 (13 Nisan 2011)
|
C – NEFSANİYET VE HOTKAMLIK
Nefis murakebesi mevzuunun daha açık olarak izah edebilmek için bir az daha nefsaniyetle vicdanın birbiri karşısındaki durumu üzerinde durmamız lazım geliyor. Şimdiye kadar gerek tebliğlerden ve gerek tebliğlere istinaden geçen mülahazalardan çıkardığımız manaya göre hayatın ruhi ve maddi faaliyet cephelerinin hudutlarını tayin edecek olan kudret gene bizdedir. Ve bu kudret de vicdanımızdır. Esasen vicdanın karşısında insanı yıkmağa uğraşan unsur nefsaniyet olduğuna göre ve vicdanın da taarruz noktası nefsaniyet bulunduğuna göre doğrudan doğruya vicdanının sesine uyan bir insanın nefis murakebesinde büyük muvaffakiyetler kaydetmemesine imkan yoktur. O halde nefsaniyet nedir?
Devamını oku...
ALLAH'I ANLAMAK MÜMKÜN DEĞİLDİR
Allah’ı anlamaya imkan yoktur. Yani O’nu bizim zeka gücümüzle veya herhangi başka bir ruh melekemizle tanımlayıp değerlendirebilmemiz mümkün değildir. Burada biz, Allah’ı duymak ve tanımak deyimlerini kullanırken O’nu, bir insanı veya herhangi bir varlığı tanıdığımız veya duyduğumuz gibi, az çok maddi bir idrakle karışık olarak tanımak veya duymak fiilini kasdetmiyoruz. Hiçbir mahluk için böyle bir gücü göstermenin söz konusu olamayacağını birçok defa tekrarlamış bulunmaktayız. Buradaki duygu, hiçbir tarife sığmaz. Ve bu öyle bir sübjektif ruh işlemidir ki, onun dış alemdeki objelerle ve olaylarla araştırılması ve gerçekleştirilmesi mümkün değildir.
Devamını oku...
B – İNSANLARIN DÜNYADA YAPMAKLA MÜKELLEF BULUNDUKLARI VAZİFELER
Bütün bu müşahede ve mülahazalar bize daima ayni hakikati tekrar tekrar anlatıyor. Dünyadaki ruhi ve vicdani faaliyetlerimiz ne kadar ön plana alınır ve dünya hayatımızda ne kadar hakim bir rol oynarsa spatyomdaki saadetimiz ve gelecek mukadderimiz o kadar emniyet ve huzur içine girmiş olur. O halde burada açıklanması çok lüzumlu olan bir bahisle daha karşılaşıyoruz: Maddi ve ruhi faaliyetler ne demektir? Ve dünya hayatında insanın tekamülü bakımından bu faaliyetlerin rolü nedir?.. Madem ki müstakbel hayatın emniyeti bu faaliyetlerin ayarlanmasına ve bilhassa manevi, yani ruhi ve vicdani faaliyetlerin ön planda bulunmasına bağlıdır, o halde bu faaliyetlerin maliyeti hakkında oldukça sarih bir fikre sahip bulunmamız icap eder. Maddi ve ruhi, yani vicdani faaliyet derken dünya hayatında, insanın iki türlü faaaliyeti düşünülmelidir.
Devamını oku...
MUKADDERAT – İCABAT VE TEKAMÜL
Dünyada daima kötü işler yapmış, başkalarının ızdırabına, azabına, göz yaşlarına kendi kötü hareketlerile bile bile, istiye istiye sebep olmuş bir insanın elbette karşılaşacağı neticeler kendisi için sevinçli olmıyacaktır.
Güldüren güler, ağlatan ağlar. Bunun aksini düşünmek çırılçıplak ateşe giren bir adamın ateşin içinde latif ve hoş bir serinlik bulacağını beklemesine benzer.
Devamını oku...
MUKADDERAT KARŞISINDA VİCDAN VE MESULİYET DUYGUSU
Mademki insanın mukadderatı efal ve harekatının neticelerine göre taayyün etmektedir o halde insan mukadderi bakımından, yapmış olduğu her işten mesuldur. Fakat insanın bu mesuliyeti, onun doğrudan doğruya ruhunda ve vicdanında gerçekleşen bir mevzudur. Yani dışardan hiç bir kimse onu herhangi bir hareketinden dolayi cezalandırmaz. Binaenaleyh bu bakımdan bir mücazat veya mükafat yoktur. Her iş ruhta olup biter. Demek ki eğer mükafat mücazattan bahsetmek caiz olursa denebilir ki insan gene kendisini kendisine – yaptığı işlerinden dolayi – cezalandırtır veya mükafatlandırtır. Ve bu hususta hükmedecek olan hakim de onun vicdanıdır. Vicdan ise ruhun öz malı olan bir melekesi, bir kudretidir.
Devamını oku...
|