 (13 Nisan 2011)
|
İnsanlıktan evvelki safhaların bedenleri doğrudan doğruya varlığın sahip olduğu idrak ve irade ile yönetilmekteydi. Dolayısıyla bu safhanın bedenleri dünyada yaşarken hiçbir hareketlerinden sorumlu değildiler. Otomatik yaşadıkları bu dünya hayatında bir sorumluluk yüklenmeyen bedene ait iradeler bir sonraki safha olan insanlık safhasında sorumluluk yüklenme hakkına sahip olmaktadır. Yani daha önceki safhada varlığa ait idrak ve irade hürriyetinin bir kısmı insanlık safhasında hakim olduğu bedenin idrak ve iradesine teslim edilmektedir. Fakat, bu irade hürriyetinin herhangi bir şeyi arzu etmek hürriyeti olmadığının da bilinmesi gerekir. Yani doğrudan doğruya bir şeyi istemekle o şeye karşı eğilimli olmayı ifade eden arzulamak birbirinden farklıdır. İdrak ise bir anlama yeteneğidir.
Devamını oku...
İnsan hayatının gerçek amacı ve hedefi hakkında az çok bilgiye sahip olanlar, insanlığın ulaşmış olduğu realitelerin ne kadar çok gelişmiş olduğunun farkındadırlar. Zira, şimdiki zamanın en geri realitesi, içinde bulunduğumuz bu devrin ilk zamanlarında meydana gelen en ileri realitelerle kıyas edilemeyecek kadar ilerlemiş bulunmaktadır.
Her insan, dünya hayatında kendi realite seviyesine göre, çok geri realitelere sahip olan insanlarla karşılaşabildiği gibi, kendi realitesinden çok ileride bulunan realitelere sahip insanlarla da karşılaşabilmektedir.
Devamını oku...
Bu konuya pratik açıdan bir bakalım. Dünya hayatının amacı, yüksek planlar tarafından verilen son bilgilerden sonra net olarak açıklığa kavuşmuştur. Bu son bilgileri doğru dürüst incelemiş olanlar, bu bilgilerin ne kadar çok yüksek değerlere sahip olduklarını fark etmişler ve bu gerçeğin sezgilerini kazanmaya başlamışlardır. Dünya hayatının öncesini, sonrasını ve amacını açıkça ifade etmiş olan bu bilgiler, her varlığın er veya geç mutlaka fark edip sezgisine varacağı bilgiler olacaktır. Dünyada ihtiyaç duyulan her bilgi, yerinde ve zamanında verilmektedir. Bu bilgilere uzak kalmış olmak veya henüz karşılaşmamış olmak, öz varlıkların ihtiyaç duyduğu öz bilgi materyallerinin henüz tamamlanmamış olmasından kaynaklanmaktadır. Öz bilgi materyallerinin dünyadaki birikintisi, çeşitli realiteleri meydana gelmekte ve varlıklar da bu realitelerle gelişebilmektedir.
Devamını oku...
Yüksek alemlerden insanlığa verilen temel bilgi ve prensipler çok büyük gerçekleri ifade etmektedirler. Bu temel bilgi ve prensipler bir bilgiyi şekillendirme kabiliyetine sahip olan insanlarda kainatın ve ruhların nasıl birlikte olduğu hakkında bir vizyon yaratmaktadır.
Yani en küçüğünden en büyüğüne kadar ayrıntılarıyla izah edilmiş olan kainat içi ve üstü olaylar, ruhları da kapsayacak şekilde bir vizyona dönüştürülmesi büyük düzenin görünmesini veya temel sistemin nasıl kurulmuş olduğunun ana hatlarını ortaya koymaktadır. Fakat, izah edilmiş olan yüksek prensipler aynı olmasına rağmen her insanda bir vizyonun açısı veya ince ayrıntılarını gören objektif ayarı gibi ayarlar her insanın bilgi sezgi ve idrak kabiliyetlerine göre çok değişik şekillerde meydana gelmektedir.
Devamını oku...
Üniteden gönderilen tesirlerle asli maddelerde meydana getirilen hareketler ruhların bir kabiliyetini uyandırmaktadır. Daha evvel bu kabiliyete içgüdü denmişti. İçgüdü, hayvanlarda bulunan bir kabiliyeti hatırlatsa da kainat üzerinde kalan bir içgüdü ve ilkellik bildiğimiz gibi bir içgüdü ve ilkellik olmayacaktır. Fakat, bu içgüdünün geliştikçe açılan ve genişleyen durumlarına bakınca ilk halinin de ilkellikle ifade edilmesi gerekmektedir.
Ruhun özellikleri ve sonsuz kabiliyetleri hakkında bir bilgi verilmemiştir. Zaten bu içgüdü gelişerek sezgilere ve daha sonra idrake dönüştüğü için, bu idrakin insana ait dar bir kısmıyla ruhun kendisinin veya özelliklerinin anlaşılması imkansızdır. Yani ruhun bir kısım kabiliyetiyle ruhun özelliği ifade edilemez. Onun için, tüm zaman ve mekanların üzerinde kalan ruhlar hakkında, yüksek vazife planları tarafından verilen bilgilerin dışında bir şey söyleyebilecek durumda değiliz. Ruhtaki bu içgüdünün ilk defa nasıl uyandırıldığı daha evvel izah edilmişti. Ruhun bir varlığa nasıl sahip olduğu da izah edilmişti. Bu varlık, kendinde bulunan içgüdüsüyle atomların manyetik alanlarına hakim olup tecrübe yapmaya başlıyordu. Varlık, bir kainat maddesi ve içgüdüsü de ruha aitti.
Devamını oku...
|