 (13 Nisan 2011)
|
Bize şu anda neler olduğunu, gelecekte neler olacağını anlayabilmemiz için geçmişimizi bilmemiz son derece yararlıdır. Örneğin bitkiler, büyürken neler yapılması gerektiğini hesaplayabilmek için Fibonacci düzeni adı verilen matematiksel bir sistem kullanırlar. Bitki ne yaptığını görmek için geçmişe bakar, şu an nerede olduğunu tespit eder, sonra ne yapacağını anlar. Bir süre önce oluşan yaprakların üstüne yeni sayılar ekleyerek kaç tane yeni yaprak oluşturacağını bulur. Örnek olarak, kendi kendine şöyle söyler: Biraz önce bir yaprak yaptım, ben de varım demek ki şimdi iki tane büyütebilirim. İki yaprak olunca bu kez; bir taneydim, iki tane daha ürettim şimdi üçüm, vb. Yeni bir şeyler yapabilmek için önce ne yaptığına bakmak zorundadır. Bu organik yapının kuralıdır.
İnsanlar olarak bizler de günümüzdeki belalardan kurtulabilmek için tarihimizi bilmeli, bu belalara nasıl bulaştığımızı iyice anlamalıyız.
Devamını oku...
Bu gezegendeki tüm boyut seviyeleri aslında şu anda buradalar ve birbirleriyle iç içeler. Bu boyutların birbirlerinden yegane farkı sahip oldukları dalga boylarındaki farklılıktır. Dalga boyu tüm evren için bir anahtardır. Biz dalga boyları tarafından meydana getirilmiş bir gerçeklik içinde yaşamaktayız. Şu an içinde bulunduğumuz üçüncü boyutun dalga boyu 7,23 santimetredir. Nasıl ki müzikteki notalar birbirinden farklıdır, dalga boyları da neredeyse tam onlara benzer biçimde birbirlerinden ayrılırlar. Gamdaki tüm notalar birbirinden farklıdır, notaların dalga boyları birbirine benzemez. Piyanodaki her oktav için sekiz beyaz beş siyah tuş bulunur. Bunlarda piyanoyu çalan kişinin gam oluşturmasını sağlar. On üçüncü nota aslında bir sonraki oktavın ilk notasıdır ve bu oktavlar her yöne doğru birbirlerini takip ederek ilerlerler. Nota aralarında ve geçişlerinde armonik geçişler olur bunlara boyutsal terminolojide üst ton adı verilmektedir.
Devamını oku...
Büyük dönüşüm için bilinçlenme vakti geldiğinde gerçek dönüşüme önderlik eden eşzamanlı ölüm ve doğum süreci gerçekleşir. Dünya gezegeni günümüzde ciddi sorunlarla yüz yüze. Bu sorunlar devletlerimizin bize bildirdiğinden çok daha ciddi sorunlardır. 1989’dan başlayarak hakim güçler bazı endişe uyandırıcı bilgileri ifşa etmeye başladılar. Ancak tabi ki sadece ufak tefek parçalar halinde, yarım yamalak bilgilerdi bunlar. Eğer bu sorunlardan herhangi bir zirve noktasına ulaşırsa be gezegendeki tüm yaşam türleri ciddi bir şekilde tehdit altında olacaklar. Ve bu sorunlar hep akla gelen sorunlardı.
Örneğin 1980’lerde Jacques Cousteau dünyadaki deniz ve okyanusların ölmekte olduğunu iddia etti. İlk başta hiç kimse onu ciddiye almadın ama 1990’a dek Akdeniz’in yüzde 85’i ölmüştü. Atlas okyanusunun da bu duruma gelmesi için fazla bir süre kalmadı. Pasifik çok daha fazla suya sahip olduğundan diğerlerine nazaran biraz daha iyi durumda.
Devamını oku...
Neden tüm bunlar şimdi oluyor? Neden 10.000 yıl önce veya sonra değil de şimdi? Şimdi oluyor çünkü dönüşümümüzün son evresindeyiz. Tüm aşamaları geçerek son evreyi tamamlamak üzereyiz. Bunu açıklayabilmek için az önceki öyküme geri dönüp biraz daha Drunvalo merkezinden bahsetmem gerekiyor. Melkisedek gezegenimizde iki kritik devinim olduğunu söylüyor. Birincisi, yeni bin yılla ilintili olarak ekinoksların etkileşimi, ikincisiyse çok yeni keşfedilen bir ses titreşimi. Biz, yani tüm güneş sistemi, uzay boşluğu içinde sipiraller çizerek ilerlerken tüm bu olaylar aslında bir şeylere doğru yaklaştığımızı işaret ediyor. Astronomlar uzayda bizden başka birilerini araştırmaya başlamamızla bir şeylerin farkına vardılar. Belli takım yıldız bölgeleri sayıldı, sonra yıldız kümeleri denetlendi. Dört beş yıl kadar önce bir yıldız özellikle hedeflendi. Sirius A. Sistemimiz uzayda Sirius A’ya doğru yaklaşmaktadır.
Devamını oku...
Doug’tan iki farklı video kaset daha aldım. Birincisinde 51. Bölge olarak adlandırılan araştırma bölgesiyle ilgili Las Vegas KLAS televizyonunun hazırladığı bir dizi rapordan bahsediyordu. Bu kasette Bob Lazar Amerikalılar’ın uzaylılar üzerinde deneyler yaptığını iddia ediyordu. Lazar 51. Bölge’nin eski bir çalışanı olduğunu söylüyor, bu uzaylıların Griler olduğu belirtiyordu.
İkinci kaset “ Plaiades Bağlantısı” adını taşıyordu. Burada da Bill Meier ile bir gurup Pleiadean arasındaki temaslarla ilgili öyküler yer alıyordu. Bu kasette Meier tarafından çekilen, ışık saçan Pleiades gemilerinin fotoğrafları da yer almaktaydı.
Devamını oku...
|