 (13 Nisan 2011)
|
Kendinizi değiştirmek fikriyle, örneğin şuurlu hale gelmek ve daha yüksek merkezlerle ilişkiyi geliştirme gibi kesin amaçlarla, kendiniz üzerinde çalışmaya başlamaya karar vermeden önce çok ciddi düşünün. Bu çalışma hiçbir uzlaşmayı kabul etmez ve çok büyük bir miktarda öz disiplini ve tüm kurallara ve özellikle de direkt talimatlara uymayı gerektirir.
Çok ciddi düşünün: İtaat etmeye gerçekten hazır ve istekli misiniz? Bunun zorunluluğunu iyice anladınız mı? Geri dönüş yoktur. Eğer önce kabul eder, sonra geri dönerseniz, o ana kadar kazandığınız her şeyi kaybedersiniz. Bu, gerçek bir kaybediş olacaktır; çünki kazandığınız her şeyi sizde bir yanlışlığa dönüşecektir. Buna karşı ise hiçbir çare yoktur.
Devamını oku...
“ Negatif heyecanlar” terimi tüm şiddet ve depresyon heyecanlarını ifade eder. Kendine acıma, öfke, şüphe, korku, tedirginlik, sıkıntı, güvensizlik, kıskançlık ve diğerleri gibi. İnsan bu negatif heyecan ifadelerini, sıradan bir biçimde, oldukça doğal ve hatta gerekli bir şeymiş gibi algılamak eğilimindedir. Büyük sıklıkla da, bu heyecanlar, “ samimiyet” olarak adlandırılır. Elbette ki, bunun samimiyetle ilgisi yoktur; bu heyecanların ifadesi sadece insandaki bir zayıflığın, kötü huyun ve kendi kederini kendine saklama kapasitesinin yetersizliğinin sembolüdür. İnsan bunu, bu anlatıma karşı çıkmaya çabalarken idrak eder ve buradan bir başka ders daha çıkarır. Mekanik tezahürlerle( görünümlerle) ilişkili olarak; onları gözlemlemenin yeterli olmadığını, onlara karşı direnmenin şart olduğunu, çünkü insanın direnç göstermeden onları gözlemlemesinin imkansız olduğunu idrak eder. Bunlar, öylesine çabuk, öylesine alışkanlık eseri ve öylesine fark edilmez bir biçimde ortaya çıkarlar ki, insan onlara engel olmak için yeterli çabayı göstermezse, onların farkına bile varmayabilir.
Devamını oku...
Ouspensky: Yaşam, üzerinde çalışırsak varlığımızı değiştirebileceğimiz kadar uzun değildir, çünki yaşamda bunun dışında her şeyi yaparız. Bir şeylere ulaşmak, ancak kişi daha mükemmelleştirilmiş bir yöntem kullanırsa mümkün olur. İlk koşul anlamaktır. Heyecanlar ve irade ile ilgili çabalar da gereklidir. İnsan, iradesinden vazgeçmek için kendi kendisinin üstüne gidebilmelidir.
Önce kendinize sormalısınız: İrade nedir? İrademiz yoktur ki, olmayan bir şeyden nasıl vazgeçmeye kalkarız? Bu her şeyden önce şu anlama gelir; hiç iradeniz olmadığını asla kabul etmezsiniz. İkincisi, her zaman değil sadece bazı anlarda irade sahibiyizdir. İrade, güçlü bir arzu demektir. Güçlü bir arzu sahibi değilsek, vazgeçecek bir şey de yok, irade de yok demektir. Bir başka anda, çalışmaya karşı çıkan güçlü bir arzumuz varsa ve eğer onu durdurursak, bu, iradeden vazgeçtiğimiz anlamına gelir. Bu, iradeden her an vazgeçebiliriz demek değildir, bunu sadece çok özel anlarda başarabiliriz. “ Çalışmaya karşı çıkan” ne demektir? Çalışmanın kurallarına ve ilkelerine ya da kişisel olarak, size yapmanız ya da yapmamanız gerektiği söylenen şeylere karşı çıkmak demektir. Bazı genel kural ve ilkeler olduğu gibi, değişik kişiler için bazı kişisel koşullar da olabilir.
Devamını oku...
Bu sistemin amacı insanı vicdanıyla tanıştırmaktır. Vicdan, her normal insanlarda belirli bir niteliğe sahiptir. O, şuurlulukla aynı nitelikte ama gerçekten de farklı bir ifadedir, sadece şu farkla ki, şuurluluk daha çok entelektüel yanımız üzerinde; vicdan ise daha çok ahlaki ( yani duygusal) yanımız üzerinde işlev görür. Vicdan insanın, kendi ölçüleri içinde neyin iyi, neyin kötü olduğunu idrak etmesine yardımcı olur. Vicdan, duyguları birleştirir. Aynı gün içinde aynı konu hakkında hem hoş hem de hoş olmayan ve birbiriyle çelişen pek çok duyguyu yaşatabiliriz. Bu duygular ya hemen birbirleri ardından gelirler, ya da hepsi aynı anda ortaya çıkabilirler ve bizler vicdan yokluğu yüzünden bu çalışmaları fark etmeyebiliriz. Tamponlar, bir “ben” in ya da bir kişiliğin birbirlerini görmesini engellerler, fakat bir vicdan aşaması söz konusu olduğunda kişi tüm bu aykırılıkları artık görmezlikten gelemez. Sabah bir şey söylediğini öğleden sonra başka bir şey, ve akşam ise yine bambaşka bir şey söylediğini hatırlayacaktır, ama günlük yaşamda hatırlamaz, ya da hatırlasa bile neyin iyi, neyin kötü olduğunu bilmediğinde ısrar edecektir.
Devamını oku...
GİRİŞ
P.D. Ouspensky’nin Tertium Organum ( ilk kez 1912’de Rusya’da basıldı, daha sonra 1920’de İngilizceye çevrilerek İngiltere’de basıldı, o tarihten sonra da defalarca yeni basımları yapıldı) adlı eseri ile başlayıp, kısa çalışmalarını bir araya getirdiği bu yeni kitabına gelinceye dek basımı yapılan herhangi bir yazılı eserini yorumlayabilmek için; bizzat kendisinin de, Gerçeğe ulaşmanın ana metodu olarak yazılı anlatıma fazlaca bir inancı olmadığını hatırlamak yerinde olacaktır. Ancak ( kendi çevresindeki grup üyelerinin, kendi aralarında Ouspensky’ye hitap ettikleri gibi) “ O”, bilgelik yolunu ya da bilgiye ulaşma arzusunu küçümseyen bir tutuma da sahip değildi.
Devamını oku...
|