 (13 Nisan 2011)
|
Bilimin sınırları hakkında bir şey söylemeden önce, onun gerçekte ne olduğunu, nasıl ortaya çıktığını, neye hizmet ettiğini, veya var olma sebeplerini kavradıktan sonra onun sınırları hakkında bir şey söylemek yerinde olacaktır. Sürekli gelişen bir bilginin içerisinde gömülüyken o bilginin sınırları tayin edilemez. Şimdi, bilimin ne olduğunu kavramanıza yardımcı olacak bazı önemli bilgileri basitçe ifade etmeye çalışalım. Önce, bilimin gelişmesine yol açan arka plandaki görünmeyen sebeplerden başlayalım.
Her insanın bir varlığı vardır. Dünyada bedenli olarak yaşayan bir insanın tek bir hayatı, onu insan olarak yaşatan varlığın toplam hayatlarının binde biri veya üçü gibi bir kısmına tekabül eder. Bu kısım, bir insanın doğumundan ölümüne kadar dünyada yaşadığı tek bir hayatıdır.
Varlıkların, insan bedenlerini kontrol ederken beyinlerinin manyetik alanlarını kullanarak kontrol ettiklerini biliyorsunuz. Bu, varlığın bugün kurmuş olduğu insan beyninin gelişmiş idrak kabiliyetini, ilk kurduğu insan beyninin idrak kabiliyetini veya kavrama yetisini, kendi kabiliyeti oranında altı yedi yüz kez dünyaya doğarak artırmış olması demektir. Bunu biraz açalım.
Devamını oku...
Dünyanın geçmiş devir veya dönemlerinin nasıl başlayıp bittikleri dahil, yetmiş bin yıl önce bu devrin kurulduğu günlerden bu günlere kadar gelişen dünyanın nasıl ve niçin geliştiği, ve bu günlerden sonra meydana gelecek olan gelişmelerin vazifeli varlıklar tarafından ayrıntılarıyla anlatılmış olması, insanlığın birkaç adım daha atarak geçmek zorunda kalacakları karanlık koridoru aydınlatmış ve karşıda yeni bir devrin giriş kapısını ortaya çıkarmış gibidir. Asırlardır insanların özlemle beklediği, bazılarının da korkuyla beklediği, ve çok çeşitli isimler verdiği büyük değişimin veya dönüşümün eşiğine dünya adım atmış bulunuyor. Henüz karşıda görünen ve yaklaşan büyük değişimin farkında olanlar, olmayanlardan oldukça azdır. Bu azınlık, karanlık koridoru aydınlatan ışık gibi geleceğin bilgisine ve idrakine sahip olanlardır. Hani etrafta olan biten bir şey yok bu değişimin eşiği nerede? diye soran veya görmek istemeyenler de çıkacaktır. Fakat, az bir zaman ayırıp dünyanın içinde bulunduğu durumu gerçekten öğrenmeye çalışmaları ve düşünmeleri yaklaşan bu büyük dönüşümü görmek için yeterli olacaktır.
Devamını oku...
Bu yollara genel olarak bir bakalım. Bir hayatın sonunda meydana gelecek olan ölüm ve ardından spatyom; spatyom hayatından sonra ortaya çıkacak olan yol ayrımına göre ya tekrar doğum ya da diğer yolun ebedi yolculuğuna atılacak olan ilk adımlar, yaşanması zorunlu olan olaylardır. Bu olaylar içerisinde insan için en zorlayıcı olan safha, spatyom hayatıdır. Bu sebeple, spatyom hayatını daha kolay atlatabilmek için veya bu safhada neler olduğunun sezgisini biraz daha kuvvetlendirebilmek için, ayrıntılarının geneli üzerinde biraz duralım. Zira uyanık insan kesinleşmiş bir yolculuğun hazırlığını daha öncesinden yapar.
Yukarıdan verilen bilgilere göre; dünyada yaşadığımız olaylar, spatyomda öz bilgiye çevrilirken en ince ayrıntısına kadar ortaya çıkarılıp tekrar yaşanmaktadır. Halbuki bu olayları dünyada yaşarken, ne ince ayrıntılarını ne de ne işe yaradığını bilerek yaşarız. Üstelik yıllar geçtikçe beyne bağlı geçmiş hatıraları da unuturuz. Şuur dışında kabaca biriken dünya bilgilerinin içerisine, tahmin edilenden çok fazla materyal birikmektedir. Bunların birçoğunun unutulması, kaybolup gittiğini göstermez. Bununla birlikte, dünya hayatının gerçek amacının idrak edilebilmesi için, doğumdan itibaren, tüm yaşanmış hayatın hatırlanması da gerekmez. Yani geçmişi ayrıntılarıyla hatırlamadan da hayatın sırlarını kavramak mümkündür.
Devamını oku...
Hayatın derinliklerinde bulunan gerçeklerin bulanık sezgisi, her geçen gün içerisinde biraz daha netleşmektedir.
Dünya hayatında yaşanan hallerin gerçek manası ve bu mananın kaynağı, ruhta bilinmeyen bir davranışın maddeye yansıması olarak anlatılmıştır. Yani ruhtaki bu davranış, maddi bir ortamda ifade edilmek istendiğinde, bu ortam eğer insan ise bir insanın yaşadığı çok çeşitli ruh halleri olarak ortaya çıkmaktadır. Maddenin imkanlarıyla birlikte, ki bu imkanlar ruhun tekamülüyle paralel olarak gelişmektedir, onlara bağlı zaman ve mekan kavramlarını da göz önüne alarak, bu bilginin çok derin düşünülmesi, insan hayatının derinliklerinde bulunan gerçek sırların sezgisini de ortaya çıkaracaktır.
Bazı bilgiler; insanların çiçeklere, böceklere veya mercek altında bunların hücrelerine bakarak bulabileceği bilgiler değildir. Onları otomatik olarak yaşatan asıl varlıklarının kime, nasıl ve ne maksatla hizmet ettiğinin gerçek bilgisi, onların davranış şekillerinde bulunmaz. Gerçek amaçları görünen hareketlerin arka planında saklı olduğu için arayıp bulunamazlar. Bunların dışarıdan yani yukarıdan verilmesi gerekir. Fakat, yaşayan bedenlilerin kendi var oluş sebeplerini öğrenmeye çalışmaları, veya öğrenmeye çalıştıkları bu bilgilerin kendilerine verilmesi bir takım hak ve liyakati de gerektirir. Şimdi, hayatın derinliklerinde bulunan bu önemli konu üzerinde biraz duralım.
Devamını oku...
Şuur dışı mekanizmasının niçin gerekli olduğunu anlayabilmek için maddenin oluşumu ve süregelen gelişimiyle birlikte, o maddelere bağlı zaman farkları dahil tümünü birden görebilecek bir düzeyden bakmak gerekir. Oldukça karmaşık görünen bu konu hakkında ön bilgilere sahip olduğunuzu var sayarak basitçe ifade etmeye çalışalım. Önce, öz varlığın aslının ne olduğunu hatırlamak gerekir. Yarı süptil maddenin tekrar geliştirilmesi sonucunda ortaya çıkan çok daha ince maddelerden, yani süptil maddelerden meydana getirilmiş olduğunu biliyorsunuz. Doğal olarak bu titreşimde olan maddelerin bir zamanı vardır. Basit atomlardan meydana gelen maddelerle, bu atomların geliştirilmesi sonucunda ortaya çıkan çok daha ince maddelerin hareketlerine bağlı olan zaman farklıdır. İlk defa kurulmuş bir öz varlığın hareketlerinin nereden kaynaklandığını da biliyorsunuz. O, kendisine hakim olan ruhtaki bilinmeyen bir davranışı yansıtmaktaydı. Bu varlığın tamamı ruhun hakimiyeti altındadır. Hiçbir şeyi hiçbir şekilde bölünemez ve parçalanamaz.
Devamını oku...
|