çember elde edersiniz.

Sonsuza dek tekrarlayabilirsiniz. Bu çizimlerin bir başlangıç ve sonu yoktur. Az sonra göreceğimiz logaritmik spiral gibi bu da evrenin şablonunun basit örneklerinden biridir.

Yaşam meyvesi son derece özel, son derece kutsal bir simgedir. Bu ileriye doğru süren yaradılışın sebebini göstermektedir. On üç sistemin bilgileri bu ağaçtan çıkmaktadır. Bizler bu sistemlerden birinden diğerine doğru hareketimizi sürdürmekteyiz. Bu on üç sistem bizim gerçekliğimizin tüm detaylarını vermektedir. Burada düşünebileceğimiz, tadabileceğimiz yada koklayabileceğimiz her şey mevcuttur ( en küçük yapı taşı olan atomlara kadar).

 http://www.dunyaana.com/images/onlar%209-23.jpg

                   Şekil 9-23: Yaşam Meyvesi

http://www.dunyaana.com/images/onlar%209-24.jpg

  Şekil 9-24: Onüç daireye bağlı onüç daire ya da yaşam meyvesine bağlı yaşam meyvesi

Bu on üç sistemle ilgili bilgiyi dişil geometrik şekillerle eril enerjiyi bir araya getirerek elde ederiz. Eril ve dişil güçler bir araya geldiklerinde yeni bir şey oluştururlar. İlk şekil hariç tüm şekiller dişil enerjili eğik çizgilere sahiptirler. Bu nedenle en basit işlem eril enerjiyi, yani düz çizgileri yaşam meyvesinin çemberlerinin merkezinde bir araya getirmektir. Bunu yaparsanız metatron küpünü elde edersiniz. ( Şekil 9-25)

http://www.dunyaana.com/images/onlar%209-25.jpg
                   Şekil 9-25: Metatron küpü

Metatron küpü beş çokgenden oluşur. ( Şekil 9-26) Bunlar altı kare yüzü, sekiz köşesi ve on iki açısı olan heksa hedron, yani küp, dört üçgen yüzeyi, dört köşesi ve altı açısı olan tetra hedron, sekiz üçgen yüzü, altı köşesi, on iki açısı olan okta hedron, on iki beşgen yüzü,  on iki köşesi, otuz açısı olan dodeka hedron ve yirmi üçgen yüzü, on iki köşesi ve otuz açısı olan ikosa hedrondur. Çokgenlerin en önemli ölçütü tüm açılarının birbirlerine eşit olmasıdır. Bu şu anlama gelir: Bir yüz çembere yerleştirildiğinde o yüzdeki her açı tam olarak yüzeye temas edecektir. Bu cisimler her ne kadar Pisagor onları 200 yıl daha önce kullanmış olsa da Platonun adıyla anılırlar. ( Platonik Cisimler).

 http://www.dunyaana.com/images/onlar%209-26.jpg

                    Şekil 9-26: Beş Platonik Cisim
(Oktahedron, tetrahedron, dodekahedron, küp, ıcosahedron)

 http://www.dunyaana.com/images/onlar%209-27.jpg

       Şekil 9-27: Metatron Küpünden elde edilen küp

 http://www.dunyaana.com/images/onlar%209-28.jpg

 Şekil 9-28: Metatron Küpünden elde edilen yıldız tetrahedronu

Bu beş şekil inanılmaz derecede önemlidir. Gerçekte bu şekiller bedenlerimizin etrafındaki enerji alanlarının şekilleridir. Aslında bu Platonik cisimlerin metatron küpünden oluştuğu az bilinen bir olgudur. Kutsal geometriyle uğraşan çoğu kişinin bu gerçeği gözden kaçırdıkları rahatlıkla görülmektedir.

Metatron küpünden platonik cisimleri elde etmek için belirli çizgileri silmek yeterlidir. Bu çizgileri silerken ilk karşılaşacağımız Şekil 9-27’deki küp olacaktır. Bu işlem üç boyutlu bir imgeden başka bir üç boyutlu imgenin elde edilmesi anlamına gelmektedir. Ve bu küp son derece özel bir orantı sayesinde içinde başka bir küpü de kapsamaktadır. Diğer çizgileri de tarif edilen şekilde sırasıyla sildiğinizde Şekil 9-28’de gösterilen tetrahedronla karşılaşırsınız. Aslında bu sırt sırta iki tetrahedrondur. Ya da ona yıldız tetrahedronu diyebiliriz.

Şekil 9-29’da gösterilen oktahedron sırt sırta gelen piramitler, Şekil 9-30 daki ise ikosahedrondur.

Dodekahedron’da metatron küpünden çıkartılabilmektedir. Ancak ben henüz bunu yapmayı öğrenemedim. Bunu öğrenmek Drunvalo’nun bile yirmi yılını aldığından, bu konuda kendimi çok kötü hissetmiyorum.

Mısır ve Atlantis’teki antik okullarda bu beş şekil başka bir bakış açısı içinde kullanılmaktaydı. Bu okullar, ateş, hava, su ve değişkenliği test etmek için eter elementlerini gözlemlediler. Bu elementlerin platonik elementler açısından karşılıkları şöyledir: Tetrahedron ateş, küp dünya, oktahedron hava, ikosahedron su ve dodekahedron da eterdir. Küre her şeyin başladığı boşluktur. Bu altı şekli kullanarak her şeyi yaratmak olasıdır.

 http://www.dunyaana.com/images/onlar%209-29.jpg

 Şekil 9-29: Metatron Küpünden elde edilen oktahedron

 http://www.dunyaana.com/images/onlar%209-30.jpg

 Şekil 9-30: Metatron Küpünden elde edilen ikosahedron


Atomlar kendi etraflarında ışığın onda dokuzu hızında dönen elektron küreciklerinden oluşmaktadır. Bu dönme elektron bulutlarını oluştur. Bu dairesel hareketin normal sonucudur. Kristallerde farklı ölçülerdeki atomlar ( daireler), düz bir şekilde, üçgen biçiminde, tetrahedron biçiminde, küp şeklinde, oktahedron biçiminde, ikosahedron ya da dodekahedron biçimlerinde  sıralanırlar.

İnsanlar

Her ne kadar pek öyle değilmiş gibi gözükse de biz insanlar da gerek iç yapımız gerekse dış yapımız açısından geometrik imgeden başka bir şey değiliz. Bedendeki en iri hücre, döllenme öncesindeki yumurta,  bir çember biçimindedir. Boyu normal bir hücreden 200 kat daha büyüktür. Hatta çıplak gözle görülebilecek kadar büyüktür.  Bu şekildeki bir yumurta bir çemberin içindeki bir diğer çember konumundadır            ( rahmin içindeki yumurta). İnsanın toplam kromozom sayısının yarısı yani yirmi iki artı bir kromozom bu yumurtada bulunmaktadır. Zona pellucida (zar) yumurtayı kuşatırken gerek içeri gerekse dışarı doğru yoğunlaşır. Zona pellucida’da iki tepe ( kutup) noktası bulunmaktadır.  Döllenme spermin yumurtaya ulaşmasıyla başlar. Bu işlemin gerçekleşebilmesi için yüzlerce sperme ihtiyaç vardır. Bu spermler on birli, on ikili ve on üçlü guruplar halinde hareket ederler.  Ancak bu durumun tam aksine spermlerden ancak biri yumurtaya ulaşabilme başarısı gösterir. Bu sırada spermin kuyruğu kopar ve şekli dişinin pronucleusuyla aynı boyuta ulaşır. Bunlar iç içe geçerek piscis vesikasını oluşturur.  İşte bu noktada bu iki hücre evrenin tüm bilgisini içermektedir.

Spermin ve yumurtanın bir sonraki adımı birbirlerinin içine geçerek tek bir hücre haline dönüşüp insan zigotunu oluşturmaktır.  Artık yeni oluşan zigot kırk dört artı iki kromozom içermektedir. Sonra mitoz bölünme başlar.  ( Şekil 9-31) Tepe ( kutup) noktaları oluşur, artık kuzey ve güney kutupları iyice belirginleşmiştir. Sonra başka hiçbir yerdeki hiçbir cisme benzemeyen bir tüp oluşur. Kromozomlar kayar, bir yarısı tüpün bir tarafında diğer yarısı öbür tarafında olacak şekilde toplanırlar. Bir yetişkinin tüm yapıları burada belirir. Bu hücre içinde minicik bir insan barındırmaktadır.

Sonra zigot dört hücreye bölünür ve kürenin içinde bir tetrahedron meydana getirir. ( Şekil 9-32) Sonra sekiz hücre ( yani yıldız tetrahedronu ya da küp ) ( Şekil 9-33) oluşur. Bu nokta yaşam yumurtası konumudur. Bu sekiz hücre gerçekte kim olduğumuzla, karakter özelliklerimiz konusunda sonuçta oluşacak tüm bedenimizden çok daha fazla bilgiyi içermektedir. Bu sekiz hücre bedenimizin geometrik merkezidir. Bunlar sonsuza dek bedenimizle ilişki halindedirler. Bulundukları yer de belkemiğimizin hemen altıdır.  Bedenimizin etrafındaki tüm enerji alanlarının merkezinde bu sekiz hücre bulunmaktadır. Tüm gelişimimiz bu noktadan başlar.

  http://www.dunyaana.com/images/onlar-sekil%209-31.jpg

                        Şekil 9-31: Mitos Başlar

 http://www.dunyaana.com/images/onlar-sekil%209-32.jpg

 Şekil 9-32 :Zigot dört hücreye bölünür ve kürenin içinde bir tetrahedron meydana getirir.

 http://www.dunyaana.com/images/onlar-sekil%209-33.jpg

 Şekil 9-33: Sonra sekiz hücre ( yani yıldız tetrahedronu ya da küp) oluşur.

Bu sekiz hücreden sekiz yeni hücre oluşur ( küp içinde başka bir küp). Bu hücresel bölünme son kez simetrik biçimde gerçekleşir. On altı hücreden otuz ikiye çıkarken iki otuz ikiden altmış dörde çıkarken daha fazla bölüm asimetrik hale gelir. Embriyo oluşur ve küre biçimine dönüşür. Kuzey küre aşağı doğru uzamaya güneyden uzaklaşır, nihayet torus tüpü şeklini oluşturur. Tüpün ön kısmı sürecin sonunda ağız, sonu ise anüs olacaktır. Burada en önemli değişiklikler gerçekleşir.  Diğer bir deyişle, yaşam formu belli olur. Yani, insan mı, hayvan mı, böcek mi, ne olacaksa o biçim belirginleşmeye başlar.

Sonuç itibariyle, yaşam bir yumurtadan ya da bir küreden başlayıp tetrahedrona, sonra yıldız tetrahedronuna sonra küpe, sonra diğer bir küreye, en sonunda da torusa dönüşür.

Phi Oranı

Şimdi bedenimizin etrafındaki boşlukta var olan geometriye bir bakalım. Bu noktada ilk anlatmak istediğim şey phi oranıdır. Bu sayı sonsuza dek kendi kendini tekrarlamadan uzayıp giden bir sayıdır. Sayı yaklaşık olarak 1,6180339 dur ama sayı bu noktada sona ermez, sonsuza dek gider. Bu phi oranı bilinen bütün organik yapılarda bulunur.

Phi oranı aslında nispidir. Diyelim ki C adını verdiğimiz bir çizgimiz var. C’yi A ve B diye iki bölüme ayırdığımızda bu oran değişmeden aynen kalmaktadır. Yani A bölü B, C bölü A’ya o da 1,6180339’a eşittir. ( Şekil 9-34)

 http://www.dunyaana.com/images/onlar-sekil%209-34.jpg

                                                                   Şekil 9-34: Phi Oranı


    Şekil 9-35’e bakarak bu oranın nasıl oluştuğunu görebiliriz. Önce bir dörtgen çizip şekilde görüldüğü gibi ortasından bir çizgiyle bölün, başka bir çizgiyle ortasından çapraz biçimde geçin, ( şekildeki D) bir pergelle bu çapraz çizgiyi kuşatın. Şimdi A bölü B eşittir C bölü A sonucuna ulaşacaksınız. Orantı da 1.180339 olacaktır.

 http://www.dunyaana.com/images/onlar-sekil%209-35.jpg

         Şekil 9-35: Phi oranı nasıl oluşturulur.

Organik yaşamın tüm kemik yapısı bu oran üstüne kurulmuştur. Örnek olarak insan parmak kemiğini alalım. Parmaktaki ilk kemiğin ikinciye oranı phi oranını vermektedir. Üçüncü kemiğin oranı da ikinciyle aynıdır. Bu orantı ayak ve bacak kemiklerinde de kesinlikle değişmemektedir.

Bedenimizin tüm işleyiş yasaları bu orana uymaktadır. Bedenimizi saran alan da bedenimizle aynı şekildedir. Tüm bu alanlar da doğal olarak aynı orantıyı yansıtmaktadır.

Leonardo Da Vinci’nin ünlü çizimi insan bedeninin oranlarını ( Şekil 9-36’ya bakınız) göstermektedir. Kollar ve ayaklar yanlara doğru açıktır. Bu bedeni bir kare veya küp sarar. Tam merkezde orijinal sekiz hücre yer alır. Bu hücrelerde orada bir küp meydana getirirler. Böylece bedenin içinde, omurganın merkezinde küçük bir küre oluşur ve bedenin etrafında da daha büyük bir küre meydana gelir. 

        http://www.dunyaana.com/images/onlar-sekil%209-36.jpg

                     Şekil 9-36: “ İnsan Bedeninin Bölümleri ”

Figürün el ve ayaklarını açtığımızda çember ve kare göbek çukurunu merkez olarak alırlar. Çember ve kare ayaklarda birleşir. Göbekle omurganın merkezi arasındaki mesafe çemberin kenarıyla kafa kısmı arasındaki mesafenin tam yarısıdır. Eğer çemberin merkezini göbek çukurundan omurga merkezine doğru hareket ettirirseniz phi oranlı bir imge elde edersiniz. ( Şekil 9-37)

http://www.dunyaana.com/images/onlar-sekil%209-37.jpg
                   Şekil 9-37 : Phi Oranı İmgesi

Bu phi oranlı* imge karenin çevresiyle çemberin çevresinin eşit olduğu durumda belirecektir. ( Şekil 9-38) Bunun için bir bedenin etrafına bir kare koyup, kuzey güney yönünde eğri bir çizgiyle birleştirirseniz matematiksel phi oranına ulaşabilirsiniz.  ( Şekil 9-35)
 http://www.dunyaana.com/images/onlar-sekil%209-38.jpg

  Şekil 9-38: Karenin ve çemberin çevresi eşit olduğunda phi oranı belirir.
* : Altın oran Ç.N.

Spiral

Tekrar bedenin etrafını ortasından, çaprazlama bölen kareye geri dönelim. Bir pergel yardımıyla diyagonal bir çizgi çizin. Bu çizgileri birbiriyle birleşene dek uzatın. Artık elinizde altın oranlı bir üçgen olacaktır. ( Şekil 9-39)
 http://www.dunyaana.com/images/onlar-sekil%209-39.jpg

               Şekil 9-39: Altın Oranlı Üçgen

Altın oranlı üçgen şudur: Eğer bu tür bir üçgenin en kısa köşesini bir kare oluşturmak amacıyla kaldırırsanız geriye kalanın diğer üçgene oranının 1,618 olduğunu görürsünüz. Bu da sonsuza dek içeri ve dışarı uzayabilecek bir spiral meydana getirir. ( Şekil 9-40) Bu nedenle spirali altın oranlı üçgenden çıkartırız. Altın oranlı üçgenin iki alanı vardır. Karenin köşegenleri eril enerji, spiralin eğimli çizgileri dişil enerji alanlarını oluşturur.

Fibonacci Dizgesi

Ortaçağda yaşamış Leonardo Fibonacci bitkilerin büyürken belirli bir sıra izlediğini, bu özel sıranın her an ve her durumda korunduğunu fark etti. Bu sıra 1, 1, 2, 3 5, 8, 13, 21, 34, 55, 89, 144, 233 şeklinde gitmektedir. Bu konuya bitkilerin gelişmesini anlatırken değinmiştim.
 http://www.dunyaana.com/images/onlar-sekil%209-40.jpg

               Şekil 9-40: Spiral - altın oranlı üçgen

Bu şablonun organizmalarda ortaya çıkmasının sebebi altın oranlı spiralin bir başlangıcı veya sonu olmadan sonsuza dek gidebilmesidir.

Yaşam başlangıcı olmayan bir şeyle, bir başlama noktası olmadan nasıl başa çıkacağını bilemez. Bu nedenle bu sıralama, yani Fibonacci Sıralaması yaşamın bu sorunu çözmek için bulduğu bir yöntemdir. Eğer bu sıralamadaki bir sayıyı bir sonraki sayıya böler bu şekilde işleme devam ederseniz 1,6180339’a ulaşırsınız. Şöyle ki:

1/1 = 1
2/1= 2
3/2 = 1.5
5/3 = 1.66
8/5 = 1.60
13/8 = 1.625
21/13 = 1.615
34/21 = 1.619
55/34 = 1.617
89/55= 1.6181

Bunu yaptığınızda aslında phi oranını oluşturan 1.6180339’un biraz altında kaldığınızı göreceksiniz. Gerçi sayılar giderek bu rakama yaklaşmaktadır ancak tam olarak bu sayıya ulaşamayız. Lakin bu sayıya o kadar yaklaşırsınız ki bir süre sonra aradaki fark son derece önemsiz hale gelir. Bu başı ve sonu olmayan bir şeyle yaşamın başa çıkma yöntemidir.
 http://www.dunyaana.com/images/onlar-sekil%209-41.jpg

                 Şekil 9-41 : Fibonacci Spirali

    Şekil 9-41 bunun geometrik olarak nasıl işlediğini göstermektedir. Birinci karenin çapraz çizgisini ölçek olarak alıp, bir basamak ilerletip 90 derece çevirdikten sonra bir basamak daha ilerletin. Sonra bir doksan derece ve iki çapraz çizgi daha, sonra bir doksan derece daha ve beş çizgi, sonra doksan derece ve 8 çizgi v.b.

http://www.dunyaana.com/images/onlar-sekil%209-42.jpg
 Şekil 9-42: Altın oranlı üçgenle Fibonacci üçgeninin karşılaştırılması.

9-42’deki figür Fibonacci üçgeniyle logaritmik altın oran üçgeninin geometrik karşılaştırmasını sunmaktadır. Her ikisi de görüldüğü gibi sonsuza dek uzanabilmektedirler.
Vinci’nin çalışmasına tekrar geri dönelim. Onun çizimleri bedenin belirli yerlerinde oluşturduğunu söylemiştik. Eğer onun çizgilerini biraz daha uzatırsanız sekize sekizlik bir alan ya da altmış dört kare elde edersiniz. ( Şekil 9-43)

 http://www.dunyaana.com/images/onlar-sekil%209-43.jpg

                  Şekil 9-43: Sekize sekizlik şablon
   
Fibonacci dizgesini temel alan bu sekiz enerji spirali insan bedeninin etrafını çepeçevre kuşatmaktadır. Bu enerji spiralleri sekiz kareyle, onların kuşattığı dört merkez kareden oluşur. Şekil 9-44’e bakınız.

Şekil 9-45 enerji spiralleriyle altmış dört kareyi göstermektedir. Bu spiraller iki farklı yoldan oluşturulur. Şekil 9-46 bu yöntemlerden birini göstermektedir. Başlangıç noktaları dört merkezi kareyi kuşatan sekiz karedir. Bu spirallerden herhangi birini Fibonacci dizgesini 1, 1, 2, 3, 5, 8, 13, v.b şeklinde kullanarak işaretleyebilirsiniz. Bunlara beyaz ışık spiralleri adı verilir. Bunlar erildir ve elektrik yüklüdürler.

http://www.dunyaana.com/images/onlar-sekil%209-44.jpg
  Şekil 9-44: Enerji spiralleri sekiz kareyle,  onların kuşattığı dört merkez kareden oluşur.

Bu spiraller şekil 9-47’de görüldüğü gibi diğer yöne de gidebilirler. Eğer, onları bu yöne doğru uzatırsanız sıfır noktasının merkezine doğru gitmeniz gerekir. Burası boşluk, ya da döl yatağıdır. Bunlara kara ışık spiralleri denir. Dişildirler ve manyetik enerji yüklüdürler.

Bu sekiz orijinal hücreyi insan zigotunun üzerine de oturtabilirsiniz ( ya da yaşam yumurtasının). Bu geometri döllenmeden yetişkinliğe dek aynı keskinliğe sahip olacaktır.

Çakra Sistemleri

Müziğin armonisi ve bedenimizin çakra sistemi yaşam yumurtası olarak adlandırılan geometrik şablonla ilişkilidir.

http://www.dunyaana.com/images/onlar-sekil%209-45.jpg
                     Şekil 9-45: Enerji Spiralleri

Şekil 9-48’de gösterildiği gibi, nota tablosunda üçüncüyle dördüncü ve yedinciyle sekizinci notalar arasında yarım ölçü vardır. Bunun nedeni pek bilinmiyor gibi gözükmektedir. Bazıları,  ayrıca, dördüncüyle beşinci notalar arasında bir kesilme ya da bir değişiklik olduğunu da belirtirler. Bir yansıma dizgesi vardır. Bir, iki, üç, yarım es, dört, bir, iki, üç, yarım es, dört. Aslında iki tane farklı dört vardır. Bunlardan biri dişil diğeri erildir. Üçüncüyle dördüncü, yedinciyle sekizinci notalar arasında yarım es, dördüncüyle beşinci notalar arasındaki değişmenin sonucunda ortaya çıkan sesin nedeni, yaşam yumurtasının yardımıyla açıklanabilir. ( Şekil 9-49)  Ses ortaya çıkarken çembere birinci konumda vurur. Bu noktadan sonra tetrahedrona gidilecek üç farklı yön daha vardır. Bir numaralı çemberden iki numaralı çembere, sonra üç numaralıya.  Üçgenin içindeki hareket aynı şekilde sürer gider. Ses dalgası dördüncü çembere geçebilmek için yönünü değiştirmek zorundadır. Dördüncü çember beşincinin tam arkasındadır.
 http://www.dunyaana.com/images/onlar-sekil%209-46.jpg

Şekil 9-46: Beyaz ışık spiralleri, bunlar erildir ve elektrik yüklüdürler.
 http://www.dunyaana.com/images/onlar-sekil%209-47.jpg

Şekil 9-47: Kara ışık spiralleri, dişildir ve manyetik enerji yüklüdürler.

Ses dalgası yönünü değiştirirken daha kısa bir mesafede yolculuk yapar. Bu nedenle, yarım duraklama (es) - bu yolun kısalmasını sağlamak amacıyla- adeta bir gölge gibi, aniden ortaya çıkar. Ses dalgası artık birinci tetrahedronu tamamlayıp ikinciye gitmektedir. Bunu gerçekleştirebilmek için yaşam yumurtasının merkezindeki boşluğa doğru gitmek zorundadır. Bu boşluktan sonra ancak beş numaralı çembere ulaşır. Ses burada ikinci tetrahedrona doğru hareket ederken erillikten dişiliğe ya da dişilikten erilliğe doğru geçer. Sonra, altı numaralı çembere, ardından sekize gitmeden önce yarım bir es yapacağı yedinciye ulaşır.

 http://www.dunyaana.com/images/onlar-sekil%209-48.jpg

                                               Şekil 9-48 Müziğin armonisi

http://www.dunyaana.com/images/onlar-sekil%209-49.jpg 

  Şekil 9-49: Sesin yaşam yumurtasıyla ilişkisi

Sekiz aşamalı sistem Drunvalo tarafından tanıtılmıştır. Drunvalo’ya göre bu sistem sekiz notanın müzikal gamdaki hareketlerine benzemektedir. İnsan bedenindeki çakra sistemi yaşam yumurtası şablonuyla açıklanmaktadır. Chakralar bel kemiğinden başlayıp başa doğru çıkarlar. ( Şekil 9-50)

 http://www.dunyaana.com/images/onlar-sekil%209-50.jpg

           Şekil 9-50: Sekiz noktalı çakra sistemi

Drunvalo’ya göre bu Hindu veya Tibet sistemidir ve son derece basitleştirilmiş bir sistemdir. Drunvalo bedenimizin altında ve üstünde çakra sistemlerine sahip olduğumuzu söylüyor. Ayağımızın altındaki çakra geldiğimiz bilinç seviyesi, başımızın üstündeki de bir süre sonra ulaşacağımız bilinç seviyesidir. Bu sistemler, birbirleriyle phi orantısını koruyarak sıralanırlar. Alttaki son derece kısayken üstteki oldukça uzundur.

Müzikte gözlemlediğimiz yarım duraklar çakra sisteminde de meydana gelmektedir. Chakralar, aracılıklarıyla gerçekliği yorumlamamızı sağlayan araçlardır. Örneğin; yeni bir ruh doğduğunda tüm enerjisi hayatta kalabilmektir. ( yani burada, üçüncü boyut seviyesinde) Sonra, ruh diğer varlıklarla iletişim kurmak ister. İlk temas anneyle yapılır. Bu temas daha ileride cinsel öğeler de taşıyacaktır. Bir kez kendini tanımlayıp, cinsel temaslar kurduktan sonra temas kurmayı kontrol etme aşaması başlar. Bunlar alt kısımdaki üç chakradan yukarıya doğru ilerler. Sonra adeta büyük bir duvar nedeniyle hafif bir duraksama ve yön değiştirme oluşur.

( İlk üç chakrayı başaramadan bu duvarı aşamazsınız.) Bunu başardığında, kalbe, sistemin dördüncü chakrasına ulaşılır. Beşinci çakra boğazdadır ve müzikle ilgilidir. Altıncısı gözlerin arasındadır ve geometriyle ilgilidir. Yedincisi pneal gland’te* ( üçüncü göz) bulunur.  Bu noktada yeni bir es yaratacak başka bir duvar daha vardır. Bu bizi sekizinci chakraya ulaştırır. Bu başımızın hemen üstündedir ve bir sonraki gelişim noktamızı işaret etmektedir.

*: Beyinde bir bölüm. Ne işe yaradığı pek bilinmemektedir. Ancak ışığa karşı son derece duyarlı olduğu tespit edilmiştir. Ç.N.

 http://www.dunyaana.com/images/onlar-sekil%209-51.jpg

 Şekil 9-51: Çakra sisteminin on iki noktası

Bu sekiz noktalı sistem daha önce bahsettiğim sekiz notanın hareketlerine son derece benzemektedir. Drunvalo bunun çok basite indirgenmiş bir sistem olduğunu söyler. Aslında beş kara nota, ya da uçurum veyahut çukur diyebileceğimiz bölümler de vardır. Yani aslında on iki çakra noktası vardır. Başın üstündekiyle sayıları on üçe ulaşır.     ( Şekil 9-51) Bu on iki çakra beş alt chakrayla temsil edilir. Yani gerçekte tam altmış nokta vardır. On iki adet beşli grubun her biri birbirlerine 90 derecelik bir açı uygularlar. 

 http://www.dunyaana.com/images/onlar-sekil%209-52.jpg

                       Şekil 9-52

Bedenin içinden boydan boya bir tüp geçmektedir. Bu bir florasan ampulü kadar düz tüp belkemiğinden geçerek başın yumuşak bir noktasına kadar ulaşır. Bu on iki çakra hattın üzerinde ortalama 7.23  santimetre arayla uzanırlar. Bu mesafeyi ortalama bir elin kavrayabileceği bir büyüklük olarak ele alabiliriz. ( çenenizin ucuyla burnunuzun ucu arasındaki mesafe bu uzunluktadır.)

Enerji spiralleri doksan derecelik dönüşlerle bir chakradan diğerine uzanırlar. Ana çakra ( Şekil 9-52) beş kanalla tüpün ön bölümüne dokunmaktadır. Vaginaya doğru giden açıklık piscis vesikasıyken küçük açıklıkta penistir ve o da bir piscis vesikasıdır. Tüm bu beş noktanın enerjisi önden arkaya doğru uzanır. Enerji 7.23 santimetreyle ikinci chakraya giderken dönüşü de doksan derecelik açıyla gerçekleşir. Bir sonraki 7.23 santimetre ( bir diğer doksan derecelik dönüşle) göbek çukuruna ulaşır. Göbek kordonunun olduğu bölüm burasıdır.  Sonra enerji burada ileri, geri hareket eder. Ardından plexusa, bir diğer piscis vesikasına ulaşır. Enerji bu sırada yana doğru yayılır. Bir sonraki seviye sternum, ( şekil 9-53)’ te görülen nokta, özel bir noktayla çembere bağlanır.

 http://www.dunyaana.com/images/onlar-sekil%209-53.jpg

 Şekil 9-53: Beşinci çakra ilk dönüş anıdır, özel olmasının sebebi de daha önceki tüm hareketleri kapsamasındandır.

Enerji artık 360 derecelik bir dönüş gerçekleştirmiştir.

Beşinci çakra ilk dönüş anıdır, özel olmasının sebebi de daha önceki tüm hareketleri kapsamasındandır. Enerji artık 360 derecelik bir dönüş gerçekleştirmiştir. Bu nedenle tüm yönleri bilmektedir. Ön tarafta göğüslerimizin bulunma sebebi bedenin 19.5 derece enlemiyle enerjinin 360 derecelik dönüşü tamamlarken kesiştiği iki nokta olması nedeniyledir. Altıncı noktada kalp, yedincide adem elması, sekizincide ise çene vardır. Ardından bir sonraki oktava vurursunuz. Bunun sonucunda da enerji başınıza doğru akar. Yüzün fiziksel özellikleri baştaki çakra noktalarının çenedekilerle uyumu sonucunda belirlenir. Çenedeki enerji doksan derece dönerek ağza, ( enerji ileri, geri sürekli hareket etmektedir) Sonra buruna, ( enerji ileri, geri sürekli hareket etmektedir), sonra gözlere ( enerji yanlara doğru sürekli hareket etmektedir), en sonunda doksan derecelik dönüşü gerçekleştireceği üçüncü göze ulaşır.

Harici Çakra Noktaları

Harici çakra noktalarımız da vardır. Bunlar bedenimizin etrafındaki alanda sıralanırlar. Bizler yıldız tetrahedronu şeklindeki sekiz harici çakra noktası tarafından kuşatılmaktayız. ( Şekil 9-54) Eğer dahili çakra noktalarının fotoğrafını çekebilseydiniz, onların harici chakralara son derece benzediğini fark ederdiniz. Tüm harici noktalar dahili noktalar gibi davranırlar. Bu nedenle çakra sistemlerimizin hem dahili hem de harici etkilerine maruz kalırız.

Bedenimizin etrafındaki tetrahedronun göğe doğru olan tarafı eril, yere doğru olan yönü ise dişildir. ( Şekil 9-54)
  http://www.dunyaana.com/images/onlar-sekil%209-54.jpg

                 Şekil 9-54: Harici çakra noktalarımız.

Bu hem erkekler hem de kadınlar için aynıdır. Bir kişinin yıldız tetrahedronuna iki yolla yerleşebilmesi olanaklıdır. Eğer eril tetrahedron öndeyse erkek, dişil tetrahedron öndeyse önce dişi yerleşir. Yıldız tetrahedronu bedenimize omurilik merkezimizden bağlıdır. Eğer zıplarsanız harici tetrahedron sizinle birlikte yükselir eğer eğilirseniz o da sizinle birlikte eğilir.

Şekil 9-54 iki boyutlu olarak, bir erkeğin yıldız tetrahedronuna nasıl uyduğunu göstermektedir. Eğer bu şekil bir dişiyi anlatsaydı şekli baş aşağı çizmek gerekirdi. Şekil 9-55 erkek ve dişinin yıldız tetrahedronuna nasıl tam olarak yerleştiğinin kuş bakışı görünümüdür.    

Göz

Drunvalo gözün ( insan ya da herhangi başka bir yaratığın) yapısını çizmiştir ve bu çizimin kendisinin en önemli çizimi olduğunu söyler. ( Şekil 9-56) Bu yapı ışığın yapısıyla tamamen aynıdır ve tamamen elektromanyetikseldir. Ayrıca piscis vesikası geometrisini içermektedir. Piscis vesikasının içinde iki eşkenar üçgen vardır. Üçgenin eni piscis vesikasıyken merkezden geçen çizgi uzunluğudur.

Birinci piscis vesikasının enini 90 derece çevirdiğinizde daha büyük bir vesika elde edersiniz. Bu ileriye ve geriye olmak üzere sonsuza dek sürer.
 http://www.dunyaana.com/images/onlar-sekil%209-55.jpg

 Şekil 9-55: Erkeklerin ve dişilerin yıldız tetrhedronuna nasıl uyduğunu gösterir şema

 http://www.dunyaana.com/images/onlar-sekil%209-56.jpg

                  Şekil 9-56: Tüm gözlerin yapısı

 http://www.dunyaana.com/images/onlar-sekil%209-57.jpg

               Şekil 9-57: Bir elektromanyetik alan

Elektromanyetik bir alan olduğundan ( ya da ışık) elektriksel alan manyetik alanla 90 derecelik bir açı oluşturur.

Elektriksel alan bir dalgada hareket ederken manyetik alan buna doksan derecelik bir açıyla temas eder. Ve tüm bu konfigürasyon boşlukta döner.

 http://www.dunyaana.com/images/onlar-sekil%209-58.jpg

              Şekil 9-58: Bir elektromanyetik alan.

Drunvalo bilim adamlarının herhangi bir elektromanyetik alanın elektriksel yönünün birinci piscis vesikasının uzunluğu, manyetik yönünün de birinci piscis vesikasının boyu olduğunu ve bunların birbirlerinin bölümleri olduklarını yakında keşfedeceklerini ummaktadır. ( bunlar tıpkı bir piscis vesikası gibi doksan derecelik bir açıyla dönmektedirler). Logaritmik spiraller de enerjinin elektromanyetik spiralleri boyunca hareket ederler. Işık alanları oluşur ve göz bu geometrik yapıyı algılar. Tüm beden sese, harekete, müziğe ve ışığa açılır.

 

NOTLAR                                                                                                                                                                     

1.Stan Tenen, “ Geometrik Metaphors of Life ( Yaşamın Geometrik Yanı), 108 dakikalık video kaydı, MERU Kurumu, Posta Kutusu 1738, San Anselmo, CA 94979

Share

Bu site özeldir ve ticari amaç taşımaz.

Copyright © Dünya Ana